Gazoz kapağının içine çamur doldurur oyun oynardık eskiden. Sonra plastik arabalara tel bağlar sürerdik. Tornetimiz vardı. Mahallede herkes birbirini tanırdı. Trafik yoktu, yola taştan kale kurup maçlar yapardık. Misket oynardık sonra. Kemal Amcanın armut ağacından faydalanırdık beslenmek için. ehi. Ne hoş günlerdi…
“Hay Allah ne alaka şimdi bu yazı” diyebilirsiniz. Aniden oldu, istemeyerek. Parmaklarım klavyenin üzerinde dans ederken ekranda şu an gördüğümüz simgeler belirdi. Şimdi bu simgeler kendini ekranda gösterebilmek için bir sunumcunun sabit diskinde sıfır ve birler dizesi olarak indüklenecekler. Her bir klavye tuşuna basışta oluşan elektrik akımı, bilgisayarda yüklü olan işletim sisteminin anlayacağı matematiksel işaretlere dönüşecek ışık hızıyla. Biz sığır çobanı gibi bakarken, ekranın arkasında bizim komutlarımızı yerine getirmeye çalışan prosesler, insan aklının sınırlarını zorlayan bir teknoloji ile işleyerek alışageldiğimiz ve çok basit olarak gördüğümüz işleri icra edecekler. Anakart üzerindeki veri iletim yollarından akan bilgiler, ethernet kartımızdan ( yada modem vs..) akıl almaz bir hızda bizim hiç düşünme zahmetine katlanmadığımız adreslere güdümlenmiş olarak internetteki yolculuğuna çıkmış olacaklar… Evet konumuzla hiç bir alakası yok ama bir ethernet paketi olmak istiyorum. Elimde değil… İstiyorum…


