Mentalizm

Evren sınırsızdır, çünkü insanın limitleri yoktur.

Sınırsız yeteneklerle dünyaya gelen insanoğlu, zaman içerisinde edindiği öğrenilmiş çaresizliklerle kendi sınırlarını tayin eder.

Oysa bazen öğrenmemek öğrenmekten daha faydalıdır.

Ne yazik ki insan her zaman sınırlı yeteneklere sahip olduğu öğretisine inanmaya çok hazırdır. ( İnsan ne garip ya.)

Çok yazık…

Hadi şimdi  zihinsel ve psikolojik tekniklerin kullanıldığı bir ilizyon sanatı (Mentalizm) gösterisi izleyelim.

Bilgi Paylaştıkca Çogalır...

16 Cevaplar Kime:“Mentalizm”

  1. Zihinsel yeteneklerimizi yeniden keşfetmemiz konusunda motive oldum.
    Birisine doğrudan uzatılan parmağın, kişinin arkası dönük olsa bile yöneltilen kişi tarafından istemsiz olarak algılanmasının sebebi buymuş demek:)
    Şibumi’deki Nicholei’nin görüntülenememesi, çünkü nerede olursa olsun bir objektifi hissederek harekete geçmesinin sebebini de öğrendik..
    Daha neler neler var..
    Teşekkürler..

    ************************************

    Zihinsel yeteneklerimizi keşfetmeyi başarırsak tüm korkular hevese dönüşecek ve gezegenimiz tekrar yaşanacak bir yer halini alacak.
    Evet denemeli. :)

  2. Boş kola şişelerini atmayıp biriktirmeli:)

    **************************

    Bu harika bir fikir. Tüm negatif enerjimizi kola şişelerine dolduralım. :)

  3. Merhabalar, BenOyum,

    Everinin sınırsızlığı ve insanın limitinin olmadığı çok doğru bir tespit!

    Bizi yaratan, nereye kadar müsaade ettiyse, bizler de ancak, oraya kadar varacağız! Ne evren bizi sınırlayacak, ne de insanın limiti… Tüm sınırları bizleri yaratan koymuş zaten. Ama biz insanoğlu belki daha yolun yarısına bile gelemedik…

    Teşekkürler bu güzel paylaşımınız için.
    En Güzel’e emanet olun ve sağlıcakla kalın. Görüşmek üzere.

    *****************************************

    Yaratan bize kendi ruhundan üflemiş. Bunu keşfettiğimizde her şey aydınlanacak. Evet ışık olacağız… :)

  4. bu yeteneklerden dolayı çocuklarla ,hayvanlar…
    insan hakkında fazla yanılmıyorlar :)
    teşekkürler…

    **************************************

    Hiç yanılmıyorlar. :) Onları dedektör olarak kullanabiliriz kanımca. ehi.

  5. akonmusips says:

    ben daha önce insanın düşüncesinin beyinde oluşumunun(çok kısa bir an) ardından hareketin oluştuğuna dair bir haber okumuştum.bu demek olur ki bir kısmını geçmişe borçlu olduğumuz bir kısmını da devam eden şüreçlerle ilişkilendirdiğimiz beynimizin elektro kimyasal birikimleri kullandığıdır.bu durum aynı adam fever’ın olasılıksız kitabı gibi bir şey.yapıp ettiklerimize ait oluşan düşünceler,hatta düşündüğümüzü zannettiğimiz düşünceler bizim irademizle yapıyoruz sandığımız serbestlik anlayışından önce gerçekleşiyorsa, tek anlamı vardır bunun o da insan düşüncesinin geçmişin bağımlı fonksiyonu olduğu ve her an birbirleriyle etkileşerek geleceği dizayn ettiğidir, tıpkı bir bilardocunun yaptığı artistik atışlarda olduğu gibi bağımlılık silsilesi içinde geçmişin itici gücünün emri altında enerji akışlarının geleceği şekillendireceğidirdiğini görüyoruz.insanın yaptığı bir baraj mesela,mesela çılgın projeler.düşünce enerjisinin hareket enerjisine dönüşümü sebebiyledir.:) öyleyse düşünceyi de enerji akışını sağlayan bir yarı iletken gibi düşünebiliriz.mesela oyumben arkadaşım ,madde yandığında tam olarak bilmiyorum ama galiba %99 veya %0,99 gibi bir oranda ışığa dönüşüyordu.peki gerisi ne olur? gerisi ısıya evrilir.peki ya tam tersi olsaydı?evren bir anda kocaman bir ışık yumağı olmaz mıydı?mesela fotosentez olayı ışığı enerjiye çeviren acayip,değişik,ilginç,karmaşık bir süreçtir.inanılmaz bir şey bu, bir canlı organizma ışığı alıyor ve dönüştürüyor.çok mu salladım usta? ama o şişenin negatif enerji ile kırılması,eğer gerçekten bir ilizyon değilse inanılmaz.ama konuşmacının gözü bağlı kullandığı
    arabaya gelince o yolda sürekli alıştırma yapmış olabilir,ömrü o yolda geçmiş olabilir.

    ************************************

    Özgür irade bir ilüzyondur / Bas KAST

    İnsan düşünüyor, beyin yönetiyor: Niçin nöronlar bir adım önümüzde ?

    “İnsan iradesinin özgürlüğünden bahsedildiğinde insanların neyi kastettiğini gerçekten de bilmiyorum” demişti Einstein. “Pipomu yakmak istediğimde bunu hissediyorum ve yapıyorum da. Ama bunu nasıl aklın özgürlüğüyle bağlantılandırabilirim? Benim bu pipomu yakma istencimin arkasında ne yatıyor? Başka bir istenç, irade eylemi mi?”

    Einstein teorisyendi. 1915 yılında ortaya koyduğu genel görelilik teorisine ilk kanıtını, birkaç yıl sonra, 1919 yılındaki bir güneş tutulması sırasında buldu. Londoner Times, Newton’un dünya görüşünü, “Klasik Fiziği Sarsan Bilim Devrimi” diye manşetlerine taşımıştı.

    Einstein’in özgür iradenin varlığına dayalı şüphelerinin ilk deneysel kanıtlarının ortaya çıkması için ise uzunca bir süre beklemek gerekti. Aradan geçen zamanda özgür iradenin varlığını sarsan kanıtların sayısı giderek arttı. Pek çok uzmana göre devrim niteliği taşıyan bu kanıtlar beyin araştırmaları laboratuvarlarından gelmekteydi.

    Bu sebeple haftalık “Die Zeit” gazetesi pazartesi günü Berlin’de “Beyin araştırmaları ve özgür iradenin kayboluşu” konulu bir tartışma düzenledi. Akşam, Bremenli beyin araştırmacısı Gerhard Roth’un tek kişilik gösterisine dönüşüverdi. Roth’un Berlin-Brandenburg Bilim Akademisi’nde düzenlenen bu tartışmadaki ilk cümlesi basitçe şuydu: “Özgür irade bir illüzyondur”.

    Roth’un kanıtı: Geçen yüzyılın ortalarında, Montreal, Kanada’da bir ameliyat odası. Wilder Penfield isimli beyin cerrahı kafatası açılmış ama tam bilinç halinde olan epilepsi (sara) hastasının üzerine eğilmiş, elektrodlarla hastanın beynini uyarmaktaydı. Bu kulağa bilim-kurgu gibi gelen olay cerrah için sıradan muayenelerinden biriydi – 1940lı ve 50li yıllarda yüzlerce epilepsi hastasını ameliyat etmişti. Elektrodlarıyla “epileptik ocağı”, yani beyinde epileptik fırtınaların başladığı hastalıklı doku yığınını aramaktaydı.

    Operasyon sırasında bir ara cerrah uyarı elektroduyla epileptik adamın kolunu yönlendiren beyin merkezine rastladı ve adamın kolu hareket etti. Hastasına kolunu niçin hareket ettirdiğini soran Penfield’in aldığı cevap merak uyandırıcıydı. Çünkü adam “istediğim için!” diye yanıtlamıştı.

    Buna benzer kanıtlar Roth için çok etkili olmuş. Onun düşüncesine göre sadece özgür irade bir illüzyondur demek yeterli değil. O davranışlarımız için mantıklı açıklamalar getirebileceğimiz inancını da yanılgı olarak görüyor ve “neyi, neden yaptığımızı bildiğimizi sanıyoruz ama aslında karanlıkta emekliyoruz” diyor.

    Roth’un açıklaması: Eylemlerimiz için aldığımız kararlar bilinçaltımızdan kaynaklanıyor. Ama bu incognito (tanımlanmamış, fark edilmemiş) işlediği için asıl ‚şefin bilinçaltı olduğu bilincimizden saklı kalıyor. Ama gerçeği göremeyen bilinçli ‚Ben büyüklük kuruntusundan kurtulamayarak her şeyi kendisine atfediyor.

    Yaptığımızı istiyoruz

    Roth’un teorisine başka bir onay da 1970li yıllardan geliyor. O zamanlar San Diego’daki California Üniversite’sinden nöropsikolog Bejamın Libet İrade ve Eylem hakkında bildiklerimizi ters yüz edecek dikkat çekici deneyler serisine başlamıştı. Sezgisel olarak vardığımız sonuç önce bir eylem için karara vardığımız sonra ise bu eylemi gerçekleştirdiğimizdir. İşte Libet deneyleriyle bunun aslında tam tersi olduğunu ortaya çıkardı.

    Nöropsikolog deneyinde bir grup insandan ellerini kendi istedikleri, seçtikleri bir anda hareket ettirmelerini istedi. Bunu yaparken özel bir saate bakmaları ve tam olarak hangi anda ellerini hareket ettirme kararını verdiklerinin farkında olmaları istendi. Eş zamanlı olarak Libet deneye katılanların beyin etkinliklerini kaydetmekteydi. Sürpriz sonuç şöyleydi: Eli hareket ettirme kararından 350–400 milisaniye öncesinde beynin eli yönlendiren bölgesinde etkinlik tespit edildi. Limet’i kişisel olarak tanıyan Roth’un bildirdiğine göre deneyiyle aslında özgür iradenin varlığını deneysel olarak kanıtlamak isteyen nöropsikolog için deney kendi deyimiyle “inanılmaz derecede utanç verici” sonuçlanmıştı.

    Onun yerine araştırmacının Amerikan batı sahillerinde ortaya koyduğu beynimizin ardından topallayarak geldiğimiz oldu. Beynimiz kendisini harekete hazırladıktan yaklaşık yarım saniye sonra elimizi hareket ettirme düşüncesine geliyoruz. Münih’li psikolog Wolfgang Prinz’in de belirttiği üzere “istediğimizi yapmıyor, aksine yaptığımızı istiyoruz.”

    Roth ve Prinz deneylerle ortaya koydukları bu açık düşüncelerinde yalnız değiller. Frankfurt’taki Max-Planck Enstitüsü beyin araştırmaları bölümü başkanı Wolf Singer de geleneksel özgür irade düşüncesinin uzun bir süre daha devam edemeyeceğine inanıyor. Singer o günkü tartışmaya katılamadı, ama tezleri sıkça dile getirildi. Araştırmacı, özgür iradeyi “sosyal bir yapı” olarak görüyor. “Böyle yap, yoksa şöyle olur!” cümlesiyle bunu açıklayan Singer, bunun çocuklarımızı yetiştirme metodumuza da benzediğini dile getiriyor. Bu şekilde bizlere henüz ilk gençlik dönemimizde‚ “sanki başka türlü bir karar verebileceğimiz” telkin ediliyor. Böylece yavaş yavaş aklımızda bir özgür irade düşüncesi oluşmaya başlıyor.

    Singer ayrıca gerçekte özgür irade yoksa kültürümüzde derin köklere sahip suç ve ceza konseptinin de olduğu gibi kalamayacağını söylüyor. Suç işleyenleri artık cezalandırmaya devam edemeyiz, çünkü artık suçtan bahsedilemez. Ama yine de gelecekte de kendimizi korumak zorundayız diye devam ediyor Singer. Pratik hukukta değişen pek fazla bir şey olmayacaktır. Ama bakış açısında bir değişiklik gereklidir: Artık ceza miktarından değil, korunma miktarından bahsedilmesi gerekecektir.

    Kuantum mekaniğinden feragat

    Bu fikirler göz önünde tutularak Zeit’in bilim bölümü şefi ve tartışmanın sunucularından birisi olan Andreas Sentker orada bulunan Frankfurt Üniversitesi’nden hukuk uzmanı Klaus Günther’e son 20 yıl içinde hukukta değişen bir şey olup olmadığını sordu ve “hayır” cevabını aldı.

    Günther de çok fazla şeyin değişeceğine inanmıyor. Onun yerine, tarihte suç prensibini sorgulayan akımları gözlemlemeye devam ediyor ve 1920li yıllarda Darwin’in de etkileriyle genetik ruhunun hukukun içine sızmaya başlamasını örnek veriyor ve bir anda genetik özelliklerimizin davranışlarımızda bir etkisi olabileceği anlayışı kabul görmeye başladı diyor.

    Belki de burada 20. yüzyılın başlarındaki fizikle bir paralellik kurmak mümkün olabilir: Örneğin bir mimar bir köprü yaparken bunu kuantum mekaniğini görmezden gelerek ve klasik fiziğin kurallarını kullanarak inşa eder.

    Beyin sistemini incelediğimizde o kadar karmaşık bir yapıda bulunuyor ki sanki özgür iradesi varmış gibi gelebiliyor. Roth ve meslektaşlarının da dediği üzere; belki de pratik yaşamda iradenin özgürlüğü fikrinden vazgeçmek çok zor geldiği için bu anlayışa direnç gösteriyoruz. (http://www.benoyum.com/?p=556)

    Bence enerjimiz olduğu sürece varız. Biz enerjiyiz. Heyoo. ( Tireşir, ışık saçar, ışık olur ve rahatlar. ) ehi.

  6. akonmusips says:

    laplace’nin şeytanını hiç duydunuz mu? fizik kanunlarının geçerli olduğu evrende tahmin yapılmak istendiğinde fizik kanunları belli olduğundan olasılık denen şeyin olmayacağını ve geleceğin bilinebileceğini iddia eder.yani insan mentalitesiyle düşünecek olursak tahmin edilemeyecek karmaşıklıkta ama asla tesadüfi olmayan olaylar ile karşı karşıya olacaktık.sadece olaylar çok büyük boyutlar(değerler) ve karmaşıklıklar dizgesiyle vuku bulacaktı.zaten olayların akışını merak eden ve belirsizlik yaratan ve bu belirsizliği algılayacak insan faktörü yokken olasılık denen şey de olmazdı.mesela bizim halkımız filozof gibidir,onun içindir ki kaybedeni teselli etmek için “olmayınca olmuyor be kardeş” derler,hem böyle olamsaydık olasılıkların ne anlamı olurdu ki?insanlık şimdilik geleceği tahmin edemiyor.çünkü insan bir mucizedir ve evrene belirsizlik getirmiştir.evrenin sonu değildir belirsiz olan.insanın evrenle birlikte ulaşacağı sondur. bunun dışında evrende her şey kanunlara uygun devam etmektedir diye düşünüyorum.yine salladım :) :)

    *********************************************

    Laplace’ın şeytanı, evrendeki her atomun kesin olarak konumunu ve momentumunu bilirsek Newton mekaniği kullanarak evrenin geçmişini ve geleceğini hesaplayabiliriz diyor. Determinizmin doruk noktasındaki bu haykırış, bilinçaltımızın kuytularında yatan elektromanyetik ve nörokimyasal devinimleri tetikler belki diye yazıyorum. Şşşttt. Size sesleniyorum… Heyyy… Nolur öyle melmel bakıp motivasyonumu kaybettirmeyin. Hiç bir şey tesadüf değildir, anlıyor musunuz beni! Şu an bu yazıyı okumanız bir tesadüf değil. Bu yazıyı okuduktan sonra sizde meydana gelecek algısal değişimlerin sonuçları, bundan sonraki yaşamınızı etkileyecek. Siz artık eski siz olmayacaksınız. Bunu idrak edin. Bak idrak ediyorsunuz değil mi? Şebelek gibi durmayın lütfen! Aklınızı mıncıklayın, çırpının ve beyninize kan gitmesini sağlayın. (Baktınız olmuyo amuda kalkın.) Yaptığınız her şey fiziksel, duygusal ya da psikolojik etkilerin sonucudur. Şu saniyelerde bu satırları okumanız şans eseri değil. Yazı olarak adlandırdığımız bu simgeler dizisi ile sizin aranızda bir bağ var artık. Bu bağın iris tabakanızdan beyninizdeki milyonlarca nörona akmasına ve orada oluşturacağı fırtınaya engel olamayacaksınız. Konsantre olun!.. Düşünün!… Marquis Pierre-Simon de Laplace, “doğanın tüm olayları birkaç değişmeyen kanunun matematik sonuçlandır” demiş. Ya haklıysa?…Ha, ya hakklıyysaa!… Laplace’ın şeytanı acizliğimize gülüyor… Sizin yüzünüzden…. Ben gidiyorum ya… Delirtmeyin beni…( Hunisini çıkartır, laplaslaplas diye inler…Sakinleşmek ister ve ya varsaya gider… Ya varsa neresi mi? (http://www.benoyum.com/?p=429)

    Bu arada söylediklerinizle ilgili olarak Kaos Teoremini incelemenin faydalı olacağı kanatindeyim:

    Kaos kuramı, kaos teorisi veya kargaşa kuramı; yapısal olarak bir fizik teorisi ya da matematiksel bir tümevarım değil, fiziksel gerçeklik parçalarının bir bütün olarak eğilimini açıklamaya yarayan bir yöntemdir.

    Bir sigara dumanının havada yaptığı şekiller tamamen düzensiz ve bağımsız rastlantıların ürünü olarak görülebilir. Ancak bir teorik fizikçi dumanın bu dinamiğinin aslında ortamdaki birçok parametre ve etken ile belirlendiği görüşündedir. Bu girdiler o kadar çoktur ve o kadar değişkendir ki incelemek ve net bir kanıya varmak imkânsızdır. Parametrelerin bu denli değişken olması aslında o parametrelerin de bir çıktı olmasından kaynaklanır. Dumanın hareketine neden olan hafif bir hava akımı aslında odanın başka yerindeki bir sıcaklık değişikliği ve basınç farkının neden olduğu bir harekettir. Ayrıca dumanın dinamiğini etkileyen girdiler birbirlerine bağlı olabilirler ki bu durumu tam anlamıyla içinden çıkılmaz hâle sokar. Sigara dumanı örneğine geri dönersek, hava akımının yalnızca sıcaklık değişiminden kaynaklandığını farz edelim (ki pratikte bu milyonlarca etkenden biridir). Sıcaklık değişimi ortamda basınç farkı yarattığından hava akımını etkiler. Ancak oluşan hava akımı sıcaklıkta tekrar değişimlere neden olacağından farklı girdilerle tekrar bir fonksiyon oluşturur ve bu değişim sonsuza kadar devam eder. Birçok farklı girdinin sürekli değişerek fiziksel değişimler ve farklı düzenler yaratması ve bu düzenlerin yine kendisini etkilemesi insan zekasının ve günümüzdeki gözlem ve bilimsel tahmin yeteneklerinin çok çok üstünde olmasından dolayı kaos olarak nitelendirilir. Oysa tüm bu değişimlere neden olan fiziksel yasalara ve matematiksel açıklamalara hakimiz. İşte bu noktada karşımıza düzen ve kaosun aslında birbirine ne kadar sıkı sıkıya sarılmış olduğu ortaya çıkar. Fiziksel yasalar ne kadar basit olursa olsun sonuç o kadar rastlantısal ve karmaşa doludur.

    Sayısal bilgisayarların ve onların çıktılarını çok kolay görülebilir hâle getiren ekranların ortaya çıkmasıyla gelişti ve son on yıl içinde popülerlik kazandı. Ancak kaotik davranış gösteren sistemlerde kestirim yapmanın imkânsızlığı bu popüler görüntüyle birleşince, bilim adamları konuya oldukça kuşkucu bir gözle bakmaya başladılar. Fakat son yıllarda kaos teorisinin ve onun bir uzantısı olan fraktal geometrinin, borsadan meteorolojiye, iletişimden tıbba, kimyadan mekaniğe kadar uzanan çok farklı dallarda önemli kullanım alanları bulması ile bu kuşkular giderek yok olmaktadır.
    Tümevarım

    Karmaşık sistem teorisinin ardında yatan yaklaşımı felsefe, özellikle de bilim felsefesi açısından incelencek olunursa, ortaya ilginç bir olgu çıkar. Aslında bugün pozitif bilim olarak nitelendirilen şey, batı uygarlığının ve düşünüş biçiminin bir ürünüdür. Bu yaklaşımın en belirgin özelliği, analitik oluşu yani parçadan tüme yönelmesidir (tümevarım).

    Genelde karmaşık problemleri çözmede kullanılan ve bazen çok iyi sonuçlar veren bu yöntem gereğince, önce problem parçalanır ve ortaya çıkan daha basit alt problemler incelenir. Sonra, bu alt problemlerin çözümleri birleştirilerek, tüm problemin çözümü oluşturulur. Ancak bu yaklaşım görmezden gelerek ihmal ettiği parçalar arasındaki ilişkilerdir. Böyle bir sistem parçalandığında, bu ilişkiler yok olur ve parçaların tek tek çözümlerinin toplamı, asıl sistemin davranışını vermekten çok uzak olabilir.
    Tümdengelim

    Tümevarım yaklaşımının tam tersi ise tümdengelim, yani bütüne bakarak daha alt olgular hakkında çıkarsamalar yapmaktır. Genel anlamda tümevarımı Batı düşüncesinin, tümdengelimi Doğu düşüncesinin ürünü olarak nitelendirmek mümkündür. Kaos ya da karmaşıklık teorisi ise, bu anlamda bir Doğu-Batı sentezi olarak görülebilir. Çok yakın zamana kadar pozitif bilimlerin ilgilendiği alanlar doğrusallığın geçerli olduğu, daha doğrusu çok büyük hatalara yol açmadan varsayılabildiği alanlardır.

    Doğrusal bir sistemin girdisini x, çıktısını da y kabul edersek, x ile y arasında doğrusal sistemlere özgü şu ilişkiler olacaktır:

    Bu özellikleri sağlayan sistemlere verilen karmaşık bir girdiyi parçalara ayırıp her birine karşılık gelen çıktıyı bulabilir, sonra bu çıktıların hepsini toplayarak karmaşık girdinin yanıtını elde edebiliriz. Ayrıca, doğrusal bir sistemin girdisini ölçerken yapacağımız ufak bir hata, çıktının hesabında da başlangıçtaki ölçüm hatasına orantılı bir hata verecektir. Hâlbuki doğrusal olmayan bir sistemde y’yi kestirmeye çalıştığımızda ortaya çıkacak hata, x’in ölçümündeki ufak hata ile orantılı olmayacak, çok daha ciddi sapma ve yanılmalara yol açacaktır. İşte bu özelliklerinden dolayı doğrusal olmayan sistemler kaotik davranma potansiyelini içlerinde taşırlar.

    Kaos görüşünün getirdiği en önemli değişikliklerden biri ise, kestirilemez determinizmdir. Sistemin yapısını ne kadar iyi modellersek modelleyelim, bir hata bile (Heisenberg belirsizlik kuralı’na göre çok ufak da olsa, mutlaka bir hata olacaktır), yapacağımız kestirmede tamamen yanlış sonuçlara yol açacaktır. Buna başlangıç koşullarına duyarlılık adı verilir ve bu özellikten dolayı sistem tamamen nedensel olarak çalıştığı halde uzun vadeli doğru bir kestirim mümkün olmaz. Bugünkü değerleri ne kadar iyi ölçersek ölçelim, 30 gün sonra saat 12’de hava sıcaklığının ne olacağını kestiremeyiz. Bu görüş paralelinde ortaya konan en ünlü örnek ise Kelebek Etkisi denen modellemedir. Bu modelleme, en basit hâliyle şu iddiayı taşır: “Çin de kanat çırpan bir kelebek ABD de bir fırtınaya neden olabilir”. Kelebek etkisine verilebilecek bir diğer örnekte 1861-1865 yılları arasında süren Amerikan İç Savaşı’dır. Amerikanın güney eyaletleri dış işlerde birbirine bağımlı ama iç işlerinde bağımsız olmak yani konfederasyon isterken, kuzey eyaletleri birbirine çok daha katı bir şekilde bağlı olmak isterler, yani federasyon isterler. Ayrıca kuzeyde modern kapitalizmin kuralları gereğince, emek gücüne harcadığı emek karşılığı ücret yani yövmiye ya da maaş ödenirken, güneyde ise köle iş gücü vardır. Kuzey eyaletleri Amerikanın güney eyaletlerindeki köle iş gücünün tasfiye olmasını isterler, çünkü böylece kuzeye gelecek olan fazla iş gücü yüzünden işçilik ücretleri düşecektir. Bundan dolayı Amerikanın kuzey ve güney eyaletleri arasında 1861 yılında savaş çıkar ve kuzey eyaletleri Amerikanın güney eyaletlerinin limanlarını ablukaya alırlar. Amerikanın güney eyaletleri ise İngiltere ve Rusya’ya pamuk satamaz ve 19. yy’ın en önemli sanayilerinden birisi tekstildir. Bunun üzerine Rusya ve İngiltere pamuk yetiştirebileceği alanlar araştırmaya başlar. 1860lardan 1880lere kadar Rusya tüm Orta Asya’yı işgal eder, çünkü burası pamuk üretimi için çok elverişlidir. İngiltere ise Hindistan’ın Doğu kısmını işgal eder yine pamuk üretimi için. Görüldüğü gibi, Amerika’da çıkan bir iç savaş neticesinde Orta Asya’yı Rusya işgal ederken Doğu Hindistan’ı da İngiltere işgal etmiştir. İşte “Kelebek Etkisi” ya da “Kaos Teorisi” buna denir.
    Teorinin temel önermeleri

    Düzen düzensizliği yaratır.
    Düzenin anlayamadığımız hali(kaos) varsa ki -illa ki olmalıdır- bundan dolayı düzensiz diyemeyiz. Yani düzenin dışına çıkmak imkânsızdır.
    Düzensizliğin içinde de bir düzen vardır.
    Düzen düzensizlikten doğar.
    Yeni düzende uzlaşma ve bağlılık değişimin ardından çok kısa süreli olarak kendini gösterir.
    Ulaşılan yeni düzen, kendiliğinden örgütlenen bir süreç vasıtasıyla kestirilemez bir yöne doğru gelişir. ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaos_kuram%C4%B1 )

    “Siz hiç küre şeklinde bulut, koni şeklinde dağ gördünüz mü?” Mandelbrot

    Kaos mutluluktur, çünkü özgürlüktür. Önünüzde uzanan engin bir kırdır. Koruğun yeşilidir. Doğumdur, ciğeriniz patlayasıya havayla dolar, gerilir, acır, yüzünüz buruşur; sert bir refleks, haykırışı andıran bir sesle havayı boşaltır, hemen ardından bir kuvvetli soluk daha… Kaos sevimlidir, komiktir. Güzeldir, okşamak, kucaklamak istersiniz. İlk günahtır. Kendini tanıyıvermedir. Meraktır, zihnin bir oraya bir buraya koşuşturup durduğu. Çelmelenmiş aklın kahkahasıdır. Kaos bunaltıdır, çünkü özgürlüktür. Dağ soğuğu, kış beyazıdır. Doğup kalakalmadır, muhtaçlıktır, yoksunluk, zayıflıktır. Ana rahmini özletecek kadar pişmanlıktır. Hakikatsizliktir. Körün körle dövüşüdür. Keyfiyettir, başına buyrukluktur. Zorbanın, zalimin, haydudun, eşkıyanın, yol yordam bilmezliği, erdem tanımazlığıdır. Düzendir, düzer. Tornadonun, kasırganın, fırtınanın, depremin selin gazabıdır, kaçıp gitmek en iyisi. Burgaçtır, bir kara deliktir ne var ne yok içine çeken. Kaos düzendedir, düzen kaosta. Çünkü her şey değişir. ( http://www.benoyum.com/?p=391 )

    Buraya kadar okumayı başarabildiyseniz bakınız Kelebek teorisi…
    Ardından kanat çırpabiliriz. :)

  7. akonmusips says:

    tam da ben doğa olaylarının gizemini soracaktım size, çok yaşayın benden önce bahsetmişsiniz.sizin son sözünüze göre devam etmek istiyorum. “Tornadonun, kasırganın, fırtınanın, depremin selin gazabıdır, kaçıp gitmek en iyisi.” buradan devam edecek olursak,eğer kıyamet yaklaşıyor ise usta nereye kaçalım?:)yani şu 2012 tarihin sonu meselesi var bi de ,mayalar ve marduk gibi psişik mi desem ezoterik mi desem okültist mi desem.yine yanlış söylemiyim de müzik konusunda olduğu gibi.bir önceki başlıktaki müzik türlerine(GIDA) hani hipop ve country demiştim ya zat-ı aliniz de beni uyarmıştınız üstad.yani demem o ki bu konularla da ilgili bi başlık açarsanız çok seviniriz.kıyamet kopacak mı?deprem olacak mı?fırtınalar kopacak mı? şimşekler insanların başına başına düşecek mi?ağustosta kar yağacak mı?dünyanın manyetik alanı kuzeyden güneye yer değiştirip pusulalar güneyi göstermeye başlayacak mı?not:neden kaosla ilgili olarak anlattıklarınızdan sonra aklıma yapay zeka için geliştirilmiş bulanık mantık metodu geldi ilginç!!!!anlamadım vallaha.

    ***************************************

    Maya kehaneti söyle der: “Yükselin, hepiniz yükselin, hiç kimse arkada kalmayacak şekilde yükselin, hep beraber bir kez daha geldiğimiz yeri, özümüzü göreceğiz.” Diğer yandan Maya kehanetlerine göre; Maya takviminin bittiği 21 Aralık 2012 günü, içinde yaşadığımız çağ sona erecek ve yeni bir çağ başlayacak. Ve bu çağ kıyametle (Apocalypse) gelecek. İşin ilginç yanının kıyamet anlamında kullanılan “apocalypse” kelimesinin aynı zamanda “açığa vurma”, “keşif” anlamını da taşıması. Kanımca kıyametle bahsedilen şey, dünyanın yok oluşundan ziyade, insanlığın beynin çalışma prensiplerini “açığa vurmasıyla” bir ruhsal aydınlanma çağına gireceği. Evet insan beynini “keşfettiğinde” alabildiğince “yükselerek” özünü görebilme yetisine de sahip olabilecektir bence. ( http://www.benoyum.com/?p=1745 )

  8. yasemin nehir ceylan says:

    Ben farkli bir yorum yapacagim, konu ile alakali olmasa da benim icin cok alakali…
    Yeni uye oldum aklimsira blog yazmaya calisiyorum..
    Gunlerdir ugrasiyorum size ulasmak icin, bir yorum yazma yolunu dahi bulamamisken, nasil blog yazacaksam…aklima sasiyorum..
    Ama hemen pes etmiycem..
    Blogunuzu hergun ama hergun bikmadan dolasiyorum okuyorum, okuyorum..
    Beynim karincalanmiyor degil hani..
    Merak edersiniz belki!!!
    Derdiniz nedir diye…
    ANLATAYIM!!!
    İlk defa bloguma yorum gonderen kisi olarak, sizden bilgi almak istiyorum..
    Umarim bana yardimci olursunuz…
    Tesekkur ederim…

    Not: acaba ulasirmi bu yorum size??
    Onu da sonra anlayacagim.. :)
    Basarabilirsem eger blogunuz ile ilgili yorumlar beni bekliyor demektir..

    Saygilar..

    ***********************************

    Evet başardın. :)

  9. yasemin nehir ceylan says:

    Iste budur! :)

    ************************

    Evet evet!… :)

  10. merhaba,merak ettiğim binlerce şey var ama yorumları okudukça aklıma geçenlerde işlediğimiz fen dersi geldi bizim DNA mız beynimiz ve biz bir vücudda 3 varlık olarak bulunuyor olabilirmiyiz çünkü DNA mız bizsiz bizde onsuz hayatta kalamayız yani dna vücudsal işlevleri beyin onu bizde beyni kontrol ediyoruz bence beynin kontrol edebildiğimiz tek bölümü bilinçüstü birde bilinçaltı var ama o bağımsız mesela biz hazırcevapız biri bize birşey söylediği zaman ansızın ona karşılık veririz bunun nedeni bilinç altının buna alışması ve doğal olarak savunma yapmasıdır yani bizden 2 tane var ama biri bilinçaltında biri bilinç üstündedir rüyada bilinçaltı ile hareket ederiz olağanüstü olan rüya değil bilinçaltıdır çünkü rüyada gördüğümüz herşey bize ait onları oluşturan bilinçaltı eğer uyanıkkende bilinçaltımızla hareket edebilseydik bu harika birşey olurdu hiç zorlanmadan insanların zihnini okuyabilirdik eşyaları hareket ettirebilir yok edebilirdik veya yeniden bir araya getirebilirdik eğer insan günümüzün belli bir zaman sadece hiç birşey yapmadan düşünerek geçirdikten sonra bilinçaltını harekete geçirebilirizmesela uykudan uyandıktan sonra ne zaman uykuya daldığınızı hatırlamazsınızki büyük bir ihtimalle yeniden bilinçüstüne geçtiğimizde bilinçaltında neler yaptığımızın bir kısmını hatırlayacağız ben bunun üstünde çalışıp size bilgi vereceğim

    bu yazıyı okuduğunuz için teşşekkür ederim

    bunları ani bir beyin fırtınasıyla yazdım nasıl buraya kadar geldim bilmiyorum

    cevabınızı bekleyeceğim oyumben
    saygılarımla Question

    **********************************

    Varlığın umut verici. Hep ol. :)

  11. bardak numarasını kendi başıma çözdüm ya daha adam ilk koyduğunda o olduğunu anlamıştım bu kadar olmaz enerji alanım fazla gelişmiş ben bile şaşırdım Shout işin güzel yanı kola şişesine bunu yapabiliyorsa negatif enerji düşünün bizlere neler yapmaz …

    *************************************

    İnsan aklının sınırlarının ötesinde kim bilir neler oluyor?

  12. Merhaba ben iraniyim makuden yaziyorum ben bunlarin hepsini biliyorum

    ******************************************

    Tebrik ediyorum. Cok etkileyici. ( Etkilenmistir, titrer)

  13. efe aksoy says:

    adam el kaldırma numarasında erkeği sol ayağı ile yönlendiriyor. kadına denediğinde kamera açısından daha rahat görebilirsiniz.

  14. Başarılı bir tespit. :)

  15. misafir says:

    neler, neler, neler yapmak istedim yahu ! :)

  16. Yapmaman için hiçbir sebep yoktur belki de. :)

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[+] kaskus emoticons nartzco

İfade eklemek için tıklayınız.

SmileBig SmileGrinLaughFrownBig FrownCryNeutralWinkKissRazzChicCoolAngryReally AngryConfusedQuestionThinkingPainShockYesNoLOLSillyBeautyLashesCuteShyBlushKissedIn LoveDroolGiggleSnickerHeh!SmirkWiltWeepIDKStruggleSide FrownDazedHypnotizedSweatEek!Roll EyesSarcasmDisdainSmugMoney MouthFoot in MouthShut MouthQuietShameBeat UpMeanEvil GrinGrit TeethShoutPissed OffReally PissedMad RazzDrunken RazzSickYawnSleepyDanceClapJumpHandshakeHigh FiveHug LeftHug RightKiss BlowKissingByeGo AwayCall MeOn the PhoneSecretMeetingWavingStopTime OutTalk to the HandLoserLyingDOH!Fingers CrossedWaitingSuspenseTremblePrayWorshipStarvingEatVictoryCurseAlienAngelClownCowboyCyclopsDevilDoctorFemale FighterMale FighterMohawkMusicNerdPartyPirateSkywalkerSnowmanSoldierVampireZombie KillerGhostSkeletonBunnyCatCat 2ChickChickenChicken 2CowCow 2DogDog 2DuckGoatHippoKoalaLionMonkeyMonkey 2MousePandaPigPig 2SheepSheep 2ReindeerSnailTigerTurtleBeerDrinkLiquorCoffeeCakePizzaWatermelonBowlPlateCanFemaleMaleHeartBroken HeartRoseDead RosePeaceYin YangUS FlagMoonStarSunCloudyRainThunderUmbrellaRainbowMusic NoteAirplaneCarIslandAnnouncebrbMailCellPhoneCameraFilmTVClockLampSearchCoinsComputerConsolePresentSoccerCloverPumpkinBombHammerKnifeHandcuffsPillPoopCigarette