S*ktir Et / John C. PARKIN

Birçoğumuz, önem verdiğimiz şeylerin aslında o kadar da önemli olmadığını öğrendiğimizde karşı konulmaz özgürlük kokusu alır.

Bizim için çok önemli şeylere Siktir Et dediğimizde, bizler ruhani bir eylemi gerçekleştirmiş oluyoruz. Siktir Et, Doğu’nun boş verme, vazgeçme ve bizi tutan şeylerden kurtulup rahatlama gibi ruhani fikirlerin mükemmel bir Batı ifadesidir.

Siktir Et’in dile getirilmesinin merkezinde hayatlarımızdaki anlam ilişkisi yatar. Gerçek, hayatlarımızın çok anlamlı olmasıdır ki bu da güzel evrensel bir şakadır. Bizler yaşam mücadelemizin anlam bulmak olduğunu düşünüyoruz, yapacak anlamlı şeyler bulmayı istiyoruz; hayatın gerçek anlamı üzerine kafa yoruyoruz; anlamsızlık hakkında kaygılanıyoruz. Fakat bizlerin canını yakan böylece sonunda bize Siktir Et dedirten şey bu anlamların birikimidir.

Bizim ve toplumun aşk olarak gördüğü yapışık, bağlı romantik aşk yapışkanlığı bırakırsak başka türlü bir aşk olabilir. Beklenmedik bir sonuçtur ama önem azaldıkça aşk artar. Deneyin, fakat bu iki boyutlu insanlar için üç boyutlu bir dünyadır. Bunun sebebi, tabii ki, gerginlik ve rahatlamadır. Birine bağlı ve bağımlı olduğunuzda, ilişkide aşılmaz bir gerginlik yaşanır. Yaşanacak başka bir şeye yer kalmaz. Bir şeyler değiştikçe, çatırdamaya başlar. Her şeyden rahatladığınızda, ilişkinize verdiklerinizden ve bağlılığınızdan çok rahatladığınızda, başka şeylere yer açılır.

Çocuklar güzel, masum ve saf yaratıklardır. Çocuğun yaptığı hiçbir şey yanlış olamaz. Sorun bizim onların ne yaptıklarına karşı tutumumuzun yanlış olmasıdır. Bir çocuk gerçekten yanlış bir şey yapamaz. Çocuklarınızı ne kadar az kontrol ederseniz, onlar kendilerine o kadar çok bakar. Onlara ne kadar az disiplin uygularsanız, genellikle o kadar az yaramazlık yaparlar. İşte bu yüzden çocuklarınızdan korkmayın, onların her hücresini olduğu gibi kabul edin ve onların özgürce davranmalarına izin verin.

Hayatta ne yapmak istediğinizi bilmiyorsanız, dünya size anlayışlı davranabilir ve öneriler sunabilir. Fakat bu önerilerin genellikle sizin ihtiyaçlarınızla hiç alakası yoktur, çünkü sizin gibi kimse gerçekten ne istediğini bilemez. İşte bu yüzden ne istediğinizi bilmediğinizde, sizin için başarı ne ifade ediyorsa etsin başarılı bir hayat sürmek zordur. Dünyaya çok belirsiz bir mesaj gönderir ve siz de belirsiz ya da uygunsuz karşılık alırsınız. Dünyanın düzeni budur. Ne istediğinize yoğunlaşırsanız, dünya onu almanızda size yardımcı olur.

Bütünsel iyileşme dünyasında, her hastalığın duygusal bir kaynağı vardır. Bu yüzden fiziksel iyileşme olmadan önce hastalığın duygusal kaynağının iyileşmesi gerekir.

Başkalarının ne düşündüğünün bizim için önemli olmasının sebebi de gerçekten ne istediğimizi bilmediğimizdir.

Hayatınıza egemen olan bariz iki karşı güç vardır. İyi ve kötü değil. Aşk ve korku. Evet doğru: Aşkın karşıtı nefret değil, kokudur. Libido tamamen yaşama aşkıdır. Libidonuz yüksekse, hayatınızı çok seviyor hatta arzuluyorsunuz demektir.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz:

Bilgi Paylaştıkca Çogalır...

70 Cevaplar Kime:“S*ktir Et / John C. PARKIN”

  1. miracle says:

    Hımmm, çok rahatlatıcı. Ama bazen yetmiyor :)

    ********************************

    Olsun, s*ktir et. :)

  2. Erken davranmışsın, ben yazacaktım bu kitabı:) O halde kitabı kullanım eki: Kişi ağzını doldura doldura ve bağırarak söylerse, bünye üzerinde mucizevi etkileri var. :)

    ***************************************

    Elimde değil aniden okuyuvermişim. :) Fakat kitabı okunduktan sonra daha etkili olabilmesi için dediğini yapmakta fayda var sanırım. :)

  3. Nurten Düzkantar says:

    Iste budur!

    **********************************

    Evet evet! ( Sevindirik olmuştur, gülümser… )

  4. Şöyle okunduğu kadar kolay olsa, zor bu işler. Neyse ki imkansız değil…

    **************************************

    İmkansız vakit alır. :) Zoru başarmak mutlu kılar. vs. vs.

  5. Akonmusips says:

    bağışlatıcı olmuyor ey bağışlatıcı olmuyor
    bilmem nerelerdeki özgürlük şarkıları
    bizim özgürlüğümüzü bunca kısıtlamışken

    gökyüzüne uzanmaktan yoruldu ellerimiz
    ne isteriz ne isteriz bilseniz
    bilseniz inanca karşı gelmek ne zor
    bilseniz ekmek yemek şu içmek ne zor
    bilseniz mutluluk ah mutluluk
    mutluluk çok ötelerde şimdi
    nedensiz isteksizliğiyle vermekten kaçındığı bizlere
    bizlere yanı kendi yarattığına
    / ne gülünç kendi yarattığına /
    mutluluk çok büyük ve çok ötelerde şimdi
    tanrı kadar
    ulaşılmaz

    bir ulaşsam bir ulaşsam yok mu ya bir ulaşsam
    kimselere bırakmıycam kimselere bırakmıycam
    ama gücüm ama gücüm ama gücüm kısıtlı
    ARKADAŞ ÖZGER…

    nietzche’nin en yerinde tespiti:”Nietzsche , güç istencinin anlaşılması ve yerinde olarak kavranmasına engel olan bazı konulardan bahseder.
    Nietzsche’ye göre bunların başında “mutluluk duygusu” gelir.Mutluluk duygusu gerçekte güç istencinin bir yan ürünü olmasına rağmen ,
    yabancılaşmış (Decadence) ruhların tanımlamasıyla hayatın amacı olarak adlandırılır. Bu sebeple insan , hayatta sadece mutluluğu aramalıdır.
    Huzur ve mutluluk için çaba sarfeden insan , böylelikle asıl olan hayatın ittirici gücünü , devindiricisini yadsımış ve uzaklaşmış olur.”

    hayata dair söylenmiş veciz sözlerden pek hazetmem ama şunu söyleyebilirim ki insanların birbirlerinden farklı olduklarına inanmaları
    onlara bir sürü aptalca şey yaptırıyor.uzaydan dünyayı izleyen bir uzaylı olsa sadece kolonyal populasyonik bir topluluk tespit edecektir.
    çünkü dıştan görülen sadece ve sadece yaşam mücadelesidir.

    ha sittir tühhh’den ibarettir yaşam gerçekten de…
    evrende(bilinmeyen bir alemde)hafızamız yitik olarak saf saf dolaşıyoruz ve de içimizde şair olmayanlar da var ve benim gibi durumları çok vahim.
    ve bizler bu şekilde kaybolmuşuz öte alemlerde ,bir uyanmışız ve kendimizle karşılaşmışız ama o ilk karşılaşmada şu soruyu hiç sormamışız kendi kendimize,
    “ama bu nasıl olur”.bal gibi olur çünkü sen “daha önce yok iken varolmadığını bilmiyordun” “şimdi ise varolduğunu biliyorsun”.
    o halde sorulacak sorulardan hangisi daha önemli:”varmıyım? mı?, biliyor muyum?” mu?
    Bir çocuğun “maddesel varlığının insan olduğunu” ve “buna göre yaşamak zorunda olduğunu” farkettiği yaş nedir?
    neden insan:” ne oluyor yahu”, “ben neredeyim böyle?”,”ne zaman geldim bu mekana(dünyaya)?
    diye sorular sormaz da hemen adapte olmaya çalışır şu dünyanın düzenine.”acıdan kaçınma ve haz duyma dürtüleri inasnı sorulardan alıkoymak için midir?
    “aslında tek soru var dünyaya ait sorulması gereken o da şu: ben!!!!!?????… ?:(
    zaten bu soruyu kendinize ilk sorduğunuzda yapmanız gerekenleri yavaş yavaş anlıyorsunuz.
    bence hiçbir soru kelimesi insana kendini farkettiğinde içinde bulduğu duruma karşılık sorulamaz.
    çünkü sorulan sorular hep bu dünyaya ait olacaklar.ne,nerede,ne zaman,kim,nasıl,neden,ne ile,kiminle,hangi, vsss…
    o yüzden bu dünyaya ait hiçbir soru gerçeğin cevabını veremez.aslında gerçeğin cevabı için mutlaka bir soru sorulması
    gerekliliğinden de şüpheliyim.aslında neden gerçeği arayayım ki o beni bulsun değil mi?çünkü soru ancak muhatap bilindiğinde anlamlıdır.
    yani muhattap’a yöneltilir.herkesin hemen hemen aynı şeyleri bildiği dünyada sorulacak hiçbir soru insanlara cevap getirmeyecektir.
    cevap aramadan yaşamak en güzeli.bunun için hiçbir soru da sormamak lazım.dünyanın bir sahibi bir yöneticisi yok ki…
    devletler ve devletlerin ortaklaşa oluşturduğu örgütler ve bu örgütlerin gelenekleri ve bu geleneklerin günümüze kadar biriktirdiği kurallar…
    işte dünyada insanları sahipsizlik korkusundan alıkoyan şeyler bunlar.akıl ve zeka’nın dışında bence daha önemlisi insanda varolan inaçtır
    insanı diğer canlılardan ayıran asıl öğe budur. .çünkü akıl ve zeka faydacıdır ve insanla karşılaştırıldığında
    diğer canlıların şu an için bu kadar “yüksek akla” ihtiyacı yoktur.
    ama inanç salt meraktan oluşur.faydanın dışındadır. yani faydacı olan herşey doğaya hizmet ader.
    ama düşünün bir karınca sürüsünde tuhaf bir şekilde yeme içme ve üreme dışında bir faaliyet görseniz bunu ilginç bulmaz mısınız?

    **************************************

    Bence de insanı diğer varlıklardan ayıran en büyük özellik merak.
    Her ne kadar bu bazen insanın yaşamını kısaltan bir unsur olsa da meraksız bir insanın ilgi-bilgi döngüsüne girmesi olası değil bence.
    Ve ilgi-bilgi döngüsüne girmediğimizde diğer organik varlıklardan ne farkımız kalır ki?
    Diğer yandan uzaylılar bizleri halay çekerken görse ne düşünür hep merak etmişimdir. :))

  6. Akonmusips says:

    evrende ilkel benliğimizi farkettiğimizde aslında yalnızlığımızı da farkederiz.figüranlarıyla başrolleriyle bir gün bu, adına yaşamak denen film, bitecek.

    *********************************************

    Yenilgi denemiş olmanın kanıtıdır.
    Denemek, cesaret ve irade ister.
    Hele bu insanın kendini tanıma konusundaysa bedeli yalnızlık olur.
    Ve yenilgi yalnızlık olduğunda zafer olur.
    Erdemin damıtıldığı sıcak bir kazandır yalnızlık.
    İnsanlar yalnız doğarlar.
    Büyürlerken, kendilerine enjekte edilen sosyalleşme afyonu yüzünden yalnız olmadıkları yanılsamasıyla mezara kadar giderler.
    Yalnızlığın gerçek anlamını keşfettiğimizde o anlamda kendimiz oluruz.
    Aslında yalnızlığın gerçek anlamı yenilginin ta kendisidir…
    Ve bazen yenilemiyorum kendime ben.
    Yalnız kalamıyorum…
    Çünkü yanımda ben varım…
    Bu arada içinde bulunduğum filmin türünü bir türlü algılayamıyorum.
    Replikler ise öldürücü.
    Kamera şakası desem tek konu.
    Bi garip işte.

  7. akonmusips says:

    (^^^)

    ********************

    :bingung:

  8. akonmusips says:

    :\

    ********************

    :bingung:

  9. akonmusips says:

    3: )

    ********************

    :bingung:

  10. akonmusips says:

    O.o

    ********************

    :bingung:

  11. akonmusips says:

    :v

    ********************

    :bingung:

  12. akonmusips says:

    <( )

    ********************

    :bingung:

  13. akonmusips says:

    : |]

    ********************

    :bingung:

  14. akonmusips says:

    :D

    ********************

    :bingung:

  15. akonmusips says:

    Razz

    ********************

    :bingung:

  16. akonmusips says:

    :C

    ********************

    :bingung:

  17. akonmusips says:

    : – /

    ********************

    :bingung:

  18. akonmusips says:

    : – ~ (

    ********************

    :bingung:

  19. akonmusips says:

    Smile+<

    ********************

    :bingung:

  20. akonmusips says:

    : Smile

    ********************

    :bingung:

  21. akonmusips says:

    =: Düşünmek:

    ********************

    :bingung:

  22. akonmusips says:

    =: ZZZ:

    ********************

    :bingung:

  23. akonmusips says:

    =: Grinch:

    ********************

    :bingung:

  24. akonmusips says:

    =: Headsmack:

    ********************

    :bingung:

  25. akonmusips says:

    =: Temiz:

    ********************

    :bingung:

  26. akonmusips says:

    : Rock:

    ********************

    :bingung:

  27. akonmusips says:

    =: Sabırsız:

    ********************

    :bingung:

  28. akonmusips says:

    =: Gerçek:

    ********************

    :bingung:

  29. akonmusips says:

    =: Sinsi – evil: =: Kool:

    ********************

    :bingung:

  30. akonmusips says:

    Kool

    ********************

    :bingung:

  31. akonmusips says:

    =: Woohoo:

    ********************

    :bingung:

  32. akonmusips says:

    kafasına çekiç vuran smiley yapmaya çalıştım bir türlü olmadı,mesela o yürüyen penguenin smily codec’i nedir?

    **********************************

    Yorum yazarken el altta çıkan “kaskus emoticons nartzco” linkine tıkladığında hepsini görebilirsin.

  33. tuthaliya says:

    hayat = 1-doğa ile barışık bir medeniyet.
    2-Yapılması gereken ne ise onu yap.

    herkes yaparsa sorun olmaz.Sadece sen yaparsan sorun başlar.Ya da sadece ben ya da sadece o farketmez.

    Gerçek sadece bir tanedir.
    Yaşa ve yaşat.Hayat sana senin olmayanı vermez.Onu zorla almaya kalkma.ve kimseyi onun olmayanı alması için zorlama..Senin olan senindir.Onun olan onun.senin olan sana gelir,onun olan ona gider erken,geç farketmez.sonunda gelir.kimsenin hedefini vurma.sen senin ve o onun.siz sizin.

    *****************************

    Birinci maddeye diyeceğim yok fakat ikinci maddede yer alan yapılması gereken her şeyi zora sokuyor…

  34. tuthaliya says:

    eğer bunu yapmazsanız hayatın hepinizi çoktan s.tir ettiğini farkedemeden s.ktirolur gidersiniz.

    *************************************

    Evren beni S*ktir etti. Tam da ben onu s*ktir edecekken oldu bu..
    Sanırım geç kaldım. :) Hass..

  35. Anjelika7 says:

    Yorum enflasyonu olmuş bu yazıda. Yazıyı okuduktan sonra, yorum yazmaya inerken, gözüm de takılıyor ister istemez, git git bitmedi. Gereksiz kalabalık olmuş. beni ilgilendirmez tabi, sayfa senin sayfan, ne karışıyorsun da diyebilirsin elbette. Neyse, o arada aşağı düşerken ben (Alice harikalar diyarına düşer ya, onun gibi) yazının özünü kaybettim. Çok üzgünüm ama yorumlar ön plana geçti.

    En kısa ama en fazla yorum yazma rekoru yanında, en uzun yorum rekorunun da senin yazılarında gerçekleştiğini gördüm. Şaşırtıcı bir şey; Son zamanların yükselen değeri sanırım, kelimeleri yanlış kullanmak. Mesela son zamanlarda herkes aslı “muhatap” olan kelimeyi “muhattap” olarak kullanmaya başladı. Dilimizin gitgide aşındırılıp, paramparça edilmesine çok üzülüyorum. Dil erozyonu gerçekleşiyor, en korkuncu da bazı eğitimcilerin bile bu durumun taraflarından olması. Önemsemiyorlar artık, belki de doğrusunu onlar bile araştırmıyor, yanlışı büyütüp geliştirmeye destek oluyorlar.

    Buraya nereden geldim? Aynı yorum içinde hem muhatap, hem muhattap yazılmasından. Bu arada ben de uzun yorum yazma yarışına girmişim sanki. Bağışla, sinirlenince benim frenler patladı. Ne yazık ki yazıdaki öğüdü de tutamadım. Dedim ya, yazının özünü kaybettim.
    :mewek

    **********************************

    Bir hezeyan yaşanmış sanki. :)
    Bu arada yazdıklarını okuyunca aklıma Feyza Hepçilingirlerin Tükçe “OFF” kitabı geldi.
    Ses bayrağımız Türkçe’yi bizden çalıyorlar.
    Her geçen gün bir parçasını alıp götürüyorlar güzel dilimizin.
    Oysa dil yoksa akıl da yoktur.
    Dil yozlaşırsa akıl da yozlaşır.
    Ve akıl yozlaştığında artık insan olamayız.
    Ses çıkartan hayvanlar olarak yaşamımıza devam ederiz.
    Bu duruma ses çıkartmalıyız. :)
    Yazının özünü kaybetmen çok önemli değil. Çünkü telafisi mümkün.
    Ancak biz özümüzü kaybediyoruz…

  36. Dusunce olarak cok dogru. Maksat uygulayabilmekte. Bu kitabi istiyorum!!!

    ****************************************

    Hemen uygulamalısın.
    Başla hadi. :)
    Başladığında çok kolay olduğunu keşfedeceksin. oh.

  37. akonmusips says:

    neden bir kitabı okumaya başladığımda anlamadığım bir kavram veya kelimeye takıldığımda o kitabı bırakıp da o kavramın peşine düşüyorum.bu yüzden hiç bir kitabı tam anlamıyla okumuş gibi hissetmiyorum.neden her kelimeyi her cümleyi illaki anlamak zorundaymışım gibi bir his hasıl oluyuyor bana.bu yüzden daha az okuyorum.benim için bir kitabı okumuş olmak o kitabın içindeki herşeyi kitabı yazan kişi kadar anlamış olmak demek .bi türlü yav s*ktir et onu da anlamayıver diyemiyorum.bu yüzden hep ayrıntılar içinde boğuluyorum. :bingung :cystg

    ************************************

    Kitabı okumaktan çok özümsemekten bahsetmişsin.
    Bence kitap içerisinde karşına çıkan ve anlamadığın bir kavram varsa onun altını çiz ve devam et. Kitap bitince o kavrama ya da kelimeye geri dönebilirsin. Şahsen ben öyle yapıyorum.
    Yoksa bir kitabı bitirmek çok zor olur. :)

  38. Müzeyyen says:

    Evren seni durduk yere S..r etmez
    naptınki acaba onu bıktıracak kızdıracak.
    Belkide senin S.. r edeceğini anlamıştır.
    Evreni seviyorum ben ya.

    ********************************

    Evet hiçbir şey durduk yere gerçekleşmez.
    Her şeyin bir amacı, sebebi ve sonucu vardır.
    Evren düzen ister.
    Ve bu düzeni bozanları düzmek ister. :)

  39. Bu kitapta yazan herşeye katılıyorum. Tıpkı Can Yücel’in “Bağlanmayacaksın” adlı şiirinde tanımladığı gibi; hiçbirşeye ve hiçkimseye çok fazla bağımlı olmamak gerek. Bağlı olunabilir, çünkü bizim kültürümüzde aile ve dostluk bağları önemli. Sadık ve vefalı olmak güzel, saygıdeğer bir durum ama bağımlı olmak başka birşey.
    Gereğinden fazla önem verdiğimiz o kadar çok şey var ki hayatta, bunların o kadar da önemli olmadığını farkederek “S*ktir Et” dediğimiz an sahip olacağımız manevi rahatlama, huzur ve özgürlüğü tahmin bile edemiyorum. Edemiyorum çünkü henüz ben de demiş değilim. Ama bir gün diyebilmenin hayal ve umuduyla yaşıyorum:) Yaşasın tam bağımsız hayat! Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa… :hope

    ****************************************

    Bağlılıktan üzüntü doğar… Hiçbir şeye bağlılığı olmayan için üzüntü yoktur.
    -Gautama Buda

    Çocukların neşeli olmasının ve kolayca neşelenebilmelerinin bir sebebi, çok fazla insan ve olaya karşı derin bağlılıklar geliştirmemiş olmalarıdır. Bunun yerine yaşam neşesiyle doludurlar.

    Beklenti de aslında bir tür bağlılıktır. Hemen her durumda en iyi şekilde yaşamanın yolu; başının çaresine bakmaya hazır olmaktır.

    Bağlılıklar beklentilerin aksine uzay ve zamanda çok daha fazla yayılırlar. Örneğin, başka insanlara olan ve genellikle uzun sürelere yayılan bağlılıklarınızı düşünün. Uç noktaya taşınırsa, bir insana bağlılık, sahip olma duygusuna dönüşebilir. Sevgisine sahip olduğunuzu düşündüğünüz kişi, sevgisini bir başkasına sunarsa, yaşayacağınız kaygının sebebi sahibi olduğunuzu sandığınız sevgiye bağlılığınızdır. Bunun yerine aşırı bağlılık göstermeden size sunulduğu zaman alırsanız, artık sunulmadığı zaman pişmanlık duymadan vazgeçebilirsiniz.

    Bağlı olmamak, zevk almamak değildir. Buradaki düşünce, bir şey oradayken ondan zevk almak, orada olmadığında sızlanmamak ve yokluğunda şiddetle arzulamamaktır.
    -Lou Marinoff

    Manevi olarak uyanık kişi:
    Hiç beklentisi yoktur, zihnini ve kişiliğini kontrol eder, açgözlülük etmez, sadece bedeni eyleme geçer; eylemde bulunsa da bozulmamış kalır… Bağlılıkları yoktur, özgürdür, zihni bilgeliğe odaklanmıştır, fedakarlık olarak yaptığı eylemler arkalarında iz bırakmaz.
    – Bhagavad Gita

    Bağımlılık özgür iradenin kelepçesidir. vs. vs.
    Bi de bağımsızlığa bağımlıyım.

    Bu arada s*ktir edebilmek ruhun yelpazesi gibi. Rahatlatıcı ve rehabilite edici bir etkisi var…
    Ben edeceğim… oh. :)

  40. Asitavandas says:

    DÜŞÜN DÜŞÜN……
    Si…ret kavramını destekleyecek bir güzel deyişimiz daha vardır: Düşün düşün boktur işin… Aslında düşünmeyip si…ret’mek daha doğru görünüyor ama ben yapamıyorum. İşimin bok olmasıda beni fazla üzmüyor, sonuç olarak o da düşük bir enerji seviyesini ifade ediyor sadece. Dikkatle bakarsak pis,kirli,kötü dediğimiz şeylerin çoğu, dağılan düşük enerjiyi ifade eder. Yediğimiz şeylerin enerjisini tüketip posasına da bok diyoruz. Yüksekten akan, coşan bir nehire gürül gürül; pırıl pırıl diyerek güzelliyoruz düze gelip sığlaştığında ise pis su oluyor. Şömineye bakıp aleve övgüler düzüyoruz fakat duman olunca pis oluyor sis oluyor. Yüksek enerji taşıyan şeylerin işimize yaradığı doğru ama dağılan enerjiye sadece işimize yaramıyor diye kötü demek bana biraz haksızlık gibi geliyor. Bu yüzden işim bok! Varsın olsun. Bu boktan şeyleri berberde düşündüm.Kırpılan saçlarım yerde sürünüp berber, çırağına “temizle şu yerleri” dediği zaman. Niye pislik olmuştu onlar? Halbuki biraz evvel bozulmasınlar diye tarayıp okşayıp duruyordum. Sabahta yıkayıp üzerlerine kuru hava püskürtmüştüm üstelik. Anlamak dediğimiz şey nedir ki? tanımlamak mı, tespit etmek mi? Hiç sanmıyorum. Sadece dikkatli olmayı, görmeyi yeniden öğrenmektir. Ne işe mi yarıyor? Siktiret!….

    ***********************************

    Sanırım düşünerek ne düşünmeyeceğimize karar verebiliyorsak, bilinçle siktir edebilme imkanımız olabilir. :)
    Bence siktir etmek düşünmememizi engellememeli, tam tersine düşünerek bilinçle siktir etmeyi başarabilmeliyiz.
    Bu durum paradoksal görünse bile, yeterli bir bilinç seviyesiyle başarılması mümkün diye düşünüyorum.

    Bu arada içimizde bulunduğunda nitelemediğimiz fakat dışarı çıkar çıkmaz sanki onu inkar edercesine tiksindiğimiz boka karşı tutumumuzu ikiyüzlü buluyorum. Boku kutsamak amacında değilim. Ancak içimizden çıkan bok, yaşamın vazgeçilmez bir unsurudur. Unutmayalım bok olmasa idi bizler de olmazdık. Ünlü bir düşünürün dediği gibi: “Bokun aslında sensin.” ( Kim demiş bunu ya? ehi. Neyse yaşasın bok. Konu hakkındaki bilimsel veriler için bakınız: http://www.zaplat.com/video/animasyon_videolari/135943/Bokun_Hayat%C4%B1m%C4%B1zdaki_%C3%96nemi )

  41. akonmusips says:

    yorumunu yeni farkettiğim Anjelika rumuzlu arkadaşım her nedense “türkçe”nin bekçiliğine soyunmuşsun.böyle kuru laflardan gına geldi artık bana…oyumben üstad, feyza hepçilingirler’in birkaç kitabını ben de okudum ama ben hayata,türkçeyi koruma polisi olarak bakmadığımdan ne yazık ki, yazarken: yazım kuralları , açıklık,duruluk, ,yalınlık, noktalama işaretlerine dikkat ,sözcüklerin ve cümlelelerin ve ayrıca atasözleri ve deyimlerin yerli yerinde kullanılması,anlatım bozukluğundan kaçınmak vsss…bunlar gibi bir çok hususa,bir makale yazıyormuşcasına dikkat etmek istemiyorum.evet asgari düzeyde bile olsa düzgün ve anlaşılır yazmak karşı tarafa yönelik olması gereken bir saygı ifadesidir.diğer yandan eğer yazım konusunda optimist(mükemmeliyetçi) olacaksak bir yanlışımız bile türkçenin doğru konuşulmasına duyarlı bir başkası tarafından bizi küçümsemek için etkili bir araç olarak kullanılabilecektir.anjelika keşke bana karşı, olumsuz bir bakış açısıyla birlikte dışlayıcılık içeren bir dil kullanmayıp kırmadan beni daha dikkatli yazmaya yönlendirici bir üslup kullansaydı daha iyi olurdu.ne yaptım anjelika ben sana?neden ağlattın beni? :berduka eğer ben hiç yanlış da konuşmam yanlış da yazmam diyorsanız yalan söylüyorsunuz demektir.bununla beraber eğer anjelika siz, benim bir daha bu siteye uğramamı istemiyorsa ben de anjelika arkadaşımı kırmam, ayıp ediyorsunuz anjelika bir emriniz yeter. bu siteye özgü ve varolagelen yorumcu şablonunun dışına çıktığımın farkındayım.o yüzden varolagelen site yöneticisi ve yorumcu arasındaki uyumu bozmamak için hadi sizlere evyallah……not:gereksiz kalabalık oluşturan yorumlar bana ait.internetten smiley kodları araştırdım ve smiley oluşturabilmek için bu siteyi deneme yanılma tahtası gibi kullandım.özürler ola…yukarıda bir sözüğü yanlış yazdım ancelika ya da doğru yazılışıyla anjelika bunu bulabilecek mi?ve yoluna devam eder…. :travel

    *************************************************

    Blogumu okuyan insanların diledikleri gibi yorum yapma özgürlüğü olduğuna tüm kalbimle inanıyorum. ( Küfür ve hakaret hariç. Hakaretler sadece bana yapılabilmeli. Diğer okuyucuların bundan etkilenmesini istemem. :) ) Yorumlar hoşuma gidebileceği gibi düşüncelerime aykırı ve hoşlanmadığım türden de olabilir. Her zaman farklı bakış açılarından ve ya davranış modellerinden faydalanmaya çabalamışımdır. Ben yorumlarınızla bloga bir renk kattığınızı düşünüyorum.
    Bu arada belirtmek isterim ki; göndermiş olduğunuz smile kodlarını yayınlamamın sebebi, her birinin bir duyguyu ifade ediyor olması. ( Okuduğunuz yazı hakkında hissetiklerinizi bu kodlarla ifade etmek istiyor olma hakkınız blog yöneticisinin güvencesi altındadır. ) Aksi takdirde rastgele harflerden oluşan ve anlamlandıramadığım simgeleri bu kadar ard arda görsem belki yayınlamak için çok hevesli olmayacaktım.
    Türkçe konusu ise ciddi bir tartışma alanı. Bu konuyu bu daracık alanda çözüme kavuşturmamız sanırım neredeyse imkansız. Ancak ben Türkçe’nin ses bayrağımız olduğuna inanıyorum. Ve Tevrat’ın Yaratılış (Tekvin) kısmında bahsedilen tarihi bir hikayenin ortak dilin önemini çarpıcı bir şekilde açıkladığını düşünüyorum:
    « … ve bütün dünyanın sözü bir, DİLİ BİRDİ. Şarktan göçtükleri zaman Sinear diyarında bir ova buldular, orada oturdular. Birbirlerine ‘gelin kerpiç yapalım, onları iyice pişirelim. Onların taş yerine kerpiçleri, harç yerine ziftleri vardı. Yeryüzünde dağılmayalım diye kendimize bir şehir, başı göğe erişecek bir kule yapalım’ dediler. Ve ademoğullarının yapmakta olduğu şehri ve kuleyi görmek için Rab indi. Onlar bir kavm, hepsinin TEK DİLİ VAR. Gelin inelim, BİRBİRLERİNİN DİLİNİ ANLAMASINLAR DİYE ONLARIN DİLİNİ KARIŞTIRALIM. Rab onları oradan dağıttı ve ŞEHRİ BİNA ETMEYİ BIRAKTILAR. Bundan dolayı onun adına Babil dendi.. »
    Ortak müştereklerde birleşebilmenin koşullarından biri de ortak bir dili kullanmaktır. Eğer bu dil erozyona uğrarsa ortak müştereklerde birleşme azmi zarar görür. Ve dil yozlaşırsa, ortak bir müşterek de kalmaz. Ortak müşterek kalmadığında ise neler olabileceğini okuyucunun kendi değerlendirmesine bırakıyorum…

  42. akonmusips says:

    yorumunu yeni farkettiğim Anjelika rumuzlu arkadaşım her nedense “türkçe”nin bekçiliğine soyunmuşsun.böyle kuru laflardan gına geldi artık bana…oyumben üstad, feyza hepçilingirler’in birkaç kitabını ben de okudum ama ben hayata,türkçeyi koruma polisi olarak bakmadığımdan ne yazık ki, yazarken: yazım kuralları , açıklık,duruluk, ,yalınlık, noktalama işaretlerine dikkat ,sözcüklerin ve cümlelelerin ve ayrıca atasözleri ve deyimlerin yerli yerinde kullanılması,anlatım bozukluğundan kaçınmak vsss…bunlar gibi bir çok hususa,bir makale yazıyormuşcasına dikkat etmek istemiyorum.evet asgari düzeyde bile olsa düzgün ve anlaşılır yazmak karşı tarafa yönelik olması gereken bir saygı ifadesidir.diğer yandan eğer yazım konusunda optimist(mükemmeliyetçi) olacaksak bir yanlışımız bile türkçenin doğru konuşulmasına duyarlı bir başkası tarafından bizi küçümsemek için etkili bir araç olarak kullanılabilecektir.anjelika keşke bana karşı, olumsuz bir bakış açısıyla birlikte dışlayıcılık içeren bir dil kullanmayıp beni rencide etmeden bundan sonra daha dikkatli davranarak yazmam için yönlendirici bir üslup kullansaydı daha iyi olurdu.ne yaptım anjelika ben sana?neden ağlattın beni? :berduka eğer ben hiç yanlış da konuşmam yanlış da yazmam diyorsanız yalan söylüyorsunuz demektir.bununla beraber eğer anjelika ,bir daha benim bu siteye yorum yazmamı istemiyorsa ben de anjelika arkadaşımı kırmam, ayıp ediyorsunuz anjelika rumuzlu arkadaşım bir emrinize bakar.bu siteye özgü ve varolagelen yorumcu şablonunun dışına çıktığımın farkındayım.o yüzden varolagelen site yöneticisi ve yorumcu arasındaki uyumu bozmamak için hadi sizlere evyallah……not:gereksiz kalabalık oluşturan yorumlar bana ait.internetten smiley kodları araştırdım ve smiley oluşturabilmek için bu siteyi deneme yanılma tahtası gibi kullandım.özürler ola…yukarıda bir sözcüğü yanlış yazdım ancelika ya da doğru yazılışıyla anjelika bunu bulabilecek mi?ve yoluna devam eder…. :travel üstteki yorumumda birkaç hata tespit ettim ve yeniden yazdım.inşallah anjelika yine ağlatmaz beni.anjelika isimli arkadaş bu söz YUNUS EMRE’den sana gesin: bir kez kalp kırdın ise bu yazdığın yorum değil…..ANJELİKA:şu son yorumumda da hata var mı?oysa ki türkçe her zaman benim başarılı oduğum derslerden biridir.yoksa siz türk dil kurumunda üst düzey bir çalışan mısısnız?yoksa siz Anjelika Akbar mısınız?

    *******************************************

    Hay Allah.
    Konumuz S*ktir Etmek değil miydi? :)

  43. akonmusips says:

    bundan sonra ben yazıyım ancelika yanlışlarımı düzeltsin…severim böyle vatanaşları.gerçekten hatalı olmasaydım anjelikaya çok kızardım.ama ne diyim bir çok konuda haklı.doruya doğru.o yüzden anjelika’dan haber bekliyeceğim. o ne derse o olsun.bir daha yazma diyorsa bundan sonra hiç yazmam.gerçekten yazmam.(bana yazmayı anlat, yazıp dalga geçmeyi anlat.anlat ki çözülsün dilim ben “yazman”ım demeliyim.yazmanlığı anlat bana senin gibi verip veriştirmeliyim.)eğer anjelika yazmaya devam et derse bundan sonra BİTİKÇİ rumuzuyla yazmaya devam edeceğim.yav ben neler saçmalıyorum arkadaş? :cd

    ***********************************

    İnsan, ancak sevdiği bir kişinin yanlışlarını ortaya koymaya cesaret edebilir. Ve bazen amaçtan ziyade sonuca odaklanmak insanı daha az üzer. Netice itibariyle; karşımızdaki insanın yanlışlarımızı öğrenme ikmanı sağlaması bizim tekamül etmemiz sonucunu oluşturabiliyorsa bu durum bize zarardan çok fayda sağlayacaktır…

  44. akonmusips says:

    yasakçı zihniyete hayır!!!!! :sup2:

    *****************************

    Oysa son zamanların en gözde zihniyeti :))
    Neyse ki yasaklar çiğnenmek için varlar. :)

  45. akonmusips says:

    bence yorumlarımız için iki ayrı saha olsun,böylece elit yorumcular diğer avam yorumculara tahammül etmek zorunda kalmazlar ve de sinirlenip yerlerinde zıplamazlar. :marah

    1)lordlar ve lordiçeler kamarası(türkçeyi iyi kullananlar ve hezeyansızlar için)
    2)avamlar ve avamiçeler kamarası,(türkçeyi fransızca gibi konuşanlar için)

    ************************************

    O zaman insanları katagorize etmiş olmaz mıyız?
    Oysa kaynaşma zamanı…

  46. akonmusips says:

    anjelika’ya sorum şu:siz bu kitabı okudunuz da bu kitap hakkında bir şeyler söyleyecektiniz de ben konuyu dağıtarak buna mani mi oldum?
    ahhh anjelika ahhh kendimizi bulmak için başkalarını kaybetmemiz mi lazım?neden bu hırs neden bu sinir?çok yorum yazdığımdan şikayet etmişsin.sana birşey söyleyeyim mi?arasıra rutinin dışına çıkmak iyidir.korkma çok yorumdan dolayı site çökmez.ama inanır mısın sen beni çökerttin.senin yorumundan sonra 10 yıl yaşlandım “41” oldum.saçlarım ağardı. :batabig

    *********************************

    Geçti. Sakin olmalı. :))
    Olaya iyi tarafından bak.
    Olgunlaşıyorsun. ehi.

  47. miracle says:

    :) Boktan bahsetmişken bir de “boku çıkmak” var değil mi Oyumben

    **************************************************

    :)) Evet insan cümle içerisinde kullanmamak için kendini zor tutuyor. :))

  48. akonmusips says:

    tamam tamam sustum….bu sitenin belli bir formatı var bunu ben de biliyorum onun için çok da zorlamamak lazım tabiki de…daha fazla uzatmak gerçekten ayıp olur…ama açıkçası biraz alındım….kendimi birden bire hababam sınıfındaki şaban gibi hissettim, filmde en son dayanamayıp kız mız demeyip kendisine vuran kızlara karşılık vermeye başlayan şaban karakteri gibi bir pozisyon alma gereği duydum….dayanamayacağım ben artık diyip kendisine vuran ayşen gruda’ya nasıl da karşılık veriyordu hani…

    ***************************************

    Aslında belli bir formatı olduğu konusunda şüphelerim var. Genelde burayı kendi kendime konuştuğum bir alan olarak görüyorum. Konuşmalarımı duyan insanların katkılarıyla renkleniyor ortam. Fikirler uçuşuyor, çağrışımlar çağlıyor. Heyoo.

  49. tuthaliya says:

    bu arada bu kitabı s.tir ettim okumayacağım.

    *****************************

    Bu kitabı s.ktir edebiliyorsan zaten okumana da gerek yoktur. Okumadan da yapabiliyorsun işte. :)

  50. Anjelika7 says:

    Sevgili akonmusips, yemin ederim gülmekten yorumlarınızın tamamını okuyamadım. :D

    Çok esprili bir yorumcu olduğunuz kesin. Aslında bayılırım böyle insanlara. Hayata renk katarlar. Siz de öylesiniz.(Bu arada bütün yorumlarınızı okuyamadan yazıyorum bu cevabi yazıyı, arada inşallah hakarete varan bir kaç sözcük etmemişsinizdir bana kızıp.) Bir konuya açıklık getireyim izin verin. Bahsettiğim o iki kelime ile değindiğim konuya gelirsek; Şu son zamanlarda her yerde, ama her yerde muhattap olarak söylenir oldu bu kelime. Tepkim size değil aslında, genel bozulmaya. Tamam, halk arasında dikkat edilmeyebilir, ancak benim üzüldüğüm (gerçekten üzülüyorum ama, inanın, ki Türkçe’nin doğru kullanımına örnek olmaları gerekir, bence) spikerlerin, habercilerin, gazetecilerin bile bu konuya hiç ama hiç dikkat etmemeleri. Onları geçtim, öğretmenler bile popüler bozulmaya kapılmış gidiyor.

    Düşünsenize Alah aşkına, seller ülkemizin güzelim verimli topraklarını alıp denizlere götürürken, erozyon nedeniyle topraklarımız çölleşirken hiç içiniz sızlamıyor mu? Bu durum da öyle, dilimiz yozlaşıyor, bozuluyor. Oysa Türkçe gerçekten “ses bayrağımız”dır. Bir Türk vatandaşı olarak, bayrağımızın yerlere atılması, parçalanması, yakılması içinizi dağlamaz, öfke içinde isyan etmez misiniz?

    Türkçe’nin bekçiliğini yapmak bana düşmez elbette ama her birimiz, bireysel olarak önem versek bu konuya, inanın koruruz değerlerimizi. Tabi korumaya değer buluyorsak.

    Akonmusips, beni de baştan çıkardınız görüyor musunuz? Bu kadar uzun yazmayı hiç düşünmemiştim. Aslında bu konuyla ilgili yazılacak olan, düşündüğüm, hissettiğim, tepki duyduğum o kadar çok şey var ki… Sizi yaşlandırdığımı yazmışsınız, çok üzüldüm, istemeyerek oldu, hadi atın o 10 yılı, biz en iyisi yazının özüne dönelim ne dersiniz?

    :shakehand2

    ************************************

    Buradan yazının özüne geri dönmek oldukça zor olacak sanırım. :))
    Raydan çıktık zannımca. :)
    Ben kendi eksenim etrafında dönüyorum. ehi.

  51. Anjelika7 says:

    Bir şey daha ekleyeyim. (Bağışla oyumben, ortalık toz duman oldu biraz ama, eminim elbirliğiyle toparlayacağız.)

    akonmusips’ciğim, sevgili muhatabım. :)
    İnan ki elit kesimle falan hiiiç ilgim yok. Bildiğin halktan biriyim. Mükemmeliyetçilik konusu belki benim Oğlak burcu oluşumdan ileri gelebilir. Benim suçum değil yani, yıldızlar suçlu. :D (Bu da iyiydi değil mi?)

    Aslında demek istediğim, yanlışlara ses çıkarmadıkça, hayatımızda yer ediyorlar ve itiştire kakıştıra, doğruları hayatımızdan çıkarıp, yerlerine geçiyorlar. Yazık değil mi? Niye doğrularımızı korumuyoruz? Deliriyorum, valla… (Yoksa ben gerçekten deli miyim?) Nerde benim hunim?

    :selamat

    ****************************************

    Çokça yapılan yanlış kanıksandığında doğru gibi görünür… Sanırım en tehlikeli olanı da budur.

  52. tuthaliya says:

    Hayatın bir anlamı yok bizim beynimizin bir anlamı var.Bizim hayatımız takılan maskelerin,takmayı bile isteye kabullendiğimiz maskelerin digerlerinin gözüne nasıl göründüğünden ibaret sadece…Ve de başkalarının takınmasını istediğin maskelerin hesabını tuttuğundan ibaret.Sen bakınma öyle içime içime içinden geçenler sinirlerimi bozuyor haberin olsun.Onların emellerine ne kadar hizmet ettiği ile ve güçlü olanın hedeflerine ne kadar on iki olabildiği sürece anlamlı.İnancın,zaafların,değerlerin,değerlerine verdiğin değer miktarı,onlar için yapabileceklerin.Bunun yanında sürekli bir direnç var yani her insanın hedefi on ikiden vurma isteği.Anlam olarak yüklenen değerlerin iyi olarak dayatılanlarına ulaşmanın çok zor olması veya buna ulaşacak kişi sayısının çok az olabilmesi fakat hepsinin aynı şeyi istemesi anlamın bölünmesine ve zaman ile değerini yitirmesine ‘hassiktir ulan”denilmesine de vesile olabiliyor.

    Geçen gün kapalı bir havada şöyle güzel bir yürüyüşün fena olmayacağını düşünerek yola koyuldu bir kadın.
    Hayatın bağımlılığı red sayfasında yürümeye çalıştığımız ve bütün bağımlılıklarımızdan sıyrılmaya çalıştığımız için,bütün bağımlılıklarını reddedeceği ve hatta uygulamaya geçireceği bir gün olmalıydı.Hayatın hiç bir anlamı yoktu ve bütün anlamları silmesi gerekiyordu.Yola çırılçıplak koyularak başladım herşeyden önce.Öyle ya doğduğmdan beri birileri beni giydirmişti ve üzerimdeki tortuları temizlemeye kıyafetlerimden başlamalıydım.Yola çıktı.O an’da tuvaleti geldi.Öyle ya bu bir bağımlılıktı bir de tuvaleti gelmese.Hem işiyor hem yürüyor.Karşısına insan çıkana kadar.Önce karşısına bir çocuk çıktı çocuk yanlış birşey yapmadı gerçekten onu görür görmez tabana kuvvet kaçmaya başladı.İlerde Annesini gördü ve annesiyle birlikte kaçmaya başladılar.”Ne kadar bağımlısınız çocuğu da kendin gibi korkak yetiştirmişsin” demekten kendimi alamadım.O anda yolda kabarık bir cüzdan gördü ve cüzdanın üzerine balıklama atladı..Bayağı kabarıktı yani o anda alabileceğim herşeyi alabileceği kadar kabarıktı diyebilirim.fırlattı attı sonra..Uzun ince yolda yapayalnız yürümeye devam etti.İleride karşısına bir adam çıktı.Bugüne kadar onlardan kaçmayı öğrenmişiz ya üzerine kırdı direksiyonu tabi.Hep başımız önümüzde yürümeye alışmışız ya sordu ”neden”.Ve gözlerinin ta içine içine bakarak üzerine gitti.Adamın ondan kaçtığını bilmem söylememe gerek varmıdır.Yüzünde tatlı bir gülümseme ile yürüyor olmama rağmen ondan kaçtı.sonra bir başkası bir başkası ve bir başkası.İşte o anda merak etti.giyinik oldukları zamanlarda soyunmaları için bazen üzerindekileri parçalamaya,onları kandırmaya,onlara pandik atmaya,onları taciz etmeye,bir kaç zamanlık aşk için onlara evlilik teklifi bile etmeye kalkan, cüret eden bu insanlar çırılçıplak üzerlerine giderken niçin kaçtılar?bir başka yerde devam etti ve üç kişi bir halde gördükleri zaman kaçmadılar.O da hep dayaktan kaçtık bu bir bağımlılık dedi bekledi,ahlaksıızzz dediler, ağzını burnunu kırdılar bırakıp kaçtılar.Neden kaçtıklarını polis sirenlerini duyduğu zaman anladı.

    Sonuç gözünü açtığımda bir tımarhanede idi.Çünkü ülkemde herkes giyinik geziniyordu ve soyunduğu zaman bütün gün insanların iç çamaşırları ile ilgilenenler onu dövdüler şikayet ettiler ve tımarhaneyi boyladı.

    Siz bunu yapmayın.Sadece ders verdiğiniz sınıfta masanın üzerine çıkıp tepinmeyi deneyin.Ve hatta s..tir edin yemeyi içmeyi.Bedeninize zulmedin.

    Bunun yanında herşeyi s..tir etmek fikri çok cazip ve kışkırtıcı gelebilir.Bu aklı fikri cinsellikte olan ve cinsel tabuların hala geçerli olduğu bir toplum sözkonusu ise anarşizme açılacak harika bir pencere olabilir.Ama bir başkası için bu saplantıyı s..r etmek yolu da olabilir..Bir şekilde s..r etmek zevkli ise yukarıda içinden geldiği gibi yorum yazan şahıs da sizin kurallarınızı s..r etmiştir.İnsanlara ne oluyorda neyin bokunun çıktığının çıkmadığının kimin neyi kaç satır ya da kaç tane yazacağının hesabını tutuyorlar.Kim ne kadar yazarsa yazsın yeter ki kimseye bulaşmasın..

    Kimsenin sizin umurunuzda olmasını istemiyor iseniz önce kimseyi umursamamanız gerekmektedir.Ama bu ses bayrağımızı korumamız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.Keşke aksini iddia edebilse idim.İngizlice bilen bir öğrencinin bildiği gramer kadar kendi dilimizin gramerini bilemiyor olmamız belki bir başka bakış açısından bakıldığı zaman anlaşılabilir.Kendi dilimizi ne kadar düzgün konuşmalıyız bunu aramızda tartışırız kimse mükemmel değil ancak söz konusu emperyalizm olduğunda işin rengi değişir.Dünya dilimizi umursuyor emin olun…

    ***************************************************

    Hedefi 12 den vurmaktan daha önemlisi mantıklı bir hedefe sahip olabilmek bence. Belki de hayatın anlamı, sahip olunan hedefler ve bu hedeflerin uygunluğunda gizlidir. Varsın olsun 12 den vuramayalım.
    Diğer yandan yola çırılçıplak koyulan kadın dikkat çekiciydi. Fakat çişini yaptıktan sonra soyunsaymış ne güzel olurmuş. ehi. Zira yürürken işemek bir kadın için zahmeli bir durum olsa gerek. Ancak bu olay nerede cereyan ediyor bilmiyorum fakat, bir kaç adamın bu çırılçıplak kadını sevmeleri (!) yerine dövmelerini abartılı buldum. Gözlemleyebildiğim kadarıyla bu bölgedeki erkek modeli, kadını dövse bile önce sevmek ister. :) Sevilmek istemeyen kadını dövmek ister. Döver yumuşatır, sonra sever. Bu bir yaşam döngüsüdür kadının. :)
    Bunun yanı sıra bence insan dil yetenekleri oranında düşünce ve zihin yeteneklerini sunabilir. Dil yeteneği ise bir dilin tüm unsurlarına hakim olmakla söz konusu olabilir. Evet dilimizi korurken geliştirebilmeliyiz.

  53. akonmusips says:

    ANJELİKA arkadaşım yazdığım yorumlara karşılık sizden çok sert bir tepki bekliyordum.ama siz anlayışınızla beni mahcup ettiniz.bu sefer de ben kendime kızıyorum. ama inan ki şu anda şu yorumu yazarken bile ellerim tirim tirim titriyor.yine yanlış mı yazıyorum yoksa bazı sözcükleri diye çok korkuyorum :takut .yorumlarınızı okuduktan sonra çok rahatladım.ohhh beee..dünya varmış.. .teşekürler ANJELİKA AKBAR :ilovekaskus

    **************************************

    Uzlaşma gelişimin habercisidir. :beer:

  54. tuthaliya says:

    kendi saçmasapan yorumumu yazdım arkadaşım sana abartımı nedir onu sormadım.zaten saçmalık olsun diye yazdım.

    ********************************

    Başarmışsın :) Tebrik ediyorum…

  55. Anjelika7 says:

    :angel

    Kendimi melek gibi hissettim. Çok mutluyum…
    Ben teşekkür ederim. Oh, sevgi ve anlayış ne kadar güzel birşey…

    :peluk

    ***********************************************

    Sevgi ve anlayış fışkırsın blogdan.
    Mutluluk pıtırcıkları yutalım.
    Huzur ve mutluluk bir krema gibi kaplasın benliğimizi. Oh.

  56. yasemin nehir ceylan says:

    Onemli sandıgımız seyleri onemsemeyelim, bosverin S*ktir Edin…

    Fıkra anlatalım…

    İki adam Akmerkez’de karılarını kaybetmiş hararetle arıyorlarmış.
    Ortada koşuşturup dururken birbirlerine çarpmışlar.
    – ”Ne oluyor birader” demeye kalmamış, birisi;
    – ”Kardeş kusura bakma karımı kaybettim’de onu arıyorum” demiş.
    Diğeri;
    – ”sende kusura bakma ama bende karımı arıyorum” demiş.
    Adamlardan birinin aklına bir fikir gelmiş ve demiş ki;
    – ”Arkadaşım madem ikimizde karılarımızı arıyoruz, karılarımızın tipini birbirimize tarif edelim ve ayrı ayrı yerlerde aramaya başlayalım eğer rastlarsak saat 12’de Mac Donalds’ın önüne gitmesini söyleriz” demiş.
    Diğeri;
    – ”tamam” demiş ve başlamış karısını tarif etmeye;
    – ”Benim karım sarışın, mavi gözlü, 21 yaşında, 1.75 boyunda, 60 kg, topuklu beyaz ayakkabı ve kırmızı mini etekli tek parça elbise giyiyor” demiş.
    Ve diğer adama;
    – ”Senin karın nasıl biri” diye sormuş.
    Diğer adam;
    – ”*iktir et benimkini seninkini arıyalım”…

    *********************************************

    Onemli şeyleri s*ktir edebilme yeteneğimiz kadar çoğalabiliriz.
    Belki de hiç olmayı başarabilirsek her şey olabiliriz.
    Bu arada niye hep kaybolan kadınlar oluyor anlamıyorum. :)

  57. Ahmet Galip Doğan says:

    Çok mantıklı..
    S..et..

    *******************************

    Deniyorum…

  58. Ne kadar doğru kendimizden emin olmadığımızda başkalarının düşüncelerine çok önem veriyoruz tıpkı bu günkü halim gibi en iyisi insanın kendi içinde kararlar verip sessizce uygulaması ve her bazı şeyleri boş vermesi.

    Ruh halimden midir nedir okurken bunları algılayıverdim :)

    kitabı okumakta fayda var belki farkına varmadıklarımın farkına varmamı sağlar.

    sevgilerimle

    p.

    ***************************************

    Başkalarının düşüncesine önem vererek kendi düşüncelerimizi değersizleştirmeme dengesini kurabiliyorsak ne mutlu.

  59. O zaman S*KTİRET :)

    ***************************

    Deniyorum. Çok zevkli. :)

  60. O ZAMANNN NE YAPIYORUZZZZ SKTİR EDİYORUZZZ
    SİİİİKKKKTTTTİİİİİRRRRR EEEEEEEEEEEETTTTTTTTTTTTT
    KİTAP DA BÖYLE YAZIYO :)))))

    ****************************************

    Valla tam edecektim. Benden önce davrandılar. :)

  61. “Fakat bizlerin canını yakan böylece sonunda bize Siktir Et dedirten şey bu anlamların birikimidir.” Peh,gerçek anlam 1 tane. Onun yerine abuk subuk anlamlar koyar zorlarsan kendini tabii ki s. et demeye gelirsin!
    Bir de bu dünyaya zayıf/ kuvvetli sinyal göndermek filan demiyorlar mı delleniyorum ya! Nerede Doğunun bilgeliği, nerede batının tanrıbireyciliği…peh ki ne peh :)

    *********************************************

    S*ktir et dememizi gerektirecek ortamları yaratmamayı başarabilmek esas olsa gerek.
    Kolay mı? Hmm. Neredeyse imkansız.
    Olsun hayat böyle. :)

  62. Ya,ne güzel, “olsun hayat böyle” demek, gülücüklü mülücüklü hem de.Böyle diyebilmek… iyi bir kazanım galiba.

    *******************************

    Hayata hiç isyan etmeyin
    Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil.
    Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı.
    Başımıza gelenler de eşit değil.
    Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz.
    İşine akıl erdirebildiğiniz bir Tanrı, Tanrı değildir.

  63. hikmetinden sual olunmaz yani…

    *******************************

    Sual olunur, fakat cevap bulunur mu bilmiyorum.

  64. Hikmet ilhama tabi olduğuna göre cevapları bulmak da öyle.Akıl erdirmeye uğraşmak değil hissetmek demek ki..Uzun yol.

    **********************************

    Hissettiğimiz şeye akıl erdirebiliyorsak harika olur.

  65. bu kitabı nerde bulabilirim ?

    ***************************

    D&R’da mevcut. Hatta yenisi de çıktı.

  66. Arkadaşlar size bulunması zor bir kitap önereceğim, “Sevme Sanatı” zannettiğiniz üzere aşk meşk üzerine değil, hayat üzerine Erich Fromm ‘un kitabı. Şiddetle tavsiye ederim.

    ******************************

    Devamlı okumalıyız. Fişimizi çekene kadar. oh.

  67. misafir says:

    çabalıyorum :malu:

  68. Hoş bi şey. :)

  69. loupgarou says:

    ben anladım yaşam enerjisini aşkı anlatışını anladım yaşama duyulan arzuyu bağımsızlığı köle olmadan sevmeyide anladım benim istediğim şey kendimi korkusuzca tamamiyle açığa çıkartmak ve dünyaya insanlara yararlı olmak istiyorum ama bunu yapabilmek için kendi fikirlerine düşüncelerine sahip olmak özgür olmak gerkiyor kavramları anlamak gerekiyor bilmek gerekiyor anladım ama bunları yapmak çok zor bunuda biliyorum

  70. İnsan zoru başardığında tekamül etmeye daha meyilli olmaz mı?

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[+] kaskus emoticons nartzco

İfade eklemek için tıklayınız.

SmileBig SmileGrinLaughFrownBig FrownCryNeutralWinkKissRazzChicCoolAngryReally AngryConfusedQuestionThinkingPainShockYesNoLOLSillyBeautyLashesCuteShyBlushKissedIn LoveDroolGiggleSnickerHeh!SmirkWiltWeepIDKStruggleSide FrownDazedHypnotizedSweatEek!Roll EyesSarcasmDisdainSmugMoney MouthFoot in MouthShut MouthQuietShameBeat UpMeanEvil GrinGrit TeethShoutPissed OffReally PissedMad RazzDrunken RazzSickYawnSleepyDanceClapJumpHandshakeHigh FiveHug LeftHug RightKiss BlowKissingByeGo AwayCall MeOn the PhoneSecretMeetingWavingStopTime OutTalk to the HandLoserLyingDOH!Fingers CrossedWaitingSuspenseTremblePrayWorshipStarvingEatVictoryCurseAlienAngelClownCowboyCyclopsDevilDoctorFemale FighterMale FighterMohawkMusicNerdPartyPirateSkywalkerSnowmanSoldierVampireZombie KillerGhostSkeletonBunnyCatCat 2ChickChickenChicken 2CowCow 2DogDog 2DuckGoatHippoKoalaLionMonkeyMonkey 2MousePandaPigPig 2SheepSheep 2ReindeerSnailTigerTurtleBeerDrinkLiquorCoffeeCakePizzaWatermelonBowlPlateCanFemaleMaleHeartBroken HeartRoseDead RosePeaceYin YangUS FlagMoonStarSunCloudyRainThunderUmbrellaRainbowMusic NoteAirplaneCarIslandAnnouncebrbMailCellPhoneCameraFilmTVClockLampSearchCoinsComputerConsolePresentSoccerCloverPumpkinBombHammerKnifeHandcuffsPillPoopCigarette