Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – I

* Ülkede işsizlik falan yok, bilgisizlik var. Girişimci ruhumuz yok olmuş durumda. Herkes işini idareten yapıyor.

* Düzeltmeyi  başaramayabilirsiniz, ama en azından örnek olursunuz. Küçük Ahmet’i bir ustanın yanına verirler, iş öğrensin diye. Usta deli mi, dahi mi belli değil; devamlı uçmaya çalışan bir adam. Etraftaki tüm ustalar dalga geçerler. Bir gün kanat takıp atlar usta, çırağının gözleri önünde düşer ölür. Ustayı tanımıyorsunuz ama çırağı tanıyorsunuz. Hazarfen Ahmet Çelebi. Siz de bazen başaramayabilirsiniz, ama en azından örnek olursunuz. Bunun adı zaten başarmak.

* Dostlar, rüyalarınız gerçek olsun ister misiniz? E, o zaman, önce bir uyanın.

* Kendini acayip ciddiye alıp işini ciddiye almayan insanlar topluluğu olduk. Keşke ciddiye aldığımız şey kendimiz değil, işimiz olsa.

* Ali Mahmut sormuş:

- Seyfi nereye gidiyorsun?

- Ke… ke… kekemeee o….. okuluna giiidi… yoooorum.

- Yav hiç gitmene gerek yok, şahane kekeliyorsun.

– Ahmet Şerif İZGÖREN

Bunları da okumak ister misiniz?:

  1. Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – III
  2. Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – II
  3. MOKS / Ahmet Şerif İZGÖREN
  4. Hıdır Kişisel Gelişiyor / Ahmet Şerif İZGÖREN
  5. Bilinçaltımız ve Eşikaltı Büyücüleri / Bazı şeyler görünmesi için saklanır

Yazar:admin
Tarih: Pazartesi, 15. Şubat 2010 22:51
Geri izleme: Trackback-URL Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar

RSS Besleme: RSS 2.0 Bu konu başlığı için Yorum yaz

8 Yorum

  1. 1

    Az evvel konuştuğumuz konu üzerine geldim bakayım dedim açıldı neyse ki sinir hosting :)

    Afedersin ama bir deyim vardır; “el elin namazını osurarak kılar.” derler o hesap.

    Çalışanlar kendi işi gibi benimseyerek hakkını vererek yapsalar eminim ki, ülke olarak kalkınmamız daha kolay olur.

    Mesela Japonya’da falan birey olarak 3′den fazla işe girmişse biri işe girmesi zor oluyor ee ne oluyor yaptıkları işi en iyi şekilde yapmaya işsiz kalmamaya çalışıyorlar…

    İşte yiyeceğimiz çok fırın ekmek var, hatta ekmek değil fırın yemek gerek :)

    Ali Mahmut olayında da ince zekandan dolayı ve paylaşımından ötürü sağolasın herkes anlasa keşke de nerdee :)

    **********************************

    Bir kadın kapı zili bozulduğu için usta çağırmış.
    Usta saatlerce uğraşmış.
    Kan ter içinde, tırmalıyor adam.
    Usta bir ara durmuş ve kadına “abla ben bu zili yaparım ama sürekli çalar” demiş.
    Öyle işte.
    Bu arada, şu ana kadar eve usta çağırıp da herhangi bir işi tam anlamıyla yaptırmayı başarmışlığım ve kazık yememişliğim olmadığını düşünüyorum.
    Fırını yesek kar edeceği konusunda şüphelerim var.
    Dağ gibi fırın biter, yiyen de gerinerek mayışık bir şekilde uyur.

  2. 2

    Gerek senin fikirlerinin eseri olsun gerekse başka düşünceleri aktar, yazdığın herşeyde bilgiyi ve mizahı, ciddiyeti ve samimiyeti nasıl harmanlayıp mayasını tam tutturabiliyorsun sevgili oyumben? Hayranlık duyulması gereken bir meziyettir bu.. Doz ayarlaması!..
    Bazı kelimelerini ve deyimlerini ezberime alıyorum mutlaka bir yerlerde kullanmam gerekebilir diye.. :)
    Rüyaların gerçek olması için önce uyanılması gerektiğini kaç kişi kazımıştır beynine dersin?
    .. Şerif Ahmet, küçükken oğluma ördüğüm süpermen pelerinini görmüş olabilir mi sence???

    *************************************

    Bilgi, mizah, ciddiyet ve samimiyetin senfonisini dinleyerek huzuru bulmalı bünye…

  3. 3

    Ben kitabın başlığına dikkat çekmek istiyorum. Süpermen Türk olsaydı, pelerinini annesi bağlardı. Maalesef öyle olurdu. Türk aile yapısı içerisinde, aile bireylerinin birbirlerine oldukça bağlı olduğu gözlenir. Bağlılık iyidir hoştur da “bağımlılık” halini aldığında (ki giderek o hali alır) birtakım problemler ortaya çıkmaya başlar. Yakın çevremden bir örnek vereyim: Adam 30 yaşına gelmiş, bekar olduğu için ailesiyle beraber oturuyor. Maddi gücü olmadığı için ailesiyle beraber oturmasında sakınca yok diyebiliriz. Ama hikayenin devamı da pek iç açıcı değil: Bütün işlerini annesi görüyor. Yatağını bile toplamıyor, annesi yemek pişirip önüne koymasa aç kalacak kadar beceriksiz. Giysilerini annesi yıkayıp ütülüyor. Annesinin gözünde hala bebek olduğundan, bütün bu işler annesi tarafından fedakarca, hiç şikayet etmeden yapılıyor. “Normal” karşılanıyor. Düşünün ki 30 yaşında, okumamış, hiçbir baltaya sap olmamış, bir meslek dahi edinememiş bir adam,üstüne üstlük şahsi işleri dahi hala annesi tarafından yapılıyor. Evlenmediği takdirde, hiç şüphem yok, 40 yaşına geldiğinde de değişen birşey olmayacak. Tabii annesi hayatta olursa.. Bu sadece bir örnekti ama bu tür insanlardan çok sayıda var toplumumuzda…
    Türk gelenekleri iyi güzel hoş ama anneler özellikle oğullarını çok fazla üstüne titreyerek büyütüyorlar. Çocuklarının artık bebek olmadığının farkına varmak durumundalar. O çocuk birgün büyüyüp evlendiğinde, karısından da annesinin özeninin aynısını beklediği için, evliliğinde problem çıkabiliyor.
    Geleneklerimiz, çocuklarımızı kendi ayakları üzerine basacak şekilde yetiştirmemize pek müsait değil. Bu sorunu aşmamız gerekiyor. Aksi takdirde özgüvensiz, beceriksiz, arkasını başkalarına yaslayarak yaşamaya alışmış bireyler yetiştirmeye devam edeceğiz…

    ****************************

    Güzel bir özet olmuş.
    30 yaşında, okumamış, hiçbir baltaya sap olmamış, bir meslek dahi edinememiş bir adam, üstüne üstlük şahsi işleri dahi hala annesi tarafından yapılıyor.
    Çünkü gene annesi tarafından küçük yaşlardan beri birey olmasına müsade edilmedi.
    Çünkü daha o adam minicikken körpe beynine işlendi her şey.
    Tüm sorumluluklar elinden alındı.
    Ödevler anne baba tarafından yapıldı.
    Sonuç mu? Ülkem…

  4. 4

    Doğru söze ne denir? Ben bu yazıyı okuyunca dertlendim… Yazık ki ülke gerçeklerimiz böyle. Çok üzücü. Ülkemize yazık oluyor.
    :berduka

    ***************************

    Uğur böceği olmalı.

  5. 5

    Bence bu ilginç ve güzel yazıyı yayınlamalısın sayfanda..

    Kimya biliminin dehası Lavoisier’nin asıl eğitimi hukuktu ve Paris Barosu’na kayıtlı avukattı. Ancak bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları ile ünü bütün dünyaya yayılmıştı. Kimya bilimini reddeden yobazların kafasını gösterip “Bu kelleler hiçbir şeye yaramaz” dediği için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp ölüme mahkum edildi. Bastille’de ölümü beklerken arkadaşı matematikçi Lagrange’ı hücresine çağırdı.

    - “Ben ölüyorum ancak ölümle ilgili merak ettiğim bir konu var, lütfen bana yardımcı ol. Kafam kesilip giyotinden sepete düştüğünde gözlerime bak; eğer gözlerimi iki kere kırpıyorsam bil ki, insan kafası kesildikten sonra bile bir süre daha beyninin düşünmekte olduğunu anlarız .”

    Ertesi gün giyotine giden Lavoisier’nin kafası kesildikten sonra sepete düştü ve Legrange hayretler içinde Lavoisier’nin gülerek iki kere göz kırptığına şahit oldu. Daha sonra anılarında Lagrange diyordu ki,

    - “Lavoisier’nin son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meselesidir. Ama o yobaz kafalar kokuşmuşluklarıyla asırlarca karanlıkta sürünecekler….

    ****************************************

    Demek ki; insan öldükten sonra bile bilime katkı sağlayabiliyor.
    Üstelik ölümüne sebep olan şeyin bilim aşkı olmasına rağmen.

  6. 6

    “Kendini acayip ciddiye alıp işini ciddiye almayan insanlar topluluğu olduk. Keşke ciddiye aldığımız şey kendimiz değil, işimiz olsa…”
    Iste budur!:)

    **************************

    İşini ciddiye alanların çoğunlukta olduğu bir toplum hayalim var.
    Bir gün bu insanlar çoğunluğu oluşturduklarında daha mutlu bir yaşantımız olacak.

  7. 7

    merhaba oyum ben,,
    yahu ben birinci yazıyı okumadan direkt ikinciye saldırmışım:(( insiyakilik kanımda var…
    selametle efenim:)

    *********************

    Olsun sırası önemli değil. Önemli olan okumuş olmak.
    Okumak ne güzel.

  8. 8

    Kitaptan küçük bir alıntı:

    “Bu ülkenin aydın insanını dinden soğutmaya çalışmadan, her şeyi korku kültürüne dayatmadan öğretmeye çalışın. Ben okudum Kur’an-ı Kerim’i, cehennemden çok cenneti anlatıyor. Siz Cuma’ya geldiğimde bana hep cehennemi anlatıyorsunuz. Cami’ye mi geldik, Burger King’e mi belli değil. Ateş seni çağırıyor.”

    Bu bölümü okuduğumda öyle bir gülme krizine girdim ki anlatamam. Epey bir güldükten sonra devam edebildim okumaya. Herhalde en hızlı okuyup bitirdiğim kitap olmalı bu. Elimden bırakamadım.

    Sana teşekkür etmek istiyorum. Bu kitabı tanıtarak okumama sebep oldun. Sen de bir Uğur Böceği olmalısın diye düşündüm.

    Kitabı okurken güldüğümden daha çok da üzüldüm. Ülkemizin, insanımızın bugünkü haline, hepimize, kaybettiklerimize.

    Kitapta anlatılan o yurtsever, girişimci, kendini düşünmeden, çıkar düşünmeden, inandığı idealler uğruna hayatlarını adayan insanlara hayran oldum. Kaybettiklerimize daha da çok yandım. Çıkarlarını ön plana alıp, ülke kaynaklarını ve insanımızı sömürenlere öfkem bin kat arttı.

    Ahmet Şerif İzgören’in, kitaplarındaki öfkenin, isyanının nedenini açıkladığı cümlesine de yürekten katılıyorum. Şöyle yazmış: “Bir yanda işsiz, yoksul, cahil insanlar; öte yanda ülkenin çar çur edilen kaynakları, iş yapmadan oturan sürüyle insan.
    İsyan etmeyeceksem niye yazayım ki?”

    Bu kitabı herkes okumalı, sonra da kendini sorgulamalı diye düşünüyorum.

    (Bu yorumumu bu kitapla ilgili olan diğer yazına yapmıştım ama, kitabın fotoğrafı burada olduğu için buraya da ekledim.)

    ************************

    İyi olmuş. Pekişti :)

Yorum Yaz

[+] kaskus emoticons nartzco
Tembel Yorumculara Önerdigim Yorumlar :
Kendi fikrin yok mu? Benimkilerden seçebilirsin ;)