Nereden geldik? Neredeyiz? Nereye gidiyoruz?
Memleketimden İnsan Manzaraları:
Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları’nı 1939′da İstanbul’da yazmaya başlamıştır.
İkinci Meşrutiyet’ten II. Dünya Savaşı sonrasına kadar çok geniş bir zaman diliminin öyküsünü (1908-1945) bu kitapta destanlaştırmıştır. Düzyazı, şiir, senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı Memleketimden İnsan Manzaraları, şiir, roman, öykü, oyun, senaryo, destan olmayan ve hepsini içeren yeni bir türün habercisi olmuştur.
Beş cilt halinde yayımlanan ve yaklaşık 20,000 mısra olan bu yapıt, Nazım Hikmet şiirinin doruğunu oluşturmaktadır.
Nazım Hikmet yapıtıyla ilgili ön tasarısını şöyle açıklamaktadır :
1.İstiyorum ki okuyucu 12,000 mısraı bitirdikten sonra vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden geçmiş olsun,
2.İstiyorum ki bu insan mahşerinin konkre ifadesi okuyucuyla muayyen bir devirdeki, muhtelif sınıflara mensup Türkiye insanları vasıtasıyla Türkiye’nin muayyen bir tarihi devredeki sosyal durumunu anlatsın,
3.İstiyorum ki ikinci planda, Türkiye cemiyetini çevreleyen dünya durum muayyen bir devrede- anlaşılsın,
4.İstiyorum ki -nereden gelip, nerede olduğunu, nereye gidildiği? sualine, sahamın içinde azamî imkânlarla cevap verilsin.
*******************************************
Şiiri sesli dinlemek için:
Memleketimden İnsan Manzaraları
*******************************************
Haydarpaşa garında
1941 baharında
saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
yorgunluk ve telâş
Bir adam
merdivenlerde duruyor
bir şeyler düşünerek.
Zayıf.
Korkak.
Burnu sivri ve uzun
yanaklarının üstü çopur.
Merdivenlerdeki adam
-Galip Usta-
tuhaf şeyler düşünmekle
meşhurdur:
“Kâat helvası yesem her gün” diye düşündü
5 yaşında.
“Mektebe gitsem” diye düşündü
10 yaşında.
“Babamın bıçakçı dükkânından
Akşam ezanından önce çıksam” diye düşündü
11 yaşında.
“Sarı iskarpinlerim olsa
kızlar bana baksalar” diye düşündü
15 yaşında.
“Babam neden kapattı dükkânını?”
Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına”
diye düşündü
16 yaşında.
“Gündeliğim artar mı?” diye düşündü
20 yaşında.
“Babam ellisinde öldü,
ben de böyle tez mi öleceğim?”
diye düşündü
21 yaşındayken.
“İşsiz kalırsam” diye düşündü
22 yaşında.
“İşsiz kalırsam” diye düşündü
23 yaşında.
“İşsiz kalırsam” diye düşündü
24 yaşında.
Ve zaman zaman işsiz kalarak
“İşsiz kalırsam” diye düşündü
50 yaşına kadar.
51 yaşında “İhtiyarladım” dedi,
“babamdan bir yıl fazla yaşadım.”
Şimdi 52 yaşındadır.
İşsizdir.
Şimdi merdivenlerde durup
kaptırmış kafasını
düşüncelerin en tuhafına:
“Kaç yaşında öleceğim?
Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?”
diye düşünüyor.
Burnu sivri ve uzun.
Yanaklarının üstü çopur.
Denizde balık kokusuyla
Döşemelerde tahtakurularıyla gelir
Haydarpaşa garında bahar
Sepetler ve heybeler
merdivenlerden inip
merdivenlerden çıkıp
merdivenlerde duruyorlar.
Bu yazıyla ilişkili bir kayıt bulunamadı!

Cumartesi, 6. Şubat 2010 12:59
Şöyle başlar kitap:
Hatice PirayeiPiraye’nde doğum yeri neresi
kaç yaşında
sormadım
düşünmedim
bilmiyorum
dünyanın en iyi kadını
dünyanın en güzel kadını
benim karım
bu bahiste
realite umurumda değil
939 da İstanbul’da tevkifhane’de başlanıp biten bu kitap
ona ithaf edilmiştir…
”Yalan dediğin topal bite benzer,
bir gecede yedi yatak dolaşır
Hele fukara yatakların ”
Diyorlar ki harbi Hitler çıkardı
peki Hitler’i kim çıkarmış
Alaman bankaları ve türöstleri kendilerini
tehlikede görmede idiler
ve desteklenmese idiler solculara karşı kavgalarında
İngiliz,fransız,amerikan ortakları tarafından
ve hep beraber Nazileri tutup yükseltmese idiler
ve alaman sınıfları geçen harbin sonunda darmadağın olmasa idi
ve bir çift çizmeye
bir çift sucuğa katılmaya hazır ümitsiz aç perişan yığınlar ile serseri dolaşmasa idi kaldırımlarda ve ihanet etmese idi sosyal demokratlar
Hitler bugün Hitler olabilir mi idi?
25 yılda iki defadır dünya harbi oluyor
bunda hiç mi suçu yok kapitalist rejimin…
Bunun yanında Hitler :
‘Yahudinin amacı satır rarasında gizlidir”
der kavgam kitabında…
Nazım’ı okuduğumda dinlediğimde,taktığımda pek söylenemez ama Rusya’dan bir Azeri misafir bunu hediye getirmişti..Benim için güzel birkaç şiiri olan bir adam ama o kadar işte..
******************************
Bence önemli olan “nereden geldik? neredeyiz? ve nereye gidiyoruz?” sorularını sorabilmek.
Ben bu soruları sordum ama hiç birine usturuplu bir cevap verebilmişliğim olmadı.
Üzülüyorum…
Cevapları bulana kadar sormaya devam…
Cumartesi, 6. Şubat 2010 13:15
Evet… iyi geldi bunca sancılı bir hafta sonu Nazım dinlemek.. Beni kendime getirdi.. Benim bugüne kadar herkese rahatlıkla söyleyebildiğim, bol keseden dağıtıp tatbik edemediğim gerçekleri gözüme gözüme sokunca Nazım.. kendime geldim.. Nereden geldiğimi önemseyip nereye gittiğimi pek umursamazken, sadece nerede olduğumu düşünüp acı çekerken şamar gibiydi beni kendime getiren!. Teşekkürler oyumben..
**************************
Bazen bir şiir, minik bir yazı, dinlediğimiz bir kaç mısra, vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden geçirir bizi.
Bu mahşerden geçtikten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
Artık perspektifimiz değişmiş, olaylara bakışımız farklılaşmış olur.
Belki bu şekilde acı çekmenin tatlı taraflarını keşfedebileceğiz…
Cumartesi, 6. Şubat 2010 13:30
Bunun için Nazım’ın şiirlerine ihtiyacım olduğunu zannetmiyorum parktaki kırmızı burunlu ve okumaktan,düşünmekten filozof olmuş ,dürüstlüğünden bütün kapıları yüzüne kapanmış ,aç kalmış ve evine köpeğin bile kokusundan girmek istemediği bir şarapçı adam veya Bostancı tren istasyonunun altında sadece bir palto ile yaz kış yatan adam ,ya da sokakta bütün pisliği ve ihtiyarlığı ile kedilerle yaşamaya terkedilmiş yaşlı bir kadına sorduğumda bana anlatıyor nereden gelip nereye gittiğimizi,soruyu soranın kim olduğu ,çözüm hakkında fikirde verir o sabepten dedim…Yoksa bu soruyu soralım tabii ki neden olmasın yani..Televizyona baktığımda ‘o paraya çalışacak binlerce insan var diye insanları aşağılayan artık vicdansızlaşmış bir adam’ bana yetiyor…Bu benim fikrim yani…Sanatçıdır,iyiir ,hoştur ama put olmuştur anlayamıyorum,söyleyemediğim odur ne yana dönsen putperest doludur..başımıza işte bunlar açıyor bu işleri dicem..En az onun kadar düşünebiliyor sorabiliyorum demek istediğim…Anamızın karnından geldik,mezara gitçez ..bunu idrak edemediği müddetçe bu insanoğlunun başına daha çok iş gelir.(bir boşver havasımı geldi bana artık nedir?)
Bostancı tren istasyonun da bir adam
üşür paramparça paltosu ile
bir kadın eline çoğuğu trene yetişmeye çalışıyor
köşedeki pastahaneden gelen sıcak poğaça kokuları ile
Burnunu oynatıyor adam
merdivenlerin üstünde bir saat dibinde bir kadın
yanında iki şişe bira
belliki deli ve oldukça yaşlıca
bir iki de madeni para ellerinde oynuyor
sütyeninin askıları düşmüş ve
yırtılmış tişörtü ile
belli ki gecenin geç vakti
belki birkaç sokak sokak çocuğu kim bilir
işte
bir polis otoso geçiyor yanından da
dönüp bakmıyor bile
saf saf bakıyor olmayan aklı ile
zavallı diyorum zavallı
kadına değil…
çevresindekilere
kimse görmüyor hiçbirisini
hiçkimse görmüyor,
bir kadın çocuğunu uzaktan geçirmeye çalışıyor
belki dokunur
belki kirlenir
belki saldırır
ne bileyim
öyle işte…
**************************
Anamızın karnından gelip mezara gidecek olduğumuzu bilmemiz belirli bir ortam yaratıyor.ehi.
Diğer yandan insanoğlu belli zamanlarda ölümlü olduğunu anımsayabilmeli.
Bazen bunu bize yolda gördüğümüz bir kimsesiz, okuduğumuz bir şiir, gördüğümüz bir resim ya da dinlediğimiz bir müzik hatırlatır.
Ne yazıktır ki; hatırlatanın hatırlayandan haberi olmaz çoğu kez.
Ölüm bizi hatırlamadan, farkındalığımızı geliştiremezsek yaşamamızın ne kadar anlamlı olduğu şüphelidir.
Bu arada Nazım’ın şiirini blogumda paylaşmamın sebebi; onu putlaştırıp tabulaştırmak’dan ziyade, O’nun fikirlerinden faydalanıp, kısa bir şiir süresince dahi olsa dünyaya O’nun penceresinden bakabilmekti.
Tabi ki; neye baktığımızdan daha önemlisi, bizim neler görebildiğimizdir.
Haydarpaşa Garı’nda merdivende düşünen yaşlı bir adam gördüğümüzde, Nazım’dan çok daha derin bir içgörüyle tüm evrenin gerçeğini keşfetme kabiliyetimiz olmadığını kim söyleyebilir?
Fakat bu Nazım’ın bir kalem sihirbazı olduğu gerçeğini değiştirmez…
Cumartesi, 6. Şubat 2010 13:55
Sana putlaştırdın demedim rica ederim..
Yorum yapıyor fikirlerimi söylüyorum..
sanatçıdır güzel satırları vardır ..Bu anlamda Ahmet Kaya dinlediğimi de itiraf ederim…Çok beğendiğim şarkıları vardır.
**************************
Fakat insanları putlaştırıp peygamberleştirenlerin çok fazla olduğu bir ülkede yaşamak ne zor. Belki de bu yaşamak değildir…
Cumartesi, 6. Şubat 2010 14:32
Nazım dan bu yana yazık ki memleketimin insan manzaralarında pek bişey değişmemiş en basiti hala çoğu görmek istediği kadarını görüyor.Ayrıca teşekkürler tekrar görmemi sağladığın için.
**********************************
Bir gün herkes her şeyi görecek…
Cumartesi, 6. Şubat 2010 18:57
Güzeldi.
********************
Düşünmek istiyorum bir merdivende…
Cumartesi, 6. Şubat 2010 22:37
nereye mi gidiyoruz?
tabii ki “kül olmaya”.
başka nasıl doğulur? yeniden.
************************
Evet önce kül olmadan nasıl yeni olabiliriz ki?
Pazar, 7. Şubat 2010 0:40
Nazım Hikmet’in şiirlerindeki zamanları yaşamadım ben. Ama günümüzde de o acılar halâ misliyle yaşanıyor. Yakından şahit olduğumuzdan mı nedir, şimdiki şartların verdiği acı benim canımı daha çok yakıyor. Duyarsız olmayı özlediğim zamanlar o kadar çok ki. Olanları, yaşananları, yapılanları gördükçe, içimde inanılmaz bir öfke ve isyan dalgası kabarıyor. Ne yapabiliyorum bunun sonucunda? Kocaman bir HİÇ! Hani derler ya “Keskin sirke küpüne zarar” diye, ben de aynı durumdayım. Farkındalığımı daha ne kadar arttırmalıyım? Bu kadarı yetmez mi?
*******************************
Farkındalığın bedeli acı çekmektir, ödülü ise insan olmak.
Pazar, 7. Şubat 2010 20:54
önce ruhlar vardı yaşadı ve öldüler;
sonra suda hayat başladı yaşadı ve öldüler;
dünya hayatında yaşadı ve öldüler;
toprak hayatında yaşadı ve öldüler;
ve ahiri hayat yaşamak,,,ölmek…
kimbilir ???
*************************
Her şey bir toz bulutuydu önceleri…
Pazar, 7. Şubat 2010 21:04
Efendim, merhabalar; “Nereden Geldik, Neredeyiz ve Nereye Gidiyoruz?” Güzel bir başlık, üzerine sayfalar dolusu yazmakla açıklamaya gücümüzün yetmeyeceği bir başlık…
Bence bu başlığı herkes kendine göre açıklar. Bu başlık bir soru halinde bana tevcih edildiğini düşündüğümde; (-devam edeceğim-)
*************************
Evet her insan yeni bir dünyadır.
Dünyada ilk insandan bu yana yaşamış milyarlarca insan var.
Evrenin sonsuzluğu düşünüldüğünde sonsuzluğun içinde sonsuz sonsuzluk var…
Bazı soruların sonsuz cevabı olabiliyor.
Pazar, 7. Şubat 2010 23:56
Nerden geldik, nerdeyiz ve nereye gidiyoruzu önce hangi dalda inceleyeceğimize karar vermemiz gerekiyor. İnsanlık tarihi açısından ele aldığımızda, ancak bunu ilahi dinler nezdinde cevaplayabiliriz. İslam Dinine göre, Kur’an-ı Kerim’de anlatılan şekli ile üzerinde yaşadığımız yeryüzünden alınan topraktan yaratılmışız, yeryüzünde de yaşamaya devam ediyoruz, ölüm vuku bulduğunda da tekrar yeryüzüne gömülerek toprağa karışacağız. Bu açıklama cismani varlığımız içindir. Ruhani varlığımız da zaten bizi yarattığına inandığımız Yüce Allah’ın bir parçası ve emaneti olduğu için tekrar Allahu Teala’ya iade edilecektir.
Bir de cemiyet tarihi olarak ele aldığımızda işte onu da tarih kitapları, şairlerimiz ve yazarlarımız gerektiği gibi anlatmışlar. Aynı şeyleri tekrarlamaya gerek yok sanıyorum.
Aslında Oyumben, bunu cemiyet tarihi açısından ele alarak incelemek arzusunda olduğunu sanıyorum.
Bence tartışılacak güzel bir konuydu…
************************************
Kuantum fizik teorisyenlerinin iddia ettiği gibi paralel evrenler gerçekten varsa bu sorunun sonsuz cevabı olacaktır. Ben bi kaç tanesini bile bulmakta zorlanırken okkalı bir cevap keşfetmek ne zor.
Pazartesi, 8. Şubat 2010 14:37
Sesli olarak da dinledim. Ne muhteşem bir şiir. Ne muhteşem bir şair. Ne derin bir konu! (Nereden geldik? Neredeyiz? Nereye gidiyoruz?).. Veee… Ne güzel bir sayfa! Farklı, bilmediklerimizi öğreten, unuttuklarımızı hatırlatan, zaman zaman da bizleri felsefenin derinliklerine sokan…
İçimden geldi ama kıymetini bil; her zaman söylemem bunları, şımarırsın
**************************
Sanırım gaza geldim. ehi. ( Heveslenir, gözlerini kırpıştırır… )