8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Pazartesi, 8. Mart 2010 20:44

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;

1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.

2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.

3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.

4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.

Türkiye’den Rakamlar

1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.

2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.

3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.

Bu istatistiki bilgileri Nazım’ın dizeleriyle sonlandırıyorum:

Ve kadınlar…

Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen

Ve soframızdaki yeri

Öküzümüzden sonra gelen…

Kadınlar, Kadınlarımız…

Tüm dişi varlıkların kadınlar gününü kutluyorum… İyi ki varsınız. Siz olmasanız biz nasıl oluruz? Ehi.

Kategori: Genel | Yorum (9)

ABD Demokrasisi

Cumartesi, 6. Mart 2010 23:11

ABD Temsilciler Meclisi, Dış İlişkiler Komitesi’nde, sözde 1915 Ermeni Soykırım Tasarısı,  4 Mart 2010 tarihinde gerçekleşen oylama sonucunda 22′ye karşı 23 oy ile kabul edildi.

Bu olay hepimizin balık hafızalarında kısa süre sonra unutulup gidecek.

Oysa ben size, Kristof Kolomb’un 1942′de Amerika’ya ayak bastığında, 27 milyon olan Kızılderili nüfusunun, 1982′de ancak 1,5 milyon olduğunu haykırmak istiyorum.

Beyaz adamın yaptığı inanılmaz katliam ve soykırımın sonucunda bu gün ABD’de yaşayan Kızılderili nüfusundan bahsetmek neredeyse imkansız.

Kuzey Amerika’da yaşayan bütün yerli kızılderililerin %95′i yok edilmiş. O devirde Roosevelt “en iyi yerli, ölü yerlidir” demişti.

Örnek almaya çalıştığımız ABD demokrasisi milyonlarca yerlinin katledilmesi üzerine inşa edilmiştir.

Merak ediyorum: Acaba bizden bir milletvekili çıkıp da yüce mecliste ABD’nin geçmişte Kızılderililere yapmış olduğu soy kırımı oylasa ne olur?

İtibarlı ve onurlu ülkeler, haklı oldukları durumda misli ile karşılık verirler.

Neden biz bu konuyu gündeme getirip oylama yapmıyoruz?

Neden?

Hepimiz geçmişimizle bağlantılarımız kopartılarak niteliklik köleler olma yolunda hızla ilerliyoruz.

Mankurtlaştıkça avanaklaşıyoruz.

Bu bilinçsizlik ve eylemsizlikle bizden sonraki nesillere emanet edeceğimiz çok fazla şey kalmayacağından korkuyorum…

Acı çekiyorum….

Saf acı…

Not: Bu konuyu sağ sutundaki ankette oya sunuyorum. ohh.

Kategori: Sosyo-politik | Yorum (23)

Frene basmak istiyorum.

Çarşamba, 3. Mart 2010 20:26

Tanrım

Beni yavaşlat.

Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…

Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele…

Günün karmaşası içerisinde bana sonsuza kadar yavaşlayacak tepelerin sukunetini ver.

Sinirlerim ve kaşlarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.

Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol…

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan bir kaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret…

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.

Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim…

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.

Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır…

Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.

Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

Ve hepsinden önemlisi…

Tanrım,

Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret,

Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmem için sabır,

İkisinin arasındaki farkı bilmek için akıl ve

Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver…

-      Hititlerin M.Ö. 2000 Yılındaki Duvar Yazısı

Kategori: Felsefe | Yorum (55)

Kadın, zekasını gizleyebildiği kadar zekidir.

Pazartesi, 1. Mart 2010 0:38

 “Erkeklerin kendilerinden daha az zeki olan kadınları eş olarak tercih ettiklerini biliyor muydunuz? Zeki kadınların evlenmeleri halinde de evliliklerini sürdürmek için mücadele etmek zorunda kaldıklarına dikkati çeken İngiliz bilim adamları, kariyerlerinde başarılı olan kadınların aynı başarıyı evliliklerinde gösterebilmek için özel çaba harcamaları gerektiğini bildirdi. İngiliz bilim adamlarına göre, erkekler kendilerinden daha az zeki olan kadınları eş olarak tercih ediyor.

900 kadın ve erkeğin 10 yaşında IQ’larını ölçen ve 40’lı yaşlarına kadar yaşamlarının nasıl geliştiğini izleyen bilim adamları, zeki birer öğrenci olan kız çocuklarının evlilik hayatlarında başarılı olamadıklarını ortaya koydu. Erkeklerinse tam tersi bir grafik çizdiklerine dikkati çeken bilim adamları, evlilikte başarıya ulaşan erkeklerin yüzde 88’inin başarılı ve iyi para kazanan erkekler olduğunu gösterdi. Bu arada İngiltere’de yapılan bir başka araştırmanın sonuçları da, İngiliz kadınların sadece beşte birinin kendini çekici bulduğunu, kendini “seksi” diye tarif edenlerin oranınınsa bunun bile altında kaldığını gösterdi.”

Bu yazıya göre, zeki kadın; zekasını gizleyebildiği oranda zekidir.

Kategori: Genel | Yorum (32)

Suskunluk…

Cumartesi, 27. Şubat 2010 21:50

Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan ve halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur.
-ATATÜRK

Kategori: ATATÜRK | Yorum (15)

Giyotin

Perşembe, 25. Şubat 2010 9:53

Kimya biliminin dehası Lavoisier’nin asıl eğitimi hukuktu ve Paris Barosu’na kayıtlı avukattı. Ancak bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları ile ünü bütün dünyaya yayılmıştı. Kimya bilimini reddeden yobazların kafasını gösterip “Bu kelleler hiçbir şeye yaramaz” dediği için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp ölüme mahkum edildi. Bastille’de ölümü beklerken arkadaşı matematikçi Lagrange’ı hücresine çağırdı.

- “Ben ölüyorum ancak ölümle ilgili merak ettiğim bir konu var, lütfen bana yardımcı ol. Kafam kesilip giyotinden sepete düştüğünde gözlerime bak; eğer gözlerimi iki kere kırpıyorsam bil ki, insan kafası kesildikten sonra bile bir süre daha beyninin düşünmekte olduğunu anlarız .”

Ertesi gün giyotine giden Lavoisier’nin kafası kesildikten sonra sepete düştü ve Legrange hayretler içinde Lavoisier’nin gülerek iki kere göz kırptığına şahit oldu. Daha sonra anılarında Lagrange diyordu ki,

- “Lavoisier’nin son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meselesidir. Ama o yobaz kafalar kokuşmuşluklarıyla asırlarca karanlıkta sürünecekler….

Demek ki; insan öldükten sonra bile bilime katkı sağlayabiliyor.
Üstelik ölümüne sebep olan şeyin bilim aşkı olmasına rağmen.

Kategori: Genel | Yorum (10)

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – III

Pazartesi, 22. Şubat 2010 9:27

*Cristoph Grosser’e derler ki “Türkiye’de çalışmak ister misin?” Türkiye hakkında bir şey bilmedikleri için eşiyle birlikte önce bir görmek isterler ülkeyi. Bundan otuz yıl öncesi; gelirler, bir araba kiralarlar. Kapadokya civarında araç arıza yapar. Gece zifiri karanlık. Şehirlerarası bir yol, in cin top oynuyor, yabancı bir ülke. Tek bir ev görüyorlar, çalıyorlar kapıyı. Aile yabancı dil bilmemelerine rağmen durumu anlıyor, bir tavuk yemeği yapıyorlar Alman çifte. Yoksulca bir eve, iki de çocukları var. Sabah Cristoph eşini bahçedeki kümesin başında ağlarken buluyor. Gidiyor yanına. Eşi kümesi gösteriyor, kümeste hiç tavuk yok. Fakir aile, o yoksulluğun içinde tanımadığı Alman çifte kümeslerindeki son tavuğu kesip ikram etmiş…

*”Hocam, İsviçre’de bir kapıyı çaldığınızda kapıyı beş cm açıp, büyük bir güvensizlikle aralıktan bakarlar. Türkiye’de hangi kapıyı çalarsanız çalın sonuna kadar açıyorlar. En büyük fark bu…”

*Temel diyormuş ki “Anlamıyorum, bu kadınlar bu parayı nereye harcıyor? İçki desen yok, kumar desen yok, kadın desen kendileri zaten kadın!”

*Üç tür adam vardır.

Birinci tür, hep başkalarının üzerinden geçinir.

İkinci tür, sırf kendisi için çalışır. (Sistemin yetiştirmeye çalıştığı insan grubu bu.)

Üçüncü tür, kendisi ve ülkesi için çalışır.

En rahatı üçüncü gruptur, çünkü orada rekabet çok azdır.

*Vatanını sevmeyen birinin, kendisini sevmesine imkan yoktur.

Kendini sevmeyenin de mutlu olmasına imkan yoktur.

*Tanıdığınız en ünlü Amerikalı generaller kimlerdir?

Eskiler General Patton der.

Benim yaş grubu, çöl ayısı, General Schwarzkopf’u hatırlar.

Şimdikiler General Zaid falan diyebilir. Yanlış.

General Electric ve General Motors.

Tüm savaşı ekonomiye kaydırdılar.

*”Bize özelleştirmeyi  öven, pompalayan, bunun önüne engel koyanların tepesine binen ABD’de, Amerikan Silahlı Kuvvetleri’ne herhangi bir ürün satmak istediğinizde şirketinizin % 51’inin Amerikan ortaklığına sahip olması ön koşulu var. Bizde böyle bir kural koy, ortalığı ayağa kaldırırlar. Amerikan büyükelçisi bile bütün meclisi ayağına çağırır. Eskiden ziyarete gidiyorlardı, şimdi milletvekillerini ayaklarına çağırıp fırça atarlar.”

*Geçenlerde televizyonda  “Memurlar iş yavaşlatma eylemine girecekler” diye bir haber vardı, şimdikinden daha yavaşı da varmış demek ki. Şu uzay istasyonlarında, yerçekimsiz alanlarda yürüme durumu var ya, herhalde öyle çalışacaklar.

*Ayaklarınızın yere bastığından emin olun. Gerçekten uçabilirsiniz.

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar | Yorum (10)

Probleme yada Çözüme Odaklanmak…

Cuma, 19. Şubat 2010 14:50

Durum 1: NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti (yerçekimi olmadığı için mürekkep kağıdın üzerine akmıyordu).

Çözüm 1: Bu problemin çözümü NASA’ya ilave 12 milyon dolara mal oldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altında 300 C ‘ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.

Çözüm 2: Peki Ruslar ne yaptı…?? Kurşun kalem kullandılar. (Bize uygun çözüm: Kaleme ne gerek var ki? Kullanmasınlar arkadaş. ehi.)

Durum 2: Japon yönetim sistemindeki en hatırda kalır çalışmalardan bir tanesi Japonya’daki en büyük kozmetik firmalarından birinde yaşanan boş sabun kutusu problemidir. Müşterilerden birisi firmaya, aldığı sabun kutusunun boş olduğu konusunda şikayette bulunmuştur. Yetkililer hemen, üretilip paketlenen sabun kutularını sevkiyat birimine gönderen hattı izole ettiler. Bu sırada bir şekilde bir sabun kutusunun hattan içi boş şekilde geçtiği tespit edildi. Yönetim, mühendislerine problemi çözmesi için talimat verdi..

Çözüm 1: Mühendisler iki kişi tarafından kullanılan yüksek çözünürlükte bir X-ışını cihazı tasarlamak için ciddi uğraş verdiler. Bu sayede hattan geçen bütün sabun kutuları izlenebilecek ve boş olmadıklarından emin olunacaktı.

Çözüm 2: Küçük bir şirketteki sıradan bir isçi aynı problemle karşılaştığında, X-ışını vb karmaşık şeylerle uğraşmadı, onun yerine farklı bir yol buldu. Güçlü endüstriyel bir elektrikli vantilatör alarak hatta doğru yöneltti. Vantilatörü açtığı anda dolu olan kutular hattan geçerken boş olanlar hattın dışına doğru savruldu. (Bu adam kesin Türk ehi.)

 Buradan çıkarılacak dersler

- Her zaman basit çözümler arayın

- Problemleri çözmek için mümkün olan en basit çözümü tasarlayın

- Her zaman çözüme odaklanın.

Evet, bazen en karmaşık problemlerin çok basit bir çözümleri olabiliyor.

Mesele; olaya bakış perspektifimizi değiştirebilmek kanımca. (Amuda kalkar, değişik davranışlar sergiler…)

Kategori: Genel | Yorum (15)

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – II

Çarşamba, 17. Şubat 2010 16:33

* Göçmen arkadaşlarımızın işi yapma kaliteleri açısından bende ayrı bir yerleri vardır. Çok çalışkandırlar ve işlerini mükemmel yaparlar.

Bulgaristan’da, Yunanistan’da Yugoslavya’da iyi eğitim aldıkları için değil.

Bizde eğitim almadıkları için kurtarmışlar.

* Hukuk denilen şey, kapitalist sistemde, zenginin parasını garibandan koruyan cellattır.

* Yaşlı adamın biri, çölde devesiyle giderken yerde yatan muhtaç birini görür. Su verir, devesine bindirir. Kendisi yürümeyi göze almıştır. O sırada deveye binen adam bir anda deveyi topuklar ve kaçmaya başlar.

Yaşlı adam hırsızın ardından bağarır:

- Oğlum, ne olur kimseye anlatma.

Hırsız şaşkınlıkla durur ve sorar:

-  Niye ki?

-  Oğlum eğer birileri duyarsa bunu, yarın çölde ihtiyaç içindeki birine kimse yardım etmez.

* Bu ülkedeki suçlarını % 99’unu nüfusun % 1’i, şuçların geri kalan % 1’ini de nüfusun % 99’u işliyor…

* Rüyalarınızın gerçek olduğu yer sizin cennetinizdir.

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar | Yorum (15)

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – I

Pazartesi, 15. Şubat 2010 22:51

* Ülkede işsizlik falan yok, bilgisizlik var. Girişimci ruhumuz yok olmuş durumda. Herkes işini idareten yapıyor.

* Düzeltmeyi  başaramayabilirsiniz, ama en azından örnek olursunuz. Küçük Ahmet’i bir ustanın yanına verirler, iş öğrensin diye. Usta deli mi, dahi mi belli değil; devamlı uçmaya çalışan bir adam. Etraftaki tüm ustalar dalga geçerler. Bir gün kanat takıp atlar usta, çırağının gözleri önünde düşer ölür. Ustayı tanımıyorsunuz ama çırağı tanıyorsunuz. Hazarfen Ahmet Çelebi. Siz de bazen başaramayabilirsiniz, ama en azından örnek olursunuz. Bunun adı zaten başarmak.

* Dostlar, rüyalarınız gerçek olsun ister misiniz? E, o zaman, önce bir uyanın.

* Kendini acayip ciddiye alıp işini ciddiye almayan insanlar topluluğu olduk. Keşke ciddiye aldığımız şey kendimiz değil, işimiz olsa.

* Ali Mahmut sormuş:

- Seyfi nereye gidiyorsun?

- Ke… ke… kekemeee o….. okuluna giiidi… yoooorum.

- Yav hiç gitmene gerek yok, şahane kekeliyorsun.

– Ahmet Şerif İZGÖREN

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar | Yorum (7)

Sonsuzluk kadehi.

Pazar, 14. Şubat 2010 0:07

Bi çırpıda, kendimle konuşur gibi yazmaya bayılırım.

Yazmak aklımızın özgürlük arayışıdır bence. Kendimizi gerçekleştirme ihtiyacı…

Yazdığımız her kelimeyle iç dünyamızın çalkantıları durulur, dinginleşir.

Harf harf akar içimizdeki sıkıntılar, dertler, coşkular, mutluluklar, binbir türlü ruh hali.

Beynimizin derinliklerinde saklanmış inler, cinler, periler biz yazdıkça kelime olur, paragraf olur, yazı olur.

Görünmez aklımızla, gerçek dünya arasındaki gizemli bir köprüdür yazı.

İnsanoğlu doğduğu andan itibaren ses çıkartma yeteneğine sahiptir.

Zamanla konuşmayı öğrenir.

Sonra okumayı ve yazmayı.

Her konuştuğumuzu yazmadığımız gibi, her yazdığımızı da konuşmayız.

Ancak gerçek şudur ki; konuştuklarımız yok olsa bile, yazdıklarımız geride bırakacak olduklarımızdır.

Konuştuklarımız, sesisimizin ulaştığı yere kadar gider, ama yazdıklarımız içilmeyi bekler sonsuzluk kadehinde.

Aklın özgürlük arayışını içeren her satırı okumak istiyorum ve yazdıkça özgürleşmek…

Sonsuzluk kadehini fondip yapmak istiyorum. ehi.

Kategori: Kendimle_Konuşmalar | Yorum (32)

Bakış Açısı…

Cuma, 12. Şubat 2010 19:51

 

İnsan, bakış açısını değiştirdiğinde, baktığı şey aynı olsa bile tam tersini görebilir…

Kategori: Felsefe | Yorum (29)

Mucize İnsanlar…

Perşembe, 11. Şubat 2010 16:05

Gözü yok ama görüyor.

Ben Underwood isimli bu adamın gözleri üç yaşındayken alınmış. Kanser teşhisi konan genç adam gözleri olmadığı halde aynı yunus balıkları gibi kendi kendine geliştirdiği özel bir yetenekle görmeyi başardı. Sese dayalı görme duyusu geliştiren bu adam en mucizevi insanlar listesinin ilk sırasında yer alıyor.

Soğuğu hissetmiyor

Hollanda’da yaşayan Wim Hof ‘buz adam’ olarak da anılıyor. Buzun altında yüzebiliyor ve buz dolu bir varilin içinde saatlerce kalabiliyor. Mt Blanc dağına bile çok kısa bir sürede tırmanan 48 yaşındaki Wim Hof bu konuda dünya rekorlarına da imza attı.

Beyni ultra hızlı bir güce sahip

Daniel Tammet aslında otistik fakat en zor matematiksel işlemleri ışık hızıyla yapabiliyor. 10 bine kadar olan sayıları özel bir algılama kabiliyetiyle algılayan bu bionik adam ilginç bir işlem yeteneğine sahip. Aynı zamanda dil yetenekleri de bulunan Daniel Tamme çok hızlı bir biçimde ve hiç zorlanmadan lisan öğrenebiliyor.

Unutmayan kadın

Nörobiyoloji uzmanı Jim McGaugh altı yıl önce ilginç bir vakayla karşılaştı. 40 yaşında evli bir kadın ‘yaşadığım hiçbir şeyi unutmuyorum’ iddiasıyla uzmana başvurdu. Yapılan araştırmalar sonunda kadının gerçekten hiçbirşeyi unutmadığı ortaya çıktı. Kadının son 25 yılı üzerinde araştırma yürüten doktorlar kadının en ince detayları bile hatırladığını ortaya çıkardılar. AJ kod adı verilen kadın 25 yıl önce bugün havanın nasıl olduğunu bile hatırlıyor.

Beyin gücüyle eşyaları yerinden oynatıyor

Şimdi kendinizi Matrix filminde gibi hissedbilirsiniz. Çünkü Miroslaw Magola isimli bu adam manyetik bir enerjiye sahip. Her türlü objeyi beyin gücüyle havaya kaldıran ve yerini değiştirebilen bu adam kinetik güçleri gelişmiş bir yaratık.

110 desibel ses gücünde gülüyor

Tayland’da yaşayan 55 yaşındaki Jittarat Wongsomboon bugüne kadar birçok gülme yarışmasına katılmış ve ödül kazanmış.

İnanılmaz ısı enerjisi yayabiliyorlar

Uzmanlar son yirmi yıldır budist rahiplerin özellikleri üzerinde çalışıyor. ÖZel bir meditasyon tekniği kullanan bu rahipler ‘Turn-mo’ adı verilen bir meditasyon tekniğiyle metabolizma hızlarını yüzde 64 oranında düşürebiliyorlar. Aynı zamanda vücut ısılarını da 17 derece kadar arttırma gücüne sahipler.

Acı hissetmeyen adam

Tim Cridland isimli bu adam acı hissetmiyor. Kendini kılıçla kesen ve çivi yatağı üzerinde yatabilen bu adam hiçbir şekilde acı hissetmiyor. Doğuştan böyle bir mutasyona sahip olan Cridland’in beyne giden acı reseptörleri yok.

Helikopter gücüyle el çırpabiliyor

Çinli Zhang Quan sahip olduğu özellikle rekorlar kitabına bile girmeyi başardı. 70 yaşındaki bu adam 107 desibel gücüyle el çırpıyor. Bu seviye de helikopterden çıkan ses gücüne oldukça yakın.

Her şeyi yiyen adam

Cam metal ve toksik maddeleri bile yiyebiliyor. Michel Lotito isimli adamın midesi normalden iki kat daha kalın. Bu nedenle aklınıza gelebilecek herşeyi yiyebiliyor.

Kategori: Genel | Yorum (20)

Doğuştan körler rüya görürler mi?

Salı, 9. Şubat 2010 21:36

İnsanoğlu rüya görürken beyinde hızlı göz hareketleri (REM) olarak adlandırılan  durum gerçekleşmektedir. Yapılan araştırmalarda körlerde de REM hali gözlenmiştir. Eğer körlük tam değil, ışık renk ve izler seçilebiliyorsa rüyaların da bu şekilde olduğu düşünülüyor. Doğuştan tam körlerse, evreni nasıl algılıyorlarsa rüyalarını da o şekilde görüyorlar.

Kategori: Beyin | Yorum (29)

Kurbağa Prens…

Pazar, 7. Şubat 2010 21:50

Kurbağayı öpmeden prens olamayışı ne feci!
Prensine kavuşmak için eninde sonunda en az bir kurbağa öpmek zorunda kalıyor zavallı kadınlar.

Kategori: Karikatür, Kendimle_Konuşmalar | Yorum (10)