Zen Zihni Başlangıç Zihnidir (1970) / Shunryu Suzuki

“Başlangıç zihni ‘ben’i aşarak sadece evrensel aklın bir ifadesi olduğunu fark eder ve bu da doğal olarak beraberinde merhameti getirir. İyi ve kötü veya kabul edilebilir ve kabul edilemez gibi kutuplaşmalar yaparak düalist tarzda düşünmeyi bırakır ve sonuç olarak anı olduğu gibi görerek bütünlüğe odaklanabilir.

Suzuki zihnin aşırılıklarını yumuşatmanın en iyi yolunun oturmak, hareketsiz durmak ve nefes almak olduğunu belirtir. Nefes bu uygulamanın temelini oluşturur. Zihin nefes alma ve vermeye odaklanarak genellikle, düşüncelerimizi meydana getiren küçük benliğimiz, ‘ben’ üzerinden dikkatini dağıtır. Onun yerine evrensel doğamız, ‘Buddha doğamız’ dikkatimizin odağı olur. Suzuki’nin deyişiyle, küçük zihnimizden büyük zihne geçeriz.

Gerçek nedir? Her şeyin hiçlikten geldiği, dünyamızın rengini ve şeklini yöneten şekilsiz ve renksiz bir hiçliğin var olduğudur. Her şey hiçbir şeyden doğduğu için, hiçbir şey bir şey olmalıdır. Bu tanımlanamaz bir niteliktir.

Zazen uygulaması sayesinde anlarız ki dünya temelde dengesizdir, yani daima değişmektedir ve genellikle karmakarışıktır. Fakat dünyanın görünmez arka planı, dünyayı meydana getiren âlem mükemmeldir ve zazen’de tecrübe edebileceğimiz şey bu mükemmel uyumun farkına varmaktır. Tabii bu tecrübe tüm yaratılmışlarıyla dünyaya bakışımızı değiştirir. Bize, ‘Demek ki dünyanın tabiatı bu.’ diye düşündürür.”

“Beden ve zihin sahibi olduğumuzu düşündüğünüz için yalnız hissedersiniz ama her şeyin uçsuz bucaksız evrende bir anlık olduğunu fark ettiğinizde çok güçlü olursunuz ve varlığınız çok anlamlı hale gelir.”

“Suzuki genellikle bilgi toplayarak kanaat edinmek istediğimizi söyler ama Budizm’de bunun tersi geçerlidir. Budizm’in amacı, zihni ıvır zıvırdan temizleyip berrak zihinli olmaktır. Bu akılsızlık değildir, evrenin sonsuz ve mükemmel zekasına ancak böyle ulaşabiliriz.

“Zihniniz boşsa, daima her şeye hazırdır, her şeye açıktır. Başlangıç zihninde pek çok olasılık vardır, ustanın zihnide ise çok az.”

“Başlangıç zihninde, ‘Bir şeyi elde ettim,’ düşüncesi yoktur. Tüm bencilce düşünceler muazzam zihnimizi sınırlar. Herhangi bir başarı düşüncesi, benlik düşüncesi taşımadığımızda gerçek başlangıç zihnindeyiz demektir. İşte o zaman bir şeyler öğrenebiliriz.”

“Huzurlu ve öğrenmeye açık bir zihne kavuşmak için oturmak ve nefes almak yeterlidir.”

Shunryu Suzuki

1905’te Japonyada doğan Suzuki, babasının eski öğrencisi Zen ustası Gyokujun So-on-roshi’nin öğrencisi olduğununda henüz 12 yaşındaydı. Budizm eğitimi verilen bir üniversite olan Komazawa’da, sonra da Eihiji ve Sojiji eğitim manasatırlarında eğitim gördü. Ustasının ölümü üzerine Suzuki onun tapınağının işletmesini ve oranın bağlantılı işlerini üstlendi.

1959’da ABD’ye ziyarete gittive San Francisco’ya yerleşerek oranın kalıcı sakini oldu. Üç Zen merkezi kurdu, bunlardan biri ABD’deki ilk Zen eğitim manastırıdır.

Zen Zihni Başlangıç Zihnidir Suzuki’nin bir öğrencisi olan Marian Derby’nin fikridir ve onun Los Altos’taki konuşmalarına dayanır. Trudy Dixon ve Richard Baker eseri düzenleyerek yayına hazırlamıştır.

Suzuki 1971’de San Francisco Zen Merkezi’nde hayatını kaybetti.

Bilgi Paylaştıkca Çogalır...

5 Cevaplar Kime:“Zen Zihni Başlangıç Zihnidir (1970) / Shunryu Suzuki”

  1. Neden oturunca ,huzurlu ve öğrenmeye açık bir zihne kavuşuyorum da ,yatarken kavuşamıyorum.Yatınca sıra mı geliyo?? yoksa bu zen şeysinin siniri mi bozuluyo hayır yani belki amuda kalkarken huzurlu ve öğrenmeye açık zekaya kavuşacağım olamaz mı ?yatınca huzursuz ve gerizekalı mı oluyorum bu durumda? zen felsefesi diye uyduruk kitapları paylaşınca bir de yetmeyip bunu dünyanın mükemmel oluşuna ve evrenin zekasına bağlayınca bilimsel bir altyapı mı oluşmuş oluyor? nasıl bilimsel nasıl bilimsel anlatamam demekki ben yatınca yada amuda kalkarken evrenin mükemmel zekasına bişeyler oluyor.Yaşlandıkça paylaşımların da bilimselleşmiş çok belli ..Hayırdır yakında siyasete girip 2 rekat namazla evrenin zekasına kavuşun gibi sloganlar da vermeye mi baslayacaksın?

    ****************************************

    Bence oturmak, yatmak ya da amuda kalkmak arasında huzur bulmak açısından çok ciddi farklar yok. Zira huzur bizim bedensel hareketlerimizden daha çok zihnimizin evreni nasıl algıladığı ile ilgili. Sanırım her insanın evreni ve kendisini rahat algılayacağı bedensel pozisyon kendine has. Her şey bir yana bu durumların bilimle bir alakası olduğunu da sanmıyorum.
    Zen insana huzur verebilecek bir yaklaşım olduğu için paylaşma ihtiyacı hissettim.
    Yaşadığım sürece etiğin olmadığı bir ülkede siyasete girme gibi bir düşünce sahibi olacağımı da hiç sanmıyorum.

  2. Zihin keskinliği, bilgiyi öğrenme ve özümseme yeteneği, odaklanma ve hatırlama hepsi nefesin kalitesin­den büyük ölçüde etkilenir, çünkü beyin işlev yapmak için çok miktarda oksijene gereksinim duyar.

    (Yeterli oksijene ulaşamayan beyinler sığ, agresif, duygusuz ve kaba olabiliyor, toplumda her an karşımıza çıkan örnekler var. Bazen kasa kuyruğunda, bazen sosyal medya yorumlarında rastlayabiliyoruz bu “beyni nefessiz ve ruhu sevgisiz” organizmalara…;)

    Kendi adıma ben, henüz bu konularda yeniyim, henüz doğru meditasyon yapabildiğimi zannetmiyorum. Yine de nefes tekniğini kullanmak, gergin, endişeli olduğum durumlarda çok işe yarıyor.
    Zaman zaman “gülün kalbi” tekniğini, nefes ritmi ile birlikte uygulayarak zihnimi boşaltmaya çalışıyorum.

    Çok güzel bir paylaşım. Henüz okumadığım bir kitap ve okunacaklar listesine ekliyorum. Paylaştığınız için teşekkür ederim. :)

    **************************************

    İlginiz için ben teşekkür ederim.
    Nefes hayattır. :)

  3. Yaşadığın süre içerisinde mantığın olmadığını savunduğun askeriyeye geri dönmediğin gibi etiğin olmadığını düşündüğün siyasete de eminim girmezsin 🙂 nedense birden aklıma Descartes geldi “insanların gerçekte ne düşündüklerini anlamak için, ne söylediklerine değil, ne yaptıklarına bakın” demiş.Bu yüzden insanların ilk söylediklerine değil son yaptıklarına bakmalıymışız çünkü ilk başta herkes iyiymiş, karakter sonradan ortaya çıkıyormuş…🙂🙂 Zen’in insana huzur verebilecek bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum
    İnsan yeter ki huzuru aramak istesin, onu istediği her yerde bulabilir.Kimisi sessizlikte kimisi okuduğu yada yazdığı şiirde kimisi dinlediği müzikte…bunun için zen zihnine kavuşmamıza ihtiyacımız yok.Bu tür yaklaşımlar bilakis insanların bilinçaltını şartlandırıp koşullandırarak mutlu etmeyi amaçlandırıp geçici huzur hissiyatıyla kandırılmalarından öteye gidemiyor Tıpkı Pavlov’un köpeği deneyinde olduğu gibi 🙂Ama görüyorum ki bazılarımız kandırılmaya o kadar çok ihtiyaç duyuyor ki koşulsuz inanmaya şartlandırıyor kendini.Okumadığı kitabı sevebiliyor mesela ☺️ mealini bile anlamadığı kitabı kutsayabiliyor.Kendini avatar ilan etmiş sahtekar ve karakter yoksunlarına biat etmeyi haklı bulabiliyor Adeta dogmatik bir ahmaklıkla ,danışıklı körlük arasında gidip gelen tek hücreli varlıklar gibi hareket ediyor.Toplumda her an karşımıza çıkabiliyo bunlar 😀🙂20 yıllık eşinin kendisine karşı bir tane davranışını değiştirememiş ama sandalyeye oturup nefes alınca müthiş değişimler yaşayacağına inananlar gibi😀🙂 gül tekniğini öğrenince nefes alacağını düşünüp suni solunum tekniklerinden bahsedince ‘wat didin gülüm’ modunda yaşayanlar gibi ☺️ 🤪Asıl değişim bencilliklerimizden kurtulduğumuzda gerçekleşir.Umarım birilerine körü körüne inanmayı ,şakşakçılığı,itaat etmeyi bırakıp; itiraz etmeye sorgulamaya,düşünmeye başladığımızda farkına varacağız asıl değişimin 🙂asıl nefes almanın nefes olmaktan geçtiğini anladığımızda değişecektir dünya🙏
    ***
    Dip not : Korkak insanları sevmiyorum,özellikle kendi paylaşımlarının altında söyleyemediklerini baska baska isimler oluşturarak yorum yapanlara 🙂.Biraz zavallı biraz da acıklı bulurum hallerini..

    Sana sazınla birlikte kendin çalıp kendin söylemede kolaylıklar diliyorum

    ****************************************

    Okuduğum kitaplar, edindiğim bigiler ve kendi düşünce dünyamda oluşturduğum fikirleri paylaşmak maksadıyla yıllar önce bu blogu açtım. Umudum paylaştığım bilgi ve fikirler hakkında entellektüel merak hisseden kişilerin fikirlerinden haberdar olarak zihnimi zenginleştirmekti.
    Yıllar içinde çok değişik bakış açıları keşfetme, değerli fikir ve düşüncelerle beslenme imkânım oldu. Dizginsiz duygular ve ruhsal hezeyanların aklını esir aldığı kişilerin hastalıklı fikirlerine neredeyse hiç tanık olmamıştım şu ana kadar. Ancak ağır hakaret içermediği sürece, her fikre saygı duyduğum için değil, insanlara paylaşma imkânı sunulmuş yerde fikirlerini beyan etme özgürlüğüne saygımdan dolayı bu yoruma cevap yazıyor ve paylaşılmasına müsade ediyorum. ( İftira nedir? Bir fikir midir? Bu başka bir tartışma konusu olacağı için burada değinmiyorum bile.)
    Ne mutlu bana ki, blogumu takip eden kişilerden şu ana kadar aldığım geri beslemeler genelde entellektüel ilgilerin sonucu olduğundan, oldukça seviyeli, besleyici bazen de çokça neşe verici olmuştur.
    Gözlemlemeye değer veren birisi olarak, klavyenin başına geçen insanların, sosyal medya ile sosyal insan ilişkileri arasındaki bağlantının farkında olamayabileceğini görmüş olmak beni hep düşündürmüştür. Bu düşüncem insanların hakikati kavrama konusunda oldukça kırılgan bir zihin yapısına sahip olduklarını görmemi de sağlamıştır. Zira insan, muhakeme gücünü yeteri kadar kullanmaz, anlama yeteneğini geliştirme gayreti göstermez, mantığı ve aklı yerine tamamıyla duygularının esiri olduğunda her korelasyonun nedensellik içerebileceğini zannetmek gibi berbat bir çukurun içine yuvarlanıveriyor.
    Aslında yazmış olduğunuz yorumu okuduğumda SONUÇ; Türkçemizde kelime karşılığı olmayan ancak latince olarak nefis bir şekilde ifade edilebilen bir durumun çok bariz bir örneğidir. Bu kavram Latince Argumentum ad hominemdir. (Tartışmanın özünden sapıp tartışmada yer alan kişilerin şahsını hedef alan argüman.) Zira “Zen Zihni Başlangıç Zihnidir (1970) / Shunryu Suzuki” konulu bir paylaşımın altında bu yorumun kavramsal karşılığı ancak bu olabilir.
    Ancak SEBEP konusunda kaynağı ben olmadığım için düşünce üretmekten sakınıyorum. Sebebi açığa çıkartma konusu yorum sahibinin sorumluluğundadır, tıpkı yazılanların anlaşılmasından yazanın değil de okuyanın sorumlu olması gibi.
    Aklını duygularının ve hezeyanlarıın emrine vermiş insanların kulakları vardır ama duyamaz, gözleri vardır ama göremez. Bu gerçeği deneyimlerimden bildiğim için, yazdıklarım yorum sahibinin anlaması için değil, ancak iki kişinin fikir alışverişinin herkese açık olmasından kaynaklanmaktadır.
    —“Yaşadığın süre içerisinde mantığın olmadığını savunduğun askeriyeye geri dönmediğin gibi etiğin olmadığını düşündüğün siyasete de eminim girmezsin nedense birden aklıma Descartes geldi insanların gerçekte ne düşündüklerini anlamak için, ne söylediklerine değil, ne yaptıklarına bakın”– demişsin.
    Bu tuhaf önermenin mantıkla ilgili kısmı, yazmış olduğum Oyumben adlı kitaptan, yeteri kadar muhakeme etmeden acilen çıkartılmış olabilir ancak. [Kitabın taslağını avukata gönderdiğimde, avukat kitapta FETÖ’nün baş tetikçilerinin ismi olduğu gibi yazdığından kesinlikle ceza alacağımı söylemişti bana. Her şeyi göze alarak kitabı 15 Temmuz’dan önce yayınlattım. Ancak bir korkağın yapacağı gibi(!)]
    Kitapta mantıkla ilgili bölümü aşağıya çıkartıyorum:
    Genelde sivillerin ya da askere yeni başlayanların klasik bir lafı vardı:
    “Mantığın bittiği yerde askerlik başlar.”
    Oysa mantığın bittiği yerde askerlik başlamıyordu. Çünkü askerlik, salt mantığın var olduğu bir durumda var olacak kadar mantıksız olamazdı. Bir şey bitince diğerinin başladığından bahsedemezdik, ancak ikisinin aynı anda var olduğunu dikkatle bakarsak görebilirdik. İnsan yüreğiyle göremiyorsa, sadece bakıyordur. Gözler bu durumda kifayetsiz kalıyordu. Yürek de lazımdı. Hem de kocaman bir yürek.
    Şimdi buradaki açıklamadan askeriyede mantığın olmadığı sonucu çıkarılmışsa eğer, bu sonuç okuyanın sınırlı aklından kaynaklanıyordur yazarın betimlemelerinden değil.
    —Askeriye geri dönmek ifadesi– ise hukuk sistemi ve yaşanılanlar hakkında hiçbir şey bilinmediği gerçeğini ortaya koymakla beraber, eğer ifadeyi kullananın sapkınca bir amacı yok ise, en iyi niyetle, korelasyonları sebep sonuç ilişkisine bağlamak olarak değerlendirilebilir. Bir kişi TSK’dan haksız yere ilişiği kesilmişse iki temel yol izleyebilir. Hakkını aramak için dava açmak ya da haksızlığı kabul edip hayatına devam etmek. Ben hakkımı aradım ve dava açtım. Dava açtıktan sonra iki seçenek var: Ya kazanıyorsun ya da kaybediyorsun. Kazanınca tek seçenek var (seçeneğin kendisi kazanmak zaten) mesleğe geri dönüyorsun. Hukukta davaların amaçları ve sebepleri insanların keyfine göre ayarlansa ne güzel olurdu. Davayı kazanır ve mesleğe dönmezdim. Fakat gerçek dünyada gerçek sebep sonuç ilişkileri mevcut. Açtığın davayı kazandığında o davanın sonucuna maruz kalıyorsun. Bu bir istek değil. Bunu bir istekmişcesine benim adıma yorumlayıp ve bu mantıktan, akıldan uzak yorumla beni yargılamak ancak paralize olmuş bir aklın sonucu olabilir. Bu hastalıklı yargıyı da –insanların söylediklerine değil son yaptıklarına bakmalıyız şeklinde—süslediğini zannettiğinde ancak üzerine tüy dikilmiş olunur. Bu arada Nisan 2019’da mesleğe geri döndükten sonra kadrosuzluktan emekli edildiğim 2020 Ağustos ayına kadar idareye kaç dava açtığımı, nereye ne kadar kaç sayfa dilekçe yazdığımı ve bu dilekçe içerikleri avukatım hariç kimse tarafından bilinmemektedir. Ben hayatını hakikat arayışına ve insan olarak elimden geldiğince adalete adamış bir varlık olmak için tüm gücümle çabalıyorum. Dışarıdan nasıl göründüğümle ilgilenmektense kendi anlam ve değer dünyamda var olmayı tercih ediyorum. Elbette mağarada yaşamadığım için görüldüğü kadarıyla insanların her türlü eleştiri ve yorumundan faydalanmak isterim, yeter ki eleştiri ve yorumlar gerekçelendirilebilir argümanlara, akla ve mantığa uygun olsunlar. Diğer yandan siyasete atılmak gibi benden ışık yılları kadar uzak bir kavramın neye dayanılarak ortaya konduğunu anlamam imkânsız. Etiğin olmadığı yerde siyaset nasıl olabilir? Siyasete girmem sadece ben istemediğim için değil, hiçbir siyasi partinin beni kabul etmesi mümkün olmayacağı için olasılık dahilinde değildir. Ülkemizde siyaset bir çok kurumda olduğu gibi dibine kadar yozlaşmıştır. Ben hayatımı elimden geldiği kadar yozlaşmışlıktan uzak yaşamaya çabalıyorum.
    Yorumda Zen ile ilgili bahsi geçen görüşler elbette yorumu öznel değerlendirmelerle yapan kişinin düşüncelerini ifade etme özgürlüğünden dolayı farklı bir bakış açısı olarak değerlendirilebilir. Ancak –Kendini avatar ilan etmiş sahtekar ve karakter yoksunlarına biat etmeyi haklı bulabiliyor Adeta dogmatik bir ahmaklıkla ,danışıklı körlük arasında gidip gelen tek hücreli varlıklar gibi hareket ediyor. – ifadesi tam da yukarıda açıklamaya çabaladığım gibi, kendi ile barışık olmayan, hayatı aklı ile anlayarak, muhakeme ederek yaşamak yerine, duygu ve hezeyanlarının etkisiyle güdüsel reaksiyonlar sergileyen, kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğine odaklanmak yerine diğer insanları sanki dilediği gibi yargılayıp, onlar hakkında her istediğini hakaret dâhil söyleyebileceğini zanneden, acıdan ve travmalarından beslenen zavallı kıt akıllı insanların yapacağı türden seviyesiz betimlemeler olarak değerlendiriyorum. Samimi olarak tüm kalbimle ifade ediyorum ki, burada üzüldüğüm konu; şahsıma söylenenlerden çok, toplumda kendine olan saygısı yetersiz insanların, başkalarının hayatlarına dilediği gibi müdahale edebilecek, kendi eksik bilgi ve deneyimleriyle diğerlerini kolaylıkla yargılayacak cüreti ve saygısızlığı kendine hak görmesidir. Bu ne yazık ki kişisel değil toplumsal bir sıkıntı sanırım.
    Bu arada dip notta yer alan korkak insanların sevilmemesini anlarım, ancak korkak olduğu düşünülen insanın Zen ile ilgili bir kitap paylaşımına katılaşmış ve hiçbir gerekçesi olmayan önyargıları dışkılar gibi saçıp sıvamayı anlamakta zorlanıyorum. Sazımla kendim çalıp kendim söylüyorum. Beğenen dinlesin beğenmeyen uzaklaşsın. Gölge etmesin başka bir dileğim yok.
    Bir gün insanlar kendini anlama gayretine geçmiştekinden daha fazla değer verecek, kendilerini sevecek, sayacak, ömür boyu sürecek bu kendini bilme macerasına tutkuyla sarılacak. Ardından her canlı varlığı kendisi gibi bilip sevmeye başlayacak. İşte o zaman hepimiz cennette olacağız.

  4. Dilek says:

    Tamer Bey söylenebilecek her şeyi söylemiş fakat bana da söz hakkı doğduğu için bir iki kelam edeyim.

    -“İnsan yeter ki huzuru aramak istesin, onu istediği her yerde bulabilir.Kimisi sessizlikte kimisi okuduğu yada yazdığı şiirde kimisi dinlediği müzikte…bunun için zen zihnine kavuşmamıza ihtiyacımız yok.Bu tür yaklaşımlar bilakis insanların bilinçaltını şartlandırıp koşullandırarak mutlu etmeyi amaçlandırıp geçici huzur hissiyatıyla kandırılmalarından öteye gidemiyor Tıpkı Pavlov’un köpeği deneyinde olduğu gibi”

    Ne yazık ki siz geçici bile olsa, huzuru saydığınız hiç bir yerde bulamamışsınız. Öfke sizi ele geçirmiş. Gölgenizle bile kavga ediyor olmalısınız.
    Hınç dolusunuz çünkü sevgisizsiniz. Ne sevmiş ne de sevilmişsiniz. Tavrınızdan böyle anlaşılıyor.

    Sevilmedikçe saldırganlaşmışsınız. Ne acı.. İlgiye çok ihtiyacınız olmalı. Okulda en çok bağıran, yaramazlık yapan çocuklar en fazla ilgiye ve sevgiye ihtiyaç duyanlar, ben buradayım diyenlerdir.
    Samimi olarak sizin için üzüntü duydum. Yazık, hiç kimse bu duruma düşmesin isterim.

    -“20 yıllık eşinin kendisine karşı bir tane davranışını değiştirememiş ama sandalyeye oturup nefes alınca müthiş değişimler yaşayacağına inananlar gibi”…
    Beğenmediğiniz sitenin sayfalarını ve yorumlarını hafiye gibi kurcalıyor olmanız da ilginç. Gizli bir hayranlık belirtisidir bu.Ulaşamadığınız ciğere pis diyorsunuz acaba?

    Ben 20 yıllık eşimin davranışını değiştirmek için uğraşmadım ki..
    Niye böyle bir zahmete girip her iki tarafı da gereyim?
    İstediğim gibi idare ettim. Huzurlu bir evde aslanlar gibi evlat da büyüttüm. Zeki kadınlar kavga etmeden ve karşısındakine hissettirmeden yönetebiliyor. 20 yıl boyunca eski eşimin yönetildiğini anlamaması buna örnektir.
    Siz kavga etmeden, tepinmeden biriyle 24 saat geçirebilir misiniz? Hiç sanmıyorum.

    Sevmek güzeldir. Deneyin. İnsanlara, ısırmadan yaklaşmayı deneyin. Kuş sevin, kedi sevin. Etrafınızda kimseniz yoksa bile aynada kendinize selam verin, gülümseyin. Ruh halinizi olumlu etkiler. Kendi iyiliğiniz için yapın. Bu gerginlik, öfke amansız hastalıklara kapı açar. Sadece sizi değil, varsa etrafınızda birkaç şanssız insan, onları bile kanser eder.

    İnsanların, hiç bir çıkar ilişkisi olmadığı halde bir birine destek olması, güzel hitap etmesi, iyi hissettirmesi veya iyi niyetle yapılan bir işin desteklenip takdir edilmesi yalakalık değildir.
    Son derece insani bir davranıştır.

    Sevgi, nezaket bulaşıcıdır. Deneyin, bir şey kaybetmezsiniz. Evdeki evcil dostlar becerebiliyor. Siz de yaparsınız, çok zor değil.
    Biz yataklarımızda rahat yatarken, dağlarda terörist kovalamış insanlara hırlamaz evdeki evcil canlar, vefa vardır onlarda.
    Tamer Bey benim kardeşim gibi sevdiğim ve saygı duyduğum değerli bir insan. Bu siteye gelip vakit geçirmeyi, okumadığım kitaplar hakkında bilgi almayı seviyorum. Oturup mafya dizileri izleyip, sosyal medyada insanlarla dalaşanlar için pek bir şey ifade etmez elbette.

    Bir toplumda insan olarak yaşamak ya da virüs gibi dolaşmak…
    İşte bütün mesele bu! Ya kucaklanır ya da illet gibi uzak durulursunuz. Sevgisiz, sinir harbi içinde kendini ve etrafını kemire kemire yaşar gidersiniz. Seçim sizin.
    Nefes almakla başlayın.
    iyi gelir.

    *********************************************

    Fikirler, bilgiler hatta duygular bile paylaşarak çoğalıyor.
    Her olumsuzluğa rağmen neşe ve mutlulukla paylaşımlar olsun. :)

  5. Dilek says:

    “Fikirler, bilgiler hatta duygular bile paylaşarak çoğalıyor.
    Her olumsuzluğa rağmen neşe ve mutlulukla paylaşımlar olsun. :)

    Çok doğru! Paylaşalım o zaman güzellikleri, dostluğu, sevgiyi, neşeyi.
    Tanımıyor olsak da birbirimizin yüreğine dokunalım. Yüreğimize dokunacak adresleri işaret edelim (kitaplar) :)

    Ne demiş şair:

    Güzel konuşmak
    İnce düşünmek
    Halden anlamak
    Sevmek
    Düşeni kaldırmak
    Ağlayanı güldürmek
    Sarılmak
    Hep bedava biliyor musunuz?
    (Farid Farjad )

    Bu güzel site için tekrar teşekkür ediyorum Sevgili Tamer Karslıoğlu.
    İyi ki varsınız, hep var olun! Umudumuz ve neşemiz bol olsun!

    (Ahh bu ben! Gene şakakçılık yaptım işte Wink Affola :)

    İyi günler diliyorum :)

    *******************************

    Güzel değerlendirmeniz beni mutlu etti. :)
    Hep beraber, umutlu, huzurlu bir hayat olsun. :)

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[+] kaskus emoticons nartzco

İfade eklemek için tıklayınız.

SmileBig SmileGrinLaughFrownBig FrownCryNeutralWinkKissRazzChicCoolAngryReally AngryConfusedQuestionThinkingPainShockYesNoLOLSillyBeautyLashesCuteShyBlushKissedIn LoveDroolGiggleSnickerHeh!SmirkWiltWeepIDKStruggleSide FrownDazedHypnotizedSweatEek!Roll EyesSarcasmDisdainSmugMoney MouthFoot in MouthShut MouthQuietShameBeat UpMeanEvil GrinGrit TeethShoutPissed OffReally PissedMad RazzDrunken RazzSickYawnSleepyDanceClapJumpHandshakeHigh FiveHug LeftHug RightKiss BlowKissingByeGo AwayCall MeOn the PhoneSecretMeetingWavingStopTime OutTalk to the HandLoserLyingDOH!Fingers CrossedWaitingSuspenseTremblePrayWorshipStarvingEatVictoryCurseAlienAngelClownCowboyCyclopsDevilDoctorFemale FighterMale FighterMohawkMusicNerdPartyPirateSkywalkerSnowmanSoldierVampireZombie KillerGhostSkeletonBunnyCatCat 2ChickChickenChicken 2CowCow 2DogDog 2DuckGoatHippoKoalaLionMonkeyMonkey 2MousePandaPigPig 2SheepSheep 2ReindeerSnailTigerTurtleBeerDrinkLiquorCoffeeCakePizzaWatermelonBowlPlateCanFemaleMaleHeartBroken HeartRoseDead RosePeaceYin YangUS FlagMoonStarSunCloudyRainThunderUmbrellaRainbowMusic NoteAirplaneCarIslandAnnouncebrbMailCellPhoneCameraFilmTVClockLampSearchCoinsComputerConsolePresentSoccerCloverPumpkinBombHammerKnifeHandcuffsPillPoopCigarette