Kurbağa Prens…

Pazar, 7. Şubat 2010 21:50

Kurbağayı öpmeden prens olamayışı ne feci!
Prensine kavuşmak için eninde sonunda en az bir kurbağa öpmek zorunda kalıyor zavallı kadınlar.

Kategori: Karikatür, Kendimle_Konuşmalar | Yorum (7)

Nereden geldik? Neredeyiz? Nereye gidiyoruz?

Cumartesi, 6. Şubat 2010 11:58

Memleketimden İnsan Manzaraları:

Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları’nı 1939′da İstanbul’da yazmaya başlamıştır.

İkinci Meşrutiyet’ten II. Dünya Savaşı sonrasına kadar çok geniş bir zaman diliminin öyküsünü (1908-1945) bu kitapta destanlaştırmıştır. Düzyazı, şiir, senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı Memleketimden İnsan Manzaraları, şiir, roman, öykü, oyun, senaryo, destan olmayan ve hepsini içeren yeni bir türün habercisi olmuştur.

Beş cilt halinde yayımlanan ve yaklaşık 20,000 mısra olan bu yapıt, Nazım Hikmet şiirinin doruğunu oluşturmaktadır.

Nazım Hikmet yapıtıyla ilgili ön tasarısını şöyle açıklamaktadır :

1.İstiyorum ki okuyucu 12,000 mısraı bitirdikten sonra vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden geçmiş olsun,

2.İstiyorum ki bu insan mahşerinin konkre ifadesi okuyucuyla muayyen bir devirdeki, muhtelif sınıflara mensup Türkiye insanları vasıtasıyla Türkiye’nin muayyen bir tarihi devredeki sosyal durumunu anlatsın,

3.İstiyorum ki ikinci planda, Türkiye cemiyetini çevreleyen dünya durum muayyen bir devrede- anlaşılsın,

4.İstiyorum ki -nereden gelip, nerede olduğunu, nereye gidildiği? sualine, sahamın içinde azamî imkânlarla cevap verilsin.

*******************************************

Şiiri sesli dinlemek için:

Memleketimden İnsan Manzaraları

*******************************************

Haydarpaşa garında

1941 baharında

            saat on beş.

Merdivenlerin üstünde güneş

                               yorgunluk ve telâş

Bir adam

      merdivenlerde duruyor

                        bir şeyler düşünerek.

Zayıf.

Korkak.

Burnu sivri ve uzun

yanaklarının üstü çopur.

Merdivenlerdeki adam

                   -Galip Usta-

                        tuhaf şeyler düşünmekle

                                                 meşhurdur:

“Kâat helvası yesem her gün” diye düşündü

                                     5 yaşında.

“Mektebe gitsem” diye düşündü

                          10 yaşında.

“Babamın bıçakçı dükkânından

Akşam ezanından önce çıksam” diye düşündü

                                                    11 yaşında.

“Sarı iskarpinlerim olsa

kızlar bana baksalar” diye düşündü

                          15 yaşında.

“Babam neden kapattı dükkânını?”

Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına”

                              diye düşündü

                                  16 yaşında.

“Gündeliğim artar mı?” diye düşündü

                            20 yaşında.

“Babam ellisinde öldü,

ben de böyle tez mi öleceğim?”

                        diye düşündü

                        21 yaşındayken.

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                         22 yaşında.

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                     23 yaşında.

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                     24 yaşında.

Ve zaman zaman işsiz kalarak

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                     50 yaşına kadar.

51 yaşında “İhtiyarladım” dedi,

                  “babamdan bir yıl fazla yaşadım.”

Şimdi 52 yaşındadır.

İşsizdir.

Şimdi merdivenlerde durup

                        kaptırmış kafasını

                                     düşüncelerin en tuhafına:

“Kaç yaşında öleceğim?

Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?”

                                                   diye düşünüyor.

Burnu sivri ve uzun.

Yanaklarının üstü çopur.

Denizde balık kokusuyla

Döşemelerde tahtakurularıyla gelir

                                Haydarpaşa garında bahar

Sepetler ve heybeler

            merdivenlerden inip

                        merdivenlerden çıkıp

                                     merdivenlerde duruyorlar.

Kategori: Nazım HİKMET, Şiir | Yorum (12)

İnterneti Kim Yönetiyor?

Salı, 2. Şubat 2010 23:27

Birden fazla düğüm noktası üzerinden iletişim kuran ağların herhangi birinde çökme yaşansa dahi, iletişimin devam edeceği bir sistem dizayn etmek için, ABD Ordusu tarafından geliştirilen ARPANET kısa bir süre içerisinde internetin doğuşuna sebep olmuştur.

Peki internetin sahibi ve yönetici var mı acaba?

Aslında bu sorunun cevabı, internetin yumuşak karnında yatıyor. Internetin iki tane zayıf direnek noktası var bence. Bu zayıf halkları anlamadan soruya net bir yanıt vermek çok zor.

Bunlardan biri DNS ( Alan adı sorgulama), biri ise E-posta transfer Protokolü (SMTP)

DNS’in ne olduğunu kolay kavramak için, bilinmeyen numaralar servisine benzetebiliriz kanımca. Normalde bilgisayarlar bir ağ ortamında haberleşirken MAC (Media Access Control)  ve IP (Internet Protocol) adresleriyle haberleşirler. Fakat insan aklı bu adresleri ezberde tutma kabiliyetinden yoksun olduğu için bu adreslerle eşleşmiş olan alan adlarını (www.hurriyet.com.tr) akılda tutabiliriz sadece. İşte bu adreslerin sayısal karşılığını bilen ve bu adresleri bize gönderen DNS’ler, internetin durmaksızın atan kalbi gibidir. ( 83.66.162.3 veya bunun desimal karşılığı olan 1396875779 değeri hurriyetin sayfasına ulaşmak için kullanılacak sayısal değerlerdir. Bunu denemek için bu rakamları adres kutusuna girmeniz yeterli olacaktır.)

İşin akılda soru işareti yaratan tarafı, her ülkede bu hizmeti veren DNS’lerin sadece bir kaç tane olması. Daha da ilginci ve korkutucu olanı; ülkelerin DNS’lerinin danıştığı, tüm dünyada 13 adet root DNS olması. Bu 13 adet root DNS malesef Anglo-Saksonların elinde. (aha zıçtık işte. Ehi.) Üstelik son zamanlarda google gibi dev şirketler durduk yere bedava DNS hizmeti vermeye başladı. Bu tür hizmetlerin alt yapısını sağlamanın ne kadar masraflı olduğu düşünüldüğünde, ister istemez insanın aklına bu hizmetin neden bedava verildiği sorusu geliyor. (En azından benim geliyor. İşkilleniyorum. Kıllanıyorum. İrite oluyorum bi de.) Diğer yandan devletin bir çok siteye erişimi yasaklaması, bu bedava DNS hizmeti veren şirketlerin ekmeğine yağ sürüyor. Zira basit bir ayarla DNS adresimi 8.8.8.8 veya 8.8.4.4 yapıp google DNS’lerinden faydalanmak istesem, ülkemde yasaklanmış tüm sitelere ulaşma imkanım oluveriyor. Fakat o DNS sahibinin uygun gördüğü şekilde (şaka gibi.) Böyle giderse ülkemde bu tür DNS’lerden faydalanmayan bilgisayar kalmayacak diye korkuyorum.

Aslında teknolojinin nimeti gibi görünen bu durum, başka bir perspektiften baktığımızda koskoca bir ülkenin zaafı haline gelebiliyor. Zira aynı anda DNS’lerin hizmet veremez olma senaryosundan daha korkuncu, bu servislerin ekonomik, siyasi veya ideolojik  menfaatler kapsamında manipülatif hizmet vermeye başlaması. Yani ben www.akbank.com.tr ye ulaşmak istediğimde hizmet veren DNS’i yöneten gücün yönlendirdiği adrese gidebilirim. Üstelik bu adreste, birebir Akbank’ın sayfasının kopyasına ulaşarak tüm bilgilerimi o sunucuya bırakabilirim. (Belki de bırakıyorum haberim yok ehi. ) Bu konu hakkında üretilebilecek felaket senaryoları insanın hayal gücü ile sınırlı kanımca.

Diğer yandan aynı sorun eposta sunumcuları için de geçerli. Her geçen gün bedava hizmet yelpazesini fütursuzca genişleten yabancı sunumcular üzerinden mail hizmeti alıyoruz. xxx@yyy.com adresine gönderdiğim mailin, önceden kotuniyetli@istihbaratsevisi.com’a gitmediğini nerden bilebilirim? (Bilmiyorum zaten. Gidiyosa da kafayı yiyorlardır zaten. Ehi.)

Bu konuda fişimi çekene kadar yazabilirim, ancak okuyucunun taze aklını soğurmak da istemiyorum.

Her geçen gün teknolojiyi üreten güçlerin bağımlı köleleri olma yolunda ilerlerken, aklınızda bu konular hakkında küçük bir pencere açabildiysem ne mutlu bana.

Kategori: Kendimle_Konuşmalar, Teknoloji-İnternet | Yorum (35)

Sayıklamalar 25

Cumartesi, 30. Ocak 2010 18:14

* Bence insan hayvan olarak doğar. Onu insan yapan, çevresindeki diğer insanlardır.

* İnsanın para kazanmasını anlıyorum. Anlayamadığım paranın insanları kazanması.

* İnsanoğlu, doğaya sahip değil ait olduğunu anladığında iş işten geçmiş olacak.

Kategori: Sayıklamalar | Yorum (14)

Neden Moodle?

Perşembe, 28. Ocak 2010 14:40

Moodle bir web uygulamasıdır. Basitçe ifade etmek gerekirse sunumcuda çalışır ve her bilgisayarda yer alan bir web tarayıcı ( Internet Explorer, Firefox vs.) ile internet veya intranet vasıtasıyla bu sunumcuya ulaşmak suretiyle kullanılır. Bilgisayarınız ve internet bağlantınız varsa ilaveten bir maliyet gerektirmez ve kullanımı internetle bir miktar ilişkiniz varsa sizi zorlamayacaktır. Bence en güzel özelliği aynı eğitim içeriğine dünyanın neresinde olursanız olun internet bağlantınız aracılığı ile ulaşabilmenizdir. Diğer bir bakış açısıyla aslında bu eğitimde fırsat eşitliği olarak da değerlendirilebilir. Ülkemizde yaygınlaşması söz konusu olursa bir elden hazırlanmış kaliteli müfredat ve eğitim içeriklerinden ülkenin en ücra köşesinde yer alan öğrencilerin bile yararlanması sağlanabilecektir.

Aslında son zamanlarda gelişme gösteren ağ protokolleri ve bu protokollerin uluslararası boyutlara ulaşması uzaktan eğitim uygulamalarına yeni bir uygulama alanı meydana getirmiştir. Bu kapsamda; uzaktan eğitimin hızla gelişmesi, bazı yeni teknolojilerin ve yazılımların kullanımını gündeme getirmektedir.

Örgün eğitim sisteminin en belirgin özelliği eğitmen ve öğrencinin yüz yüze iletişim kurmasıdır. Bu tip eğitim genel olarak öğrencilerin değişik zeka ve öğrenme yetenekleri yerine grubun genel seviyesine göre düzenlenmektedir. Ancak ideal olan her öğrencinin kişisel özellikleri dikkate alınarak hazırlanmış ders içerikli eğitim sistemidir. Örgün eğitim anlayışı ile gerçekleştirilmesi çok zor olan bu sistem, uzaktan eğitim ve kapsamlı eğitim yönetim sistemleri sayesinde hayata geçirilmeye başlanmıştır. Örgün eğitime göre yapılan yatırım maliyetini karşılayacak sayıda öğrencinin olması durumunda uzaktan eğitim, diğer eğitim sistemleri arasında en ucuz olanıdır. Ancak yüzyüze eğitimin sağlayacağı avantajları göz ardı etmek tek taraflı bir bakış açısı olacaktır. Aslında yüzyüze eğitimin uzaktan eğitimle destekleneceği hibrit yapılar günümüz eğitim ihtiyaçlarını karşılamak açısından profesyonel bir çözüm gibi gözükmektedir. Bunun yanı sıra ders esnasında çekingen kalan öğrencilerin online eğitim safhasında daha fazla katılımcı oldukları tespit edilmiş bir gerçektir. Teknoloji ile iç içe bir yaşam tarzını benimsemiş genç öğrencilerin online eğitim yönetim sistemlerini daha kolay kavrayıp daha çabuk adapte oldukları izlenmektedir.

Tüm bu faydaların yanı sıra Moodle sisteminin, eğitim veren kurumun eğitimde kalite standartlarına ulaşmasını ve bu standartları gelişen teknolojiler çerçevesinde idame ettirmesini kolaylaştıracağı aşikardır.

Kategori: Moodletr | Yorum (10)

Aşık olunca beyin kimyası değişir mi?

Salı, 26. Ocak 2010 19:53

Yapılan araştırmalar aşkın beyin kimyasını değiştirdiğini ortaya koyuyor. Londra Üniversitesi Nörobiyoloji profesörlerinden Semir Zeki, fonksiyonel MRI kullanarak yaptığı araştırmada, aşkın kişilerdeki muhakeme yeteneğini kaybettirdiği ve saplantılı kişilik bozukluğuna neden olduğunu ortaya çıkardı. Sanırım aşkın gözü kördür sözü de buradan geliyor.

Hep diyorum bi daha diyeceğim:

Aşk bir hastalıktır. Tedavisi de yoktur. Neyse ki zamanla kendiliğinden iyileşir…

Kategori: Beyin, Kendimle_Konuşmalar | Yorum (67)

Gözle görülebilen tek virüs: insan.

Pazar, 24. Ocak 2010 17:20

Geçen gün film arşivimi toparlarken Matrix’e gözüm takıldı ve matrix dosyasının üzerine çift tıklayıp ileri sardırdım ve seyretmeye başladım. Amacım bir parça nostalji yaşamaktı. O esnada Ajan Smith, Morpheus’u sandalyeye bağlamış ve Zion’a giriş şifrelerini soruyordu.  Sorgu esnasında Smith, virüslerin nasıl kontrolsüzce  çoğalıp, yaşadıkları yerdeki tüm kaynakları tükettiğini ve sonrasında da yeni kaynaklar aradığını anlatıyordu. Smith, bu tarife uygun ikinci canlı türünü insan olarak tanımladığında aklım çırpıklanmıştı. Daha önce seyrettiğimde bu bölümü kaçırmışım sanırım. Evet biraz etraflıca düşününce net bir şekilde haklı olduğunu anladım. İnsan doğa için bir virüstü. Doğadaki tüm canlılar kendi içerisinde mükemmel bir dengede yaşarlarken, kontrolsüzce çoğalan insan, kaynaklara saldırmak ve doğanın dengesini kendi lehine bozmak için var gücüyle savaşıyordu. O an virüs olduğumu keşfetmenin şaşırmışlığı ile gözlerim büyüdü, höyküresim geldi. Diğer yandan insanoğlu, eşsiz gördüğü aklını doğaya verdiği zararı telefi etmek için kullanma konusunda çok zayıftı. Belki de doğa dediğimiz yapı, tek başına büyük bir canlıydı. Sözünü ettiğimiz denge ise doğanın aklı neden olmasın? İsanoğlunun vücudunda zararlı yapılar ve bu zararlılarla mücadele eden antikorlar mevcut. Bu denge zararlıların lehine bozulduğunda hasta oluyoruz. Sanırım biz de doğayı hasta eden virüsleriz. ( iğrenciz ya. böğk.)Daha da korkuncu; bizim virüs diye nitelendirdiğimiz yapılar, doğanın dengesini korumak için bizi yok etmeye çabalayan antikorlar. Dünya’nın her yerinde meydana gelen bu kadar doğa felaketini ve insanı çaresiz bırakıp korkutan yeni nesil hastalıkları başka türlü nasıl açıklayabiliriz?

 Sanırım insanoğlu kaynakları tüketme arzusuna gem vuramadığı sürece, doğa aklını bizi yok etmek için kullanmaya devam edecek. Daha büyük felaket ve hastalıkların karşımıza çıkmasına hazır olmalıyız. Zira tabiyatın aklı, içinde barındırdığı tüm canlıların aklından daha büyüktür…(Filmi kapatır, masanın altına saklanır, orada iniler ve garip hırıltılar çıkartır…)

Kategori: Animasyon, Felsefe, Kendimle_Konuşmalar | Yorum (19)

Konfüçyüs

Cuma, 22. Ocak 2010 20:37

Bir öğrencisi Konfüçyüs’e dedi ki:

“Yaşadığın kentte seni herkesin sevmesi nasıldır?”

“Yeterli değil,” cevabını alan öğrenci bir daha sordu:

“Peki, kentte seni  herkesin sevmemesi nasıldır?”

Konfüçüyüs şöyle cevapladı: “Yeterli değil. İnsanların arasında iyilerin seni sevmesi, kötülerin de sevmemesi daha iyidir.”

Hmm sanırım bir insanı herkes seviyorsa o gerçek değildir…

Kategori: Felsefe, Hazır Cevaplar, Konfüçyüs, Yazarlar | Yorum (27)

Anlam Arayışı…

Çarşamba, 20. Ocak 2010 20:51

İnsanlar umarsız bir mutluluk arayışı içerisindeler. Mutluluk için vahşice paraya, şöhrete, mala mülke saldırıyorlar. Yaşamak için gerekli araçlara ve her türlü imkana kavuştukça yaşam savaşı şiddetini yitiriyor. Çabalamadan sahip olma alışkanlığı yaşam amaçlarımızı soğuruyor. Her geçen gün hayat anlamını kaybediyor. Oysa insanları ayakta tutan, onlara yaşam enerjisi veren şey, hayatın anlamı değil midir? Anlam ihtiyacı insanın yumuşak karnıdır bence. Onca zengilimiz yanında anlam ihtiyacımız doyumsuz kalır hep. Mutluluktan, hayatımızın anlamını keşfedebildiğimiz sürece söz edebiliriz kanımca.
İşin en zor kısmı hayatın anlamını nasıl kavrayabileceğimizdir. Ne yazık ki dünyanın en zeki insanları bile bu kavrayıştan uzak kalabilmektedirler. Oysa bu anlam, tabiyatın gizemli enerjisinde saklıdır. Hadi onu aşağıdaki videoyu izleyerek gizlendiği yerden çıkartalım.

Get the Flash Player to see this player.

Kategori: Felsefe, Kendimle_Konuşmalar | Yorum (18)

Geleceği Yönetmek Özgürlüktür…

Pazartesi, 18. Ocak 2010 23:54

Moodletr olarak (evet biz Moodletr’yiz. Allam ne hoş!), her geçen gün baş döndürücü hızla gelişen internet teknolojilerinin avantajlarından eğitim alanında da faydalanabilmek maksadıyla; Moodle’ı ülkemizdeki eğitim sektörüne tanıtmayı ve yaygınlaştırmayı amaçlamaktayız. ( Hedef büyük!)

Bill Gates’in “Bir gün her şey internet olacak” söylemine paralel olarak “Bir gün ülkemizdeki tüm eğitim kurumları Moodle kullanacak!.” diyoruz.

Bizce; “Geleceği Yönetmek Özgürlüktür!..”

Şimdi İçerik ve eğitim yönetim sistemleri kavramlarına kısa bir giriş yapalım:

İçerik yönetim sistemleri (Content Management System (CMS)) gelişen internet ve ağ teknolojileri yardımıyla doküman ya da benzeri içeriklerin yaratılmasına, organize edilmesine ve bunların istenilen düzende paylaşılmasına olanak sağlayan yazılım sistemleridir.

İnternet sayfalarında yer alan tüm bilgilerin istenilen şekilde paylaşılmalarını sağlayan yazılımlar olarak da tanımlayabileceğimiz içerik yönetim sistemleri, dünyanın bir çok yerinde organizasyonlar için temel ihtiyaç haline gelmiş modern ve esnek bir varlık yönetim tekniği sunmaktadır.

Öğretim yönetim sistemi de (Learning Management System (LMS)) eğitim kurumu içerisinde e-öğrenme tekniklerinin çalışanlara atanması, bu kapsamda; eğitimlerin alınması, test ve değerlendirmelerin otomasyonu, sonuçların takibi, geri besleme ve sonuçların raporlanması gibi eğitim yönetimi süreçlerini yürütmek için kullanılan internet tabanlı yazılımlardır.

E-öğrenmenin geleneksel öğrenme metodlarına göre dezavantajı olan maliyet, açık kodlu yazılımların geliştirilip yayılması ile beraber büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır. E-öğrenmenin hızla gelişimi için açık kaynak kodlu yazılım kullanımının yaygınlaşması eğitsel kalitenin ve öğretim araçlarının gelişimini sağlayacaktır. Yapılan araştırmalar ve karşılaştırmalar sonucunda Moodle öğretim yönetim sisteminin diğer sistemler arasından sahip olması gereken ve eğitsel kaliteyi artıracak birçok özelliği içerdiği gözlenmiştir.

Tercih eğitmenlere ait. Ya gelişen teknolojilere karşı çıkılıp, tutucu bir yaklaşımla değişime direnç gösterilecek, ya da değişime uyum sağlanarak teknolojinin nimetlerinden eğitim alanında da faydalanılacaktır.

Özgürlüğün bedeli, değişimi yakalayabilmek için çok çalışmaktır…

http://moodletr.blogspot.com

Kategori: Moodletr | Yorum (14)

Demiştim, Aslında Kaşık Yok!..

Cumartesi, 16. Ocak 2010 18:55

Beyin, en gizemli organımız. Beş duyumuzu yöneten orkestra şefi.  Uyusak bile kapatamayacağımız, ihtiyaçlarımızdan daha fazla gelişmiş olağanüstü bir mekanizma.  Her insanın doğuştan sahip olduğu, pek azımızın işleyişini ve kapasitesini merak ettiği elektrokimyasal  mucize.  

Zihin potansiyelimiz, beyin hücrelerimizin arasındaki bağlantı sayısı ile orantılıdır. Bu durumu matematiksel olarak tarif etmek gerekirse:

Beynimizde 10 adet nöron olduğunu kabul edersek, hücreler arasında birbirleriyle bağlanma alternatifleri sayısı bir permütasyon hesabıyla 3,628,800 adet olarak bulunur. Hücre sayısını bir artırıp 11 yaparsak 39,916,800 alternatif bağ sayısına ulaşılır. Gerçekte ise beynimizde 100 milyarın üzerinde nöron bulunur.  Lütfen bu hesaba göre beynimizin kapasitesini düşünmek için bi miktar vakit ayırın. ( yiyosa hesaplayın ehi.)

Beynimizi kullandıkça nöronların güçlenmesi, bağ sayısı artması nedeniyle beyin kapasitesi ve gücü, bellek gücü sürekli gelişecektir.

Beynimizin çalışma prensiplerini keşfetmeyi başarabilirsek; bizi çevreleyen her şeyin aslında olmadığı sonucuna ulaşma ihtimalimiz olabilecektir. Daha ayrıntılı bir bakış açısı için lütfen videoyu seyrediniz.

Get the Flash Player to see this player.

Kategori: Animasyon, Beyin | Yorum (25)

Gülsek mi?

Cuma, 15. Ocak 2010 23:17

Kategori: Animasyon, Karikatür | Yorum (8)

Geçmişe bakmadan günümüzü anlayamayız.

Salı, 12. Ocak 2010 20:32

Büyük İskender, felsefenin duayeni sayılan Aristo’ya bir mektup yazar.“Zapt ettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutubilmek için neler yapmalıyım? Diye görüşünü sorar;

1.Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?,

2.Ülkenin ileri gelen insanlarını hapse mi atayım?

3.Ülkenin ileri gelen insanlarını kılıçtan mı geçireyim?

Aristo’nun cevabı:

1.Sürgünde toplanıp sana karşı baş kaldırırlar,

2.Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar, 

3.Onlardan sonraki kuşak intikam aşkıyla büyür, tahtını sallar.

Çözüm olarak şu nasihatı verir:“İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin, birbirleriyle savaşınca hakem olarak kendini kabul ettireceksin, ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın.” 

Senelerden beri bu coğrafyada yaşananlara bakınca, Aristo’nun nasihatından yeteri kadar feyz almadığımızı düşünüyorum. (Uyku da çok tatlı canım.)

Kategori: Aristo | Yorum (10)

Hayvanlar Alemi

Pazartesi, 11. Ocak 2010 22:31

Kategori: Animasyon | Yorum (12)

İlaç

Pazar, 10. Ocak 2010 22:02

Komedyen Cortar’a “Hastalanınca ne yapmak gerekir?” diye sorduklarında demiş ki: “Mutlaka doktora gidiniz, zira doktorun yaşaması gerekir. Verdiği ilacı da alın, çünkü eczacının yaşaması gerekir. Fakat ilaçları sakın içmeyin, zira sizin de yaşamanız gerekir.”

Zorunlu kalmadıkça ilaç almayınız. Bilinen en etkili ilaç gülmektir… Durduk yere gülün! ehi. ( Aha iyileştim valla.)

Kategori: Hazır Cevaplar | Yorum (7)