8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;
1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.
2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.
3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.
4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.
Türkiye’den Rakamlar
1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.
2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.
3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.
Bu istatistiki bilgileri Nazım’ın dizeleriyle sonlandırıyorum:
Ve kadınlar…
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
Ve soframızdaki yeri
Öküzümüzden sonra gelen…
Kadınlar, Kadınlarımız…
Tüm dişi varlıkların kadınlar gününü kutluyorum… İyi ki varsınız. Siz olmasanız biz nasıl oluruz? Ehi.
Bunları da okumak ister misiniz?:

Pazartesi, 8. Mart 2010 21:03
Multitasking özelliğimiz bu bizim
))eve gel yemek hazırla..işe git çalış.çocuklara bak.ana-babayla ilgilen.aynı anda bir çok şeyi yapabiliriz biz. üstüne üstlük,tüm bunları yaparken severiz bi de sizi

teşekkürler efenim kutlama için.pek naziksiniz
**************************
Bence kutlamayı en çok hak eden bizim kadınlarımız. Bizimkileri kayırıyor ve daha çok kutluyorum…
Pazartesi, 8. Mart 2010 21:08
Yıllardır kadınlarla ilgili hiç bir şey değişmedi.Eğitimlisi de eğitimsizi de hala şiddet görmeye devam ediyor.Nazım’ın en sevdiğim şiirlerinden biridir eklediğin şiir.Lise yıllarında o şiir yüzünden edebiyattan düşük not almıştım.Aramızın çok iyi olduğu hocamın da bana karşı tutumu değişmişti.Şiiri ne zaman okusam o günler aklıma gelir.
*************************
Nedendir bilmem ama ben de Yağmur Çiseliyor şiiri için benzer duygular besliyorum…
yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak murted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
yağmur çiseliyor.
serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkaninin karşısında
bedreddinim bir ağaca asılı
yağmur çiseliyor.
gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan seyhimin
çırılçıplak etidir.
yağmur çiseliyor.
serez çarşısı dilsiz,
serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolasi hüznü
ve serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
- Nazım HİKMET
Pazartesi, 8. Mart 2010 21:10
Ayrıca bu günü anımsayıp kutladığn için tüm kadınlar adına teşekkür ediyorum.Bu günü bir erkeğin hatırlatması daha bir güzel oluyor.
**************************
Bi yıldır bu günü bekliyorum ben. ehi.
Kutladım rahatladım, huzura erdim adeta.
Pazartesi, 8. Mart 2010 21:20
Bütün şiirleri ayrı güzel Nazım’ın kadınlar için yazdığının hem kadınları anlattığı için hem de hoş olmasa da şimdi gülerek anımsadığım bir hatırası olduğu için biraz daha fazla seviyorum.
********************
Bi kaç şiirini daha okuyacağım şimdi. İyi geliyor.
Pazartesi, 8. Mart 2010 21:25
Ne vahim bir durum değil mi? Daha doğrusu ironi mi desek? Kadınlar kendilerine şiddet uygulayan erkek cinsini kendileri doğuruyor. Yani kadınlar olmasa, erkekler doğmayacak. Şimdi diyeceksiniz ki “Erkekler olmasa kadınlar da doğuramaz zaten”. Ancak bunun da çaresi var, hele de bugünkü tıbbın inanılmaz teknikler uyguladığı 21.yüzyılda. Neyse daha fazla ayrıntıya girmeyeyim ama erkek neslinin geleceği bir şekilde de kadınlara bağlı. Kadınlar istese neler olur bu dünyada? (Amazonları hatırlayın) Bence erkekler kadınların duygusal ve anaç yönlerine, sevgi dolu yüreklerine şükretsinler…

***********************
Doğurganlık yarı tanrı olmak gibi.
Pazartesi, 8. Mart 2010 21:28
Bu arada nazik kutlaman için teşekkür ediyorum. Çok incesin. Büyük usta Nazım’a da rahmet olsun…
************************
Teşekkür edeceğim. ( naziğim adeta. )
Pazartesi, 8. Mart 2010 22:21
“kadınlar günü” apaçık bir ayrımcılıktır. karşıyım. “insanlar günü”nü kutlamaya başlarsak çağırın beni.
***********************
Canlılar günü yapsak…
Salı, 9. Mart 2010 0:42
Boş işler
**************
Hoş işler.
Salı, 9. Mart 2010 10:27
Kadın olmak güzeldir. Hele bir de Bedri Rahmi’nin şiiindeki gibi bir seveni varsa.
KARADUT
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.
***********************
Bedri Rahmi raydan çıkmış kanımca.
O’nu dinleyen bir kadın şaşkın şaşkın durup arkasına bakar sanırım.
Salı, 9. Mart 2010 12:17
dün sadece kadınlardan kutlama aldım..
bugünü es geçmediğin için teşekkür ederim…
(duyarlısın sanırsam)
****************
Duyargalarım var sanki.
Salı, 9. Mart 2010 14:24
KİBELE ANA
) Kızlarının çilesi ne zaman doğacak diye? Soracağım umudun ülkesinin yerini, herkesin motorlarını maviliklere süreceği yer nerde diye? Daha neler neler… KİBELEYLE KONUŞACAĞIM!
Büyük yunan tanrısı, baş tanrı Zeus erkekti. Onun babası Kronos önceki baş tanrı yani, o da erkekti. Kronosun babası en büyük gök tanrısı göğün yaratıcısı ve sahibi Uranos tabiki erkekti. Onun karısı Gaya ana toprağın kendisi ve sahibi, yeryüzünün sesi aha o işte kadındı.
İsa peygamber Meryemden oldu. Onu tanrı hamile bıraktığına göre onunda erkek olduğunu düşünebiliriz. Çocuklar ellerini gökyüzüne açıp, tanrı baba dediklerine göre ve bütün büyük melekler Azrail,cebrail,Mikail, İsrafil’in erkek imajı ile algılandıkları düşündüğümüzde; tanrı katındada en az beşbin yıldır erkek egemenliği var. Anımsarsınız Zeus kadını ve umudu Pandoranın kutusuna tıkmıştı, geri zekalı Epimethus kapağı açtığında yeryüzüne erkekleri cezalandırmak için geldi kadın. Belki eşitliği sağlamak için, belki kötü yazgısından kurtulmak için yanına umudu da almıştı. Ne kadar yol aldılar? Bunun yanıtını sizlere bırakıyorum. Ama bilmenizi isterim, toprak anamız Gaya iktidarı öyle kolay bırakmadı. Oğlu Kronos’u yanına çekip Uranos’un Penisini kestirdi. İşte o zaman denizlere düşen tohumların döllenmesiyle köpükler arasından Afrodit çıktı. Bir sarışın, bir arka sayfa güzeli. Çok akıllı değil ama çok güzeldi. Ne yazık Kronos kazandığı iktidarı artık annesine geri vermeyecekti…
Gaya’dan önce Sümerlerde İnananaydı en erkli tanrı ve kadındı, erkekleri parmağında oynatırdı. Kocası çoban kral Dumuzi’yi(Temmuz) altı ay yeraltına sürgüne gönderirdi. Güneş ülkesi anadoluda insanlar arasında uzun süre hissedildi gücü. belki İnannanın, belki amozonların ve belkide başka erkli kadın tanrıların etkisiyle, kuzeyli göçebelerin büyük bir kadın tanrısı oldu: KİBELE!…
Arzawa ve Wilusanın sırtlarında uyuyordur o şimdi. İki ateş parçası yeryüzüne düştüğünde tez zamanda uyanacaktır. O uyanırken göğsünde gelincikler biter, çağlalar açar, bütün kuşlar ona uçar, başına yılanlar sarılır, gece ay sadece onun için parlar, güneş hep ona döner, ırmakları dolduran, herşeyi besleyen yeni günün anası, ordadır şimdi. Ona soracağım
***************************
Toprak anamız Gaya iktidarı öyle kolay bırakmamış, Oğlu Kronos’u yanına çekip Uranos’un Penisini kestirmiş.
İnsan bindiği dalı keser mi ya? ehi.
Salı, 9. Mart 2010 20:14
Tablo çok acı, ama gerçek!
*********************
Belki de gerçek olduğu için acı.
Salı, 9. Mart 2010 20:18
Blogger’deki bayan blogger arkadaşlarımızdan bazıları isyan ediyor ve kutlamaya karşı çıkıyorlardı. Bu bağlamda, kadınlar bizim onların kıymetini bilmeliyiz, onlar bizim annemiz, kızkardeşimiz ya da eşimiz. Her erkek üstüne düşeni yapsın!!!
************************
Kutlamaya karşı çıkanların gününü kutlamayız. Rahatsız etmeyiz onları.
Çarşamba, 10. Mart 2010 0:35
bende kutlamam
kocam hiiiiiiiç kutlamaz.
***************************
Bu durumu kutlayalım.
Çarşamba, 10. Mart 2010 12:29
Aşağıdaki kalp, “yazıyı beğenme şeysi” miydi? Ben yazıyı beğenmediğim halde sırf meraktan tıkladım oraya, hay Allah…
)
Şaka şaka, beğendim de, şunu da ben ekleyeyim: Genellikle okumamış, eğitimsiz kadınların dayak yediği sanılır. Oysa üniversite mezunu kadınlar da şiddet görüyorlar kocalarından. Herhangi bir yüzde veremem, araştırmak lazım aslında.. Türkiye’de eğitimli ve eğitimsiz kadınların kocalarından şiddet görmelerine ilişkin bir oran..
***************************
Hatırladığım kadarıyla Avrupa da bunla ilgili bir araştırma yapılmış ve eğitimli kadınların beklenenden farklı olarak daha fazla şiddete maruz kaldığı tespit edilmiş.
Sanırım eğitimli kadınları dövmek daha kolay. Onlar biraz daha çelimsiz ve savunmasız oluyor sanki. ehi.
Çarşamba, 10. Mart 2010 15:23
http://www.hafif.org/yazi/kadin-doga-doga-tanri-dir
for asitavandas
*******************************
Linkteki yazıyı akıtıyım bari:
Kadın; dişi, üreten, koruyan, yoğuran, şekil veren kısaca yaratandır. “Doğa ana” (tabiat ana) derler. Kadın bir “melek” derler, hayır kadın tanrıdır. Doğanın ta kendisidir tanrı. İşte kadın da doğadır, tanrıdır. “Kadın bir bilmecedir”, yanlış… Kadını okumak çok kolaydır. Anamız, bacımız, eşimizdir kadın. İnsan anasını bilmece gibi görebilir mi? Apaçıktır analar, yoğururken, şekillendirirken, var ederken, üretirken hiçbir kapalı bir şeyi yoktur. Özverinin ta kendisi…
Dünyanın, hatta evrenin temeli dişidir. Dişi yoktan var edendir. Aslında “yoktan var etmek” dememek gerek. Doğada ne varsa birleştiren, kaynaştıran, özümsetendir. Kimya, tıp bilgisi olanlar çok iyi bilirler; doğada ne varsa canlıda onlar bulunmaktadır. Demirinden, bakırından tutun, en çeşitli tuzlara kadar hepsi bulunmakta insan dahil bütün canlılarda. Bu beceri doğanın becerisidir, kadının, dişinin becerisidir.
Erkek mi?
Erkekler canlıların yozlaşmış halidir. ( oha nasıl yani? ehi.) İnsan dahil bütün memeli hayvanların erkeklerinin memeleri vardır. Ancak doğuramaz ve üretemezler. Dünyada çift cinsiyetlilik bulunan birçok insan da vardır. Bu da erkeklerin dişilerden azma, yozlaşması sonucudur. Temel dişidir. Bir erkek olarak bunu düşünmekten hiçte gocunmuyorum. Bu evrimin getirdiği bir yozlaşmadır. Birçok canlı, erkeksiz de çoğalabilmekte, neslini sürdürebilmektedir. Çoğu bitkiler eşeysiz üreme yapmaktadırlar. Birçok canlı da (belki ilkel diyeceksiniz) bölünerek benzerini üretmektedir. Süğüt dalı torağa düşer, kök salar kendini geliştirir.
Anaarı, kovandan çıkar en yükseklere uçar. Onu takip eden en güçlü erkek arı ile çiftleşir ve onu öldürür. Diğer erkek arılar kovandan atılırlar, öldürülürler. Çiftleştikten sonra erkeğini yiyen örümcek duydunuz mu? Dişi aslan avlanır, erkek hazırcıdır. Bunun gibi, erkek tüketicidir, yıkıcıdır, yok edicidir. Yozdur…
Tüm yaratıcı niteliklerini içinde barındıran kadına, sosyal hayatın karmaşasında bu özellikleri unutturulmuştur. Aslında unutmaz ancak yaşam sorumluluğu öyle büyük bir yük olur, biner ki omuzlarına, kendini unutmuştur kadın. Zamanla yaşamın her durağı değişime uğratır kadını, zarafetini, ruhunu, bedenini, beynini yavaş yavaş değiştirir.
Doğada tek başına yaşarken; beslenecektir, neslini yetiştirecektir, korunacaktır. Her canlının olduğu gibi düşmanları da çoktur. Bütün bu yükümlülüğünü yerine getirirken, korkusuzdur, üreticidir, var edicidir, özverilidir. Toplum olarak yaşamaya başlayan insanlar, daha doğrusu erkekler, fiziksel üstünlüklerini (yozluklarını) kullanarak kadının bu özelliklerini köreltmiş, yok etmişlerdir. Günümüzde de çağ dışı uygulamaların görüldüğü, kadının her türlü ezilmeye mahkum edildiği topluluklar devam etmektedir. Televizyon ve gazetelerde boy boy kadına yapılan iğrenç cezalar, uygulanan köle muameleleri kadının geldiği durumu yeterince açıklıyor sanırım.
Kadın, sonsuz evrende en asil varoluş formudur. Varoluşu dünyaya daha güzel bir yaşam biçimi, vizyon, duyarlılık sunmak içindir. Erkeğin kaba ve avcı yanını törpülemek, bulunduğu yere zevk ve mutluluk vermek için gelmiştir. Kadın üretimin, değişimin, güzelliğin, sevginin adıdır…
Eşli yaşam başladığında üstünlük, yönetim denetim kadındadır. Neslini daha iyi yetiştirmek, yarınlara aktarabilmek için işbölümü gerektir, kadın sağlar bunu. Erkek avlanacak, getirecek, kadın yuvada hazırlayacak, yavrulara bakacak, doyunacaklardır. Erkeğin, bunları kabul etmemesi durumunda işi yoktur kadının mağarasında… Cinsel birleşme isteğini yasaklayan, erkeğe bir ceza olarak düşündüklerini belirten yetkililer bulunmakta bu konuda.
Peki, sonra ne olur?
Düzen, kadının asli görevi olan değişim çabasını ezer geçer. İşte asıl değişim kadında oluşur. Zamanla güvenlik kalkanları oluşturmaya başlar. Gittikçe sertleşir, gücü yetmez, her şeye rağmen gönlü elvermez. Kalınlaşır duvarları, zamanla çevresindekilere benzemeye başlar. Susar çoğunlukla dirense de elinden gelen bir şey yoktur artık. Saklayabildiği, kaçırabildiği kadarını temiz tutar. Yine de birleştirici, bütünleştirici, özverilidir. Bulunduğu ortama iyilik, güzellik, sevgi vermeye çabalar.
Kadın, sadece sevgi ve güveni bulduğu, gerçekten inandığı yerde özüne döner. Açar kollayıcı, sevgi dolu kanatlarını, yaralarını sarar, yüreğindeki güzellikleri serer ortaya. İşte, o zaman görür erkekler gerçek kadını. Sihirli elleri değer gerçek yaşama. Görülmemiş güzelliklerde kapılar açar, harikalar dünyasına uzanan yaşama. Yaşamda mucizeler yaratır, sevgi ve güven duyduğunda. Böyle bir ortamda renk renk çiçeklerin açmasını izleyebilirsiniz…
Kadınlara da bir çift sözüm yok mu sanırsınız? Erkeklerden çok, kendilerini köleleştirecek davranışlara hevesli, boyun eğen, kandınlar kendilerine gelmeli diyorum. “Hak verilmez alınır” diye bir söylem vardır. Kadınları erkekler değil, yine kadınların kendileri hak sahibi yapabilirler. Yoğurun, üretin, yönlendirin sahip çıkın haklarınıza… Eşitlik, elbette eşitlik… Zekanızı kullanın, sevginizi kullanın, emeğinizi kullanın. Renk renk çiçek açsın yaşamda, beş adım arkada değil, yan yana, kol kola birlikte erkeklerle…
Çarşamba, 10. Mart 2010 16:42
acı çekmek özgürlükse
özgürdük ikimiz de
o yuvasız çalıkuşu
bense kafeste kanarya
o dolaşmış daldan dala
savurmuş yüreğini
ben bölmüşüm yüreğimi
başkaldıran dizelere
kavuşmak özgürlükse
özgürdük ikimizde
elleri çığlık çığlık
yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde
aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye birşey vardı
sevmek diye birşey yokmuş
acılardan artakalan
işte bu bakışlarmış
kuğu diye gözlerimde
gün batımı bulutlarmış
yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
ayrı yörüngelerde
acı çektim günlerce
acı çektim susarak
şu kısacık konuklukta
deprem kargaşasında
yaşadım birkaç bin yıl
acılara tutunarak
acı çekmek özgürlükse
özgürdük ikimizde
Hasan Hüseyin KORKMAZGİL
*******************
Acı çekme pahasına özgür olunmak istenilebilir ama acı yetmez.
Çarşamba, 10. Mart 2010 19:26
İşkence çeken kadınların bu gününü kutlasan ne cevap verirlerdi acaba?
***************************
Kulak zarları patladığı için “seni duymuyoruz” derlerdi ehi.
Perşembe, 11. Mart 2010 17:38
Evet, eğitimli kadınlar daha bile fazla dayak yiyor. Herşeye boyun eğmedikleri, sorguladıkları, karşı çıktıkları için…
**************************
Eğitimli kadınlar kung-fu eğitimi de almalı zannımca. ehi.
Pazar, 14. Mart 2010 18:11
bu bey ne düşünceli bir beymiş böle…
**************************
Düşünce topağı olmak istiyorum.
Düşünürken beynim kulağımdan aksın bi de. ehi.