Aşık olunca beyin kimyası değişir mi?
Yapılan araştırmalar aşkın beyin kimyasını değiştirdiğini ortaya koyuyor. Londra Üniversitesi Nörobiyoloji profesörlerinden Semir Zeki, fonksiyonel MRI kullanarak yaptığı araştırmada, aşkın kişilerdeki muhakeme yeteneğini kaybettirdiği ve saplantılı kişilik bozukluğuna neden olduğunu ortaya çıkardı. Sanırım aşkın gözü kördür sözü de buradan geliyor.
Hep diyorum bi daha diyeceğim:
Aşk bir hastalıktır. Tedavisi de yoktur. Neyse ki zamanla kendiliğinden iyileşir…
Bunları da okumak ister misiniz?:

Salı, 26. Ocak 2010 20:08
dikkatli olup kendimizi bu hastalıktan korumalıyız
*************************
Üstelik aşısı da yok. ehi.
Salı, 26. Ocak 2010 21:17
Sen iyileştin mi?
*******************
Hasta olmadım ki! ehi.
Salı, 26. Ocak 2010 21:31
Körün aşkı gözü açık olur mu?
*******************
Körün aşkı en hastalıksız olanı kanımca.
Salı, 26. Ocak 2010 21:32
Aşk’ın körü ,gözü açığın kurbanı olabilir mi?
********************
Neden olmasın?
Salı, 26. Ocak 2010 21:33
Hangisi daha saplantılı dersin?
***********************
Aşkın kendisi bir saplantı sanırım.
Salı, 26. Ocak 2010 21:36
Aşk en güzel hastalık hele doğru ilacı kullanıyor iseniz değmen keyfine…
***********************
Evet beyinsel bir rahatsızlık olduğu için afyon etkisi yaratıyor. Hoş bi şey. Ama malesef bilinen bir ilacı yok.
Salı, 26. Ocak 2010 21:43
Aşık olmadan birileri ile birlikte olabilenlerin muhakeme yetenekleri yerinde ve saplantılı kişilik bozuklukları yok mu sence?İlişkide akıllı olmak nedir mesela,bir insan diyelim ki olmaması gereken bir ilişki yaşıyor ve bunun yanında olmamasını sağlayan koşullardan kurtulmak için bir çaba sarfetmiyor ise ilişkisini özgürce yaşamasını sağlayacak koşullara ulaşmak için çaba harcamaması mı daha sağlıklı yoksa mutlu olacağı kişi ile yaşayabilmek için gerekli ortamı yaratmak için çaba harcaması mı…Sevgili Oyumben,muhakeme der iken kasıt nedir burada..Detaylı açıklama olması gerekli..Salt aşk’ın zarar verebileceğini düşünmüyorum eğer kişi yanlış davranışlar içerisine giriyor ise bunu tetikleyen başka şeyler de olmalı örneğin zaten bitmiş olan bir evlilik ilişkisi,o güne kadar hissedilmemiş veya hissettirilmemiş duygular,sevgisizlik..Bence birçok kişinin aşık olmadan önce beyin zaten bozuk…
********************************
Vurgulamak istediğim şey; aşık olan bir beynin fonksiyonlarını yitirmesiydi.
Fakat beyin aşık olmadan önce zaten fonksiyonel olarak çalışmıyorsa aşkın beyin üzerindeki olumsuz etkilerinden söz etmek çok mantıklı olmayacaktır.
Sağlıklı olan; beynin kendini keşif mücadelesi sonucunda özgürleşebilmesidir.
Bu savaşların en çetinidir.
Diğer yandan öğrenilmiş çaresizliklerin demir parmaklıklarına hapsolmuş bir beyinden bunu beklemek çok zor.
Sonuçta aşk, beynin sağlıklı çalışmasını engeller. Bakış açısına göre bu zararlı veya zararsız görülebilir.
Beyninin sağlıklı çalışmasını isteyip ömür boyu mutsuzluğa mahkum insanlar olabileceği gibi sağlıksız çalışan ve oldukça mutlu yaşayan insanlar da mevcuttur.
Ve sanırım haklısın bir çok kişinin aşık olmadan önce beyni zaten yeteri kadar efektif çalışmıyor. ( Belki beyin arızaya geçse daha performanslı çalışabilecek. ehi. )
Salı, 26. Ocak 2010 21:45
Sağlıklı insan zaten gider en doğru kişiye aşık olur.
****************************
En sağlıklı insan en doğru kişiye de aşık olsa sonuçta hasta olur.
Salı, 26. Ocak 2010 21:57
Aşkından ölüyor diyelim kişi ve zarar gördü.Zarar gördüğünü ya da kandırıldığını anladığı zaman ona zarar vermeye çalışması mı muhakeme yeteneğindeki arıza,ona zarar vermek istememesi midir muhakeme yetersizliği..Hangisini yapsın,kişi çok iyi görünüyor,sağlıklı görünüyor,sevdiğini söylüyor,adam ya da kadın aşık oldu ama sonra biri bitirdi..Bitmek zorunda veya..Şimdi aşık olan aşık olur iken herşey iyi idi..Mutlu idiler,bitti..Kendine kıyması mı,karşısındakine kıyması mı,ikisini de yapmaması mı ..İkisini de yapmayan hangi gruba giriyor?Aşık değil mi?Bir de aşk ile başlayan çabuk bitiyor,sonucu aşk olanlar var yani zaman içerisinde bir bağa,bir aşk’a dönüşenler,bu daha iyi.Aaah ah Nefertiti’m…
********************************
Aşık olduktan sonra tarafların kendine veya karşısındakine zarar vermek istemesi hayvani bir refleks bence. Aşktan örselenmiş ve muhakeme yeteneğini kaybetmiş bir beynin çırpınışları olarak algılıyorum bu durumu.
İkisini de yapmıyorsa beynin aşktan arınması durumu diyoruz biz buna.
Salı, 26. Ocak 2010 22:01
İşte bir de Tanrı aşk’ı var…
*************************
Tanrı aşkı fizyolojik bir istemden yoksundur.
Daha çok Tanrı’ya duyulan manevi bir hissin doruk noktasını ifade eder.
Bu konuda bilimsel bir araştırma yapılıp yapılmadığını bilmediğim için bu durumun bir hastalık olup olmadığını da değerlendiremeyeceğim.
Salı, 26. Ocak 2010 22:02
Bu adam fanatikler üzerinde deney yapmış söylim
**************************
Araştırmanın kısa bir bölümüne yer verdim.
Araştırmayı yapan vatandaş, normal ve rastgele seçilmiş insan türleri üzerinde deney yapmış. ( Hoş aralarında Türk var mıydı bilmiyorum. Bu bi çok şeyi değiştirebilir. ehi. )
Salı, 26. Ocak 2010 22:08
Açlık kapıdan girince aşk bacadan çıkarmış.Bu madde aşkının galibiyeti’mi?Aşk her ikisinin de birlikte olup bu zorlukları yenmesini gerektirmez mi?O zaman aşk der iken kasıt nedir?
***************************
Aşık derken muhakeme yeteneğini kaybetmiş bir beyinden bahsediyoruz.
Hayatın gerçekleri bazen muhakeme yeteneğimizi geri kazanmamızı hızlandırabilir.
Bu açlık, zor çevre şartları gibi durumlardan kaynaklanabileceği gibi kişinin durduk yere kendine gelmesiyle de olabilir.
Salı, 26. Ocak 2010 22:11
Biliyorum ben senin ne demek istediğini
************************
Harika. Ben bile bazen ne demek istediğim konusunda çelişkiler yaşıyorken seni kutluyorum. ehi.
Salı, 26. Ocak 2010 22:14
En doğru kişi olunca hastalığın bir önemi olmaz..Sağlıklı olur kıh kıh
*********************
En doğru kişi aşkın bir hastalık olduğu gerçeğini değiştiremez.
Salı, 26. Ocak 2010 22:20
Lafı ağzımdan aldın bende Türkler üzerinde yapmış mı diye soracaktım valla
****************************
Bu araştırmayı yapan profesör Türkler üzerinde bu deneyi yapmaya kalksa kafasında huniyle şu an limon satıyor olurdu kanımca. ehi.
Salı, 26. Ocak 2010 22:24
biliyorum bazen çelişkiler yaşadığını
***********************
En azından çelişkiler yaşamadığım gibi bir çelişki yaşamıyorum. ehi.
Salı, 26. Ocak 2010 22:26
Şimdi iyi sevdiğim bir konudur da demek istediğim şu ki deneyin sağlıklı beyinler üzerinde yapılıp yapılmadığı önemli,sosyal koşullar,medeniyetin şartları yani..Bence böyle basit birşey değil deyişim o…Bunun tümünü okumam gerek falan filan işte…
****************************
Üstelik bu konuda yapılan tek deney bu değil.
Bi çok deney benzer sonuçlanmış.
Diğer yandan konu hakkındaki makalenin bilimsel ingilizce olanını link olarak sunuyorum: http://www.journalagent.com/z4/download_fulltext.asp?pdir=tjn&plng=tur&un=TJN-93685
Gazetede aynı şahla ilgili bahsi geçen araştırma için yazılmış bir metni de aşağıya akıtıyorum:
Aşkın, beyinde muhakeme yeteneğini çalıştıran bölümü etkisiz hale getirdiği, beyindeki kimyasallardan serotoninin aşıklarda ve saplantılı kişilik bozukluğu olanlarda aynı seviyede olduğu belirlendi.
KİMYAMIZ DEĞİŞİYOR
Araştırmaya göre, aşk, beyinde güven, inanç, haz duyma ve ödüllendirme fonksiyonlarını etkinleştiriyor. Aşık olanlarda oksitosin ve vazopressin maddeleri fazla salgılanıyor ve bu da karşıdaki kişiye olan bağlılığı arttırıyor. Tek eşli kadın ya da erkeklerde daha çok oksitoksin salgılanıyor. Aşıkken depomin ve norepinefrin artıyor. Depomin motivasyon artışına, mutluluk, heyecan, uykusuzluk, kalp çarpıntısı ve nefes darlığına neden oluyor. Norepinefrin de heyecan ve enerji düzeyini artırırken, uyku ve iştahı kaçırıyor. Aşk, insan beyninde muhakeme ve yargılama yapan bölümleri de etkisiz hale getiriyor. Aşık olan kişiler, sevdiklerine karşı muhakeme yeteneğini kaybediyor ve “aşıkken tamamen kör oluyor.” Aşk hayatımz boyu devam etmesini istediğiniz bir hastalık” diyen Zeki, Kadınların psikolojik açıdan erkeklere oranla çok güçlü olduğunu belirterek, “Kadınların aşkı daha uzun sürüyor, ancak vazgeçtikten sonra da daha kolay unutuyor” dedi.
AŞKIN ÖMRÜ 3 YIL MI?
Sinir hücreleri arasında hedeflere uygun bağlantıları etkileyen uyarı maddelerinden sinir büyüme faktörü de (NGF) aşkın süresini biçiyor. Ellerin terlemesine ve heyecanın yükselmesine de neden olan NGF değeri tutkulu aşkın ilk zamanlarında yükseliyor. Araştırmada insanın doğası itibarıyla bu tutkuyu sürdüremediği ortaya çıkıyor ve arzunun şiddetiyle doğru orantılı artan NGF değeri en fazla 3 yıl sonra azalıyor.
Salı, 26. Ocak 2010 22:29
Kendisi ne millet..hunimi ve limonlarımı hazırlim)
***********************
İsminden de anlaşılacağı gibi Türk.
İşin kötü tarafı; adamın dünyada Türkiye’de olduğundan daha fazla tanınıyor olması.
Salı, 26. Ocak 2010 22:35
Hah hah hah! Bana sorsaydın, aşık olunca beyin kimyasının değiştiğini söylerdim sana…
)
*********************************
Beyin pötürdüyormuş bi de. ehi.
Salı, 26. Ocak 2010 22:37
Anladım elimde ilişkiler ile ilgili birçok deney örneği var ,ilginç şaşırtıcı deneyler,üstelik keşke aşık olsalardı felan diyorsun..Yazarım bir gün…Hadi hoş kal..
*********************
Okumak isterim.
Salı, 26. Ocak 2010 22:39
hasta olmak istiyorum kısaca…
*************************
Neyse ki zamanla iyileşebiliyor bünye. oh.
Salı, 26. Ocak 2010 22:49
http://www.youtube.com/watch?v=sf6dpiBsnBQ
al sana huzur deyince bunu getirmek geldi içimden…
*******************
Hemen huzurlancam.
Salı, 26. Ocak 2010 23:03
Aşk dünyanın en güzel hastalığıdır… Sadece çok şanslı insanlar tutulabilir bu hastalığa… Ama ne yazık ki çabuk iyileşiyor. Keşke daha uzun sürseydi.
***************************
Sen böyle deyince aklıma Mevlana’nın bir deyiş geldi:
Kurdun kuzuyu yemeye niyetlenmesinde şaşılacak bir şey yoktur, şaşılacak olan odur ki kuzu kurda gönül bağlamış aşık olmuştur.
Salı, 26. Ocak 2010 23:13
Büyük düşünür kesinlikle doğru demiş… Bir tarif de benden (yemek tarifi gibi oldu ama..) Aşk çılgınca akan bir su gibidir, içine daldın mı kapılıp gidersin, sürükleyip götürür, durduramazsın.
***********************
Kanoyla üzerinde akmalı o zaman.
Salı, 26. Ocak 2010 23:23
yorumsuz
********************
Yorumsuzluğun da kendisi bir yorumdur.
Bazen bir çok yorumdan daha da açıklayıcı olabilir üstelik.
Salı, 26. Ocak 2010 23:24
bak işte Anjelika işi çözmüş…Aşk kimin elinde şekilleniyor bir de tekniğin suçu yoktur.Zırt diye kestirilip atılacak basit birşey değil bu..Her kuzu kurda aşık olmuyor aferin o kuzulara işte..Böyle bir aşk üç yılın sonunda çok daha büyük bir bağlılığa dönüşebilir..İmkansız değil bu…Hastalık olabilir daha tehlikeli hastalar var hemde aşık değiller ama ben ne insanlar tanıyorum aşkları ve sevgileri ile caniyi dize getiren vallahi..
*****************************
Haklı olabilirsin. Denenebilir…
Salı, 26. Ocak 2010 23:29
Kanoyu yönetmek mümkündür, ama aşk irade dışı bir olaydır. Dedik ya beyin kimyası değişiyor diye… Düşünmek yok, kendini bırakmanı ister aşk, kapılıp gitmezsen o aşk değildir.
****************************
Hmm. Doğru bir yaklaşım bu. Şelaleden aşağıya atlayasım geldi. Hoş bir düşünce bu.
Salı, 26. Ocak 2010 23:38
Denerseniz umarım yanılmayacağınız birisi olur.Eğer bir kişi ne istediğini iyi biliyor ise gider o kişiyi bir şekilde bulur,karşısındaki de ona karşılık verebilecek birisi olur.Sadece Tanrı kötüye çattırmasın diyeceğim eğer bir oyuncu ise kandırır bu ayrı konu..Bana bakma ben ruh olduğum içün ruhlar aleminde dolanıyorum benim karıcı aşkım biraz akıl almaz oluyor kimse anlamıyor..Kendinize iyi bakın,kadın erkek bir resmin yarısıdır,doğaya güvenmeli..Birden gözlerimi kapattım canım karıcım insan kendisini parçalıyor yine de vazgeçemiyor…Kadın değil yaratık töbe yarebbim…
******************************
Neyse ki beynim zaten pörtlemiş ehi.
Salı, 26. Ocak 2010 23:40
Yok anacım bir ayağı yerden kaldırmamalı hıh işte buuu dedinmi salmalı kendini işte…Salana kadar aklı yitirmemeli,tamam yanılmıyorum doğru kişiye hastayım ben deyince yallah aşağı …aşk yağsın alabalıkların üzerine aşk…aşkta kuantum mekaniği çalıştırıyorum..
*************************
Aşk fırtınası olsun. Hemen ardından da aşt tsunamisi gelsin.
Salı, 26. Ocak 2010 23:51
Yani siz yine hasta olun aşık olun ama aşık olduğunuzun farkında da olun ama bir süre hastalık için ilacı kullanmayın..Bu sürede neyin ne olduğunu bir izleyin tamamdır bu kişi ile çok güzel şeyler yaşarım ve de pişman olmam derseniz yallah aşağı demek istediğim..Yani o kadar da aptallaştırmıyor aşk..Kişi görünüşte kriterlere uygundur belki ama bazılarını anladığınızda ruh emilmiş olur..O zamanı baştan tanıyın kendinize..Birçok kişi böyle kandırılıyor !
*************************
Sıkıntı burada zaten. Farkındalık tam kapasite ile işleyen beyin için geçerli. Aşık olan beynin farkındalığı tartışılır…
Salı, 26. Ocak 2010 23:54
Sonradan çekeceğiniz acıyı bir süre baştan çekmeyi dener iseniz yanılma payınız azalır !
Yoksa bazen bunun mislisini bittikten sonra yaşarsınız kral tavsiyesidir gözardı edilmemelidir…Duyurulur…
***************************
Acı yoksa mutluluk da mı yok?
Salı, 26. Ocak 2010 23:56
Ama en çok karşılıksız aşklara üzülüyorum,kimi insana ise birden çok kişi kapılıyor işte o zaman feci bir haldir…Çünkü ideal insan tipine kadın ya da erkek vardır inanırım,böyle bir insanı da çok kişi sever,oluyor da..Üzücü elbet..
****************************
Karşılıksız aşk beddua gibi.
Salı, 26. Ocak 2010 23:57
ideal insan tipine yakın demek istedim yani eksik oldu..
*************************
İdeal insan olmak kadar ideal insan bulmak da zor.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 0:09
Merhaba, ben hep konuyu okur, diğer kardeşlerimizin yazmış oldukları yorumlara bakmadan, önce konuyla ilgili kendi yorumumu yazarım. Daha sonra ki, yazışmalarda diğer kardeşlerimizin yorumlarını da okur, onların görüşlerini de dikkate alarak, ben de bu çorba tasının içine düşerim.
Aşk, aşık vb. olununca, beynin kimyasının değiştiğine, ben zaten önceden beri inanıyordum. Ben bu konuyu bildiğim için hiç aşık olmadım.
Gerçekten aşık olan ne görüyor, ne de hissediyor, tüm duyular stop! Gidiyor ateşin içine kendini atıyor ve yakıyor!..
********************************
Tüm renklerin karışımının beyaz olması gibi tüm duyguların karışımı da aşk sanırım.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 0:10
Can Yücel’in aşka bakışı ise şöyle;
Bir sergide ortada dolanırken, alımlı bir kadın heyecanla yanına gelir: “Can Bey, tanıştığımıza ne kadar memnun oldum anlatamam. Sizin en büyük hayranınızım. Can Baba sırıtır:
“Demek öyle, gel yatalım o zaman” Kadın küskün bir ifadeyle bozuk atar: “Aşk olsun Can Bey!!
Can Baba cevaplar:”Ee o da zamanla olur tabi”
Bilmem anlatabildim mi?? Beynin kimyasını bozan şeyi Can Baba bence çok güzel özetlemiş.
****************************
Bu dialogda kadın olumcu cevap verseydi Can ne yapardı acaba?
Eminim can çekişmezdi. ehi.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 0:15
Aşktan beyin kimyası bozulmuş iki insan arasındaki son ilişkiyi okuyun:
Seslendi… Başımı çevirdim,
Sonra sustu…
Soramadı ve yutkundu.
Gözlerine baktım, durdu…
Gözleri “gitme” diyordu.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordu.
Sesi kulağıma değil, yüreğime düşen bir kordu,
“Malum yere “ dedim.
O, bunu biliyordu,
Gideceğim için korkuyordu,
Ama bir türlü “gitme” diyemiyordu.
“Gitme!” demek onun için ne kadar zordu.
Benim de gitmekten başka çarem yoktu.
Ve olan oldu…
Yazan: Recep Altun
Hiç mantık var mı bu olayda?
************************
Olan olsun.
Bazen en güzel yol budur…
Çarşamba, 27. Ocak 2010 0:51
a-şık-sııın puhahaha
********************
Hö? Fakat nasıl olur?
Çarşamba, 27. Ocak 2010 11:50
ayyyh çoo güldüm
**********************
Gülmeli coşmalı bünye.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 13:03
38 adet yorum yapan görünce… aman allahım ne çok muzdarip var dedim önce… sonra belki itiraz edenler vardır diye düşündüm..
Ah-ha! meğer ÇET program uygulaması varmış!!!
İçimdeki kadınların birinde beyin hiç olmadığı için çok şanslı.. hastalanması falan mümkün değil.. diğeri ise doğuştan hasta!!
Ben mi?… zaman zaman sağlıklı halimin kıymetini anlayabilmek için mikroplarla gönüllü görüşmeler yapmaktayım sevgili oyumben!
**********************
Doğuştan kör olanlar sonradan kör olanlara göre daha şanslı bence.
Çünkü doğuştan körün ne kaybettiğini bilme imkanı yok…
Bu arada gönüllü görüşme tekniği, aşıyı getirdi aklıma. Kulağa çok mantıklı geliyor.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 13:45
”Ben hep önce kendi yorumumu yazarım,sonra okurum”..Tebrik ediyorum sizi Recep Bey…bu insanın kendisine pc başında da olsa saygısıdır..İnsan digerlerinin fikirlerini önce okuduğunda sonra kendi fikirlerini yazdığında ister istemez özgünlüğü bozulabilir.Bu sizi binlerden ayırır..Tebrik ediyor,alkışlıyorum..
Niçin,çünkü sadece yorumları izleyen ve oradan kendisine dedikodu veya yazı üreten röntgenciler her ne kadar farkında olmadığımızı düşünseler bile öylesi farkediliyorlar ki..Bizim gerçek insanlara ihtiyacımız var..
****************************
İnsan kendisini tam anlamıyla ifade etmeye çabasında olmalı bence.
Yorum yazmadan önce diğer yorumları okusun veya okumasın sonuç değişmemeli.
Ancak okunanlardan etkilenmemek ve objektif olarak değerlendirme yapabilmek pek de kolay değil.
Hangi yöntemin daha faydalı ve doğru olduğu ise başka bir tartışma konusu kanımca.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 14:48
Beni bu seferlik affet desem… Bu konu uzmanlık alanıma girmiyor da
)) Ahkam kesmek istemem.
************************
Bence her insanın bi şekilde yaşadığı bir durum sanki.
Düşünceleri aktarmak rahatlatıcı bir eylem.
Düşüncelerimi aktarcam ben. oh.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 16:25
Bu beyin beyine bir aşk dövmesi yapmış.Önemli olan da bu dövmeyi beyne yaptırabilmek işte.Dövme beyinde ise beden teferruattır…Resmi inceliyorum da ilginç.
**********************
Döve döve pırtladı beyin.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 16:30
bi marjinallik söz konusu ama kesin şeedemedim
********************
Marjinalliğin doruklarından aşağıya doğru hoyratca koşmalı. Sonra da coşmalı.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 16:30
kjbnklafn
*******************
Tek sesli harf olduğu için sesimi çıkartamadım.
Bu bir efekt sanırsam. Ne efekti bilmiyorum.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 17:08
Güzel tarafı varmış iğnesiz ilaçsız zamanla iğleşmek hehe
*************************
Zaten bu güzel tarafı olmasa gezegende insan kalmazdı herhalde.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 18:05
http://www.youtube.com/watch?v=xwCB23pXIsU
Ne aşk’ı idi bunca insanı özgürlüğüne kavuşturan.Birçok şeyi büyük aşıklara borçluyuz.Günümüz dünyasında tek özgürlüğün önce vatanımız ve bayrağımız olduğunu düşünür isek ve her ne kadar bu insanlara bu özgürlüğün içerisinde olduğunun farkında olmadan ihanet ettiklerini düşünürsekte bu büyük aşıklar bu hastalığın önünde eğilmeyi hakediyorlar…Öyle işte…
**************************
Yazımda bahsetmiş olduğum aşk vatan ve bayrak aşkını tanımlamak için yapılmamıştı.
Bence memleketini en çok seven kişi, görevini en iyi yapandır.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 18:54
efenimm….develer tellal iken,bi gün ben yolda yürür iken bi beddua ettim aşkın gözü kör olsun die….
İşte o gündürrr bugündürr aşkın gözü kördürrr …hehe
*******************************
Aklıma hoş bir deyiş geldi:
Aşkın gözü kördür.
Kör olan gözler evlenince açılır. ehi.
Konumuzla alakası yok fakat
Çarşamba, 27. Ocak 2010 19:07
ama ama nasıl olur aşk böyle birşey değil bu adam başka bişeyi denemiş.Alim hunilerimi limonlarımı öle ise..
*************************
Belki de aşkın nasıl bi şey olduğunu bilmiyorum. Ne bilim. Belki de.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 19:16
onu bunu bırak: napan
*******************
Ahanda bıraktım. (Ellerini kaldırır, Sıçrar ve ayaklarını birbirine çarptırır. Niye böyle yapar kendisi de bilmez. )
Çarşamba, 27. Ocak 2010 20:46
Hastasın sen.
*******************
Keşke. ehi.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 20:51
http://amozonik.blogcu.com/soparyaver-ve-askin-metafuzesi/5678431
kıh kıh
**********************
Hoşmuş.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 22:15
benceeee insan da aşk ta tek başlarına sessiz sedasız akıp giden zamanın yolcusudur, olur da bir apartman girişinde, bir balkkalda, bir metroda yada arkadaş toplantısında kazara karşılaşırlarsa işte o zaman ortalığın kimyası değişir, eğer beynimize hükmetmeyi öğrenebilseydik eminim ki aşka pek prim vermezdik)
)
)
sanırsam saçmaladım, aşık olmam lazım
*************************
Sessiz sedasız akıp giden zaman içinde eriyor beynimiz.
Aşk bu süreci hızlandırıyor.
Fakat sıvı beynin katısından daha iyi olduğu ne malum?
Çarşamba, 27. Ocak 2010 22:56
bak bi “hö”me cevap vermedin,burda durmuş ahkam kesiyorsun
ayıp ya ayıp ben de eridim yani(bi vurdumduymazlık bi adamsendecilik)
****************
Fakat nasıl olur? Nerde hön? ( hön ne ya ehi.)
Çarşamba, 27. Ocak 2010 23:02
sol gömlek cebinin dibinde;cehennemin dibinde höm
***********************
ehi ehi diye ses çıkarttırdın bana. ( Gömlek cebine bakmak ister ama gömlek giymemiştir. )
Çarşamba, 27. Ocak 2010 23:10
tm cozutuk insan anlıyorum seni(başını okşıcakmış gibi yapar ,yapıştırır bi tane)ha bi de ehihihihihihihi…(bende takılıyo bu)
***************************
Beş parçalı organının ürettiği momentumu ensemde hissettiğimde bi ışık gördüm.
Aydınlandım adeta.
İdrake vardım ben. Saol.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 23:17
yok sana sıkı bi dayak lazım gerçekten (kaba kuvvete karşıyaaam bu arada) ama yapıştırmayı ço isterdim ya
*************************
Kulunçlarıma iyi gelebilir bu. Yapıştır. Mümkünse uhu ilen. ehi. (Cidden kötü espri ama birdenbire oldu.)Bi de acaba şlop mu yoksa şlap diye mi ses gelir? Merak ettiğimi ifade etmek istiyorum. Çotanagg diye gelirse vay halime. (Efektleri seviyorum ben.)
Çarşamba, 27. Ocak 2010 23:28
ha ses tabi ya,tabiii yaaa
burdan pek tabii olmaz ama seni temin ederim ki şu an kuluncunla birlikte seni de yok etmeyi ne kaddar isterim o şerefe nail olmak beni nasıl mutlu eder (Allah’ım içimin yağları eridi)bilemezsin
**************************
Hmm. Düşündüm bunu. Ben de mutlu olabilirim bu durumdan. Yap lütfen. Saol. Eksik olma. Mersi bi de.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 23:30
yeni yerine ilk defa geliyorum… hımm güzelmiş manzarası harika… mutlu olursun umarım
))
ve aşkkk hımmm kimya bozuluyor, lumbagom azıyor, hatta burnumun üzerinde iki sivilve bile peydah oldu… fakat bir tedavi yöntemleri var kiiii
********************
Mutluyum adeta. Tedavi yöntemlerini bilmek isterim ama hasta olmam lazım önce ehi.
Çarşamba, 27. Ocak 2010 23:33
******************
Ahenk oldu adeta. Senkronize bi şey oldu. Ne hoş.
Dup. Ağk. Noluyo ya? ( Şebelek gibi bakınır… )
Çarşamba, 27. Ocak 2010 23:43
şu an için tek sevindirici unsur:kar yağıyoooooooo
***********************
İyi bi şey bu. Ekvatordakiler görse çok heveslenirdi. Ekvator üzerinde bir noktada olasım geldi aniden. Dünyanın en çok yuvarlaklığını ve güneş ışınlarının dünyaya geliş açısını beğeniyorum ben.
Bu arada:
“Dünya saatin ters yönünde kendi ekseni etrafında yaklaşık 23.5 derecelik bir açıyla dönmektedir. Kadim astronomlar fark etmiştir ki Güneş’in hareketleri (tutulma düzlemi üzerinde hangi noktadan baktığınıza bağlı olarak dünyanın hareketleri de olabilir) düzgün değildir.
Bu durum, gezegenlerin eşit sürelerde eşit alanlar taraması olarak açıklanan Kepler’in ikinci kanununun bir sonucudur. Bu demektir ki Dünya, Güneş’e en yakın olduğu noktada yörüngesinde daha hızlı ilerlemektedir.
Dünyanın ekseni Güneş’e doğru açı oluşturduğunda, Pekin’de yaz mevsimidir. Haziran ve Aralık gün dönümlerinde -yaz ve kış gündönümleri olarak da adlandırılırlar- dünyanın ekseninin tutulma düzleminde tam olarak Güneş’e işaret ettiği görülür. Mart ve Eylül ekinokslarında (ilkbahar ve sonbahar ekinoksları olarak da adlandırılırlar) Güneş’ten Dünya’ya doğru olan yarıçap doğrusu, Dünya’nın eksenine dik açı oluşturur.
Bu dört nokta, mevsim belirleyiciler olarak da bilinir. Antik uygarlıklardaki insanlar elbette mevsim belirleyicilerini yukarıdaki tanımlara göre belirlemiyorlardı. Bunu yapmanın kolay bir yolu, Güneş’in doğduğu yerin nasıl değiştiğini sene boyunca izlemekti.”
Evrende minicik bir nokta olma duygusu insanı ürpertirken bi umursamazlık da pompalamıyor değil. ( Gerinir, gevşer… Ekiliptik yörünge 10 derece kadar değişse de çevreyi gözlemlesem diye düşünür. Sanırım manyak. )
Perşembe, 28. Ocak 2010 3:48
Merhaba Akheneton, son yorumumu yazdıktan sonra buraya yeni gelebildim, şöyle yazılan yorumlara göz gezdirirken benim yazmış olduğum yoruma atfen güzel şeyler yazılmış bir yorumla karşılaştım. O yorumu da sizin yazdığınızı anladım. Önce çok teşekkür ederim. Ancak samimi ve dürüst olmak gerekirse: “ben kimsenin yorumuna bakmadan konuya göre önce kendi yorumumu yazarım.” fikrimi şöyle açıklamak istiyorum. Eğer yorumları okursam, okuduğum yorumlardan etkilenebileceğimi düşünerek, kafamda oluşan görüşümün dağılmaması, parçalanmaması için, bir de ben kendime ait olanını yazmalıyım ki, onun bana göre bir değeri olsun. Ha, daha sonra yorumlara göre de, yorumlar yazılabilinir.
Size çok teşekkür ederim. Sağolun, varolun.
****************************
Devamlı hoyratca yazmalı.
Perşembe, 28. Ocak 2010 11:26
Numaraları unutmayan bir hafızam var neyseki…Nereye gidilir önden buyrun…
ben de gönül çektim eskiden
yandı hayatım bu sevgiden
anladım ki bir aşka bedel
gençliğimmiş elimden giden
önünde ben geldim de dize
yar olmadı bu kimse bize
en nihayet düşüp can verdim
gözündeki yeşil denize
sarmadımsa da belden, geçmedim bu emelden
bir hazin maceradır onu aldılar elden
başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu
mazi kalbimde bir yaradır
bahtım saçlarımdan karadır
beni zaman zaman ağlatan
işte bu hazin hatıradır
ne göğsünde uyuttu beni
ne bûseyle avuttu beni
geçti ardından uzun yıllar
o kadın da unuttu beni
sarmadımsa da belden, geçmedim bu emelden
bir hazin maceradır onu aldılar elden
başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu
***********************
Deniyorum, anlıcam…
Perşembe, 28. Ocak 2010 12:30
Düşünceleri aktarmak rahatlatır demek. Peki, o zaman… Şöyle söyleyeyim: Varlığına bile inanmadığım birşey, beyin kimyamı değiştirebilir mi? Aşk diye birşey yok aslında. Bizler olmasını istediğimiz için, onu beynimizde yaratıyoruz. Olmasını istiyoruz çünkü o olmazsa hayatın bir anlamı kalmayacağını düşünüyoruz. Gerçekte var olmayan birşeyi yoktan varetmek için uğraşıyoruz. Eğer gerçek olsaydı, bir ömür boyu sürerdi, yalnızca 3 yıl değil
Bkz: “Aslında Aşk da Yok”… Duygu Asena
***************************
Aslında kaşık yok teorisi de bu durumu destekliyor. ehi.
Perşembe, 28. Ocak 2010 22:31
geçecek sen yüreğini ferah tut
************************
Elimden geleni yapacağım…
Cuma, 29. Ocak 2010 16:40
Blim insanlarının aksine (onlar gibi ıspatlama şansım olmasada) aşkın beyin kimyasını değiştirdiğini değil, değişen beyin kimyasının aşık olmaya sebep olduğunu düşünüyorum. Yani öyle durup dururken pat diye aşık olmanın başka bir açıklaması yok benim için. Beyin kendini aşka hazırlıyor, bir takım hormonlar salgılansın diye emir veriyor, bir de bakıyorsun aşık olmuşşun. Sonra o hormonlar normal düzeye inince, bu mudur diyorsun kendi kendine.Öyle işte…
********************************
Bu daha mantıklı geldi bana. ehi.
Belki de aşk organizmamızın manifestosudur.
Cuma, 29. Ocak 2010 22:10
Aşk, denince sadece beynin değil buna bağlı olarak bütün vücudun kimyası da değişiyor diye düşünüyorum Ayrıca aşka dair ne çok sözü olan varmış;yorumları görünce dudağım uçukladı.
******************************
Sanırım salgın hastalık olduğu için çok yorum oldu.
Ve evet, aşk tüm vücut kimyasını değiştirdiği için aşk.
Cuma, 29. Ocak 2010 23:12
Ey aşk nerdesin!!!
*****************************
Sanırım saklanıyor.
Pusuya yatmış bekliyor…
Cuma, 5. Mart 2010 21:33
aşık olunca var yaaa o kimyaaaa, ağzını yüzünü dağıtır adamın..( ben de o yazıdan bu yazıya, pırpır..zırt orda pırt burda) benim de dağıldı da oradan biliyorum..:P
**************************
Hoş mu? İyi bi şey mi bu?
Faydalı sanki.
Cuma, 5. Mart 2010 21:40
o yazıdan bu yazıya geçmek mi..ehi.
kesinlikle iyi bir şey değil ağzının yüzünün dağılması …lakin, içine düştüğün durumda sormuyorsun kendine bu yaptığım fayadalı mı değil mi diye..ve insan bazen kendine böyle çetrefil böyle zor yollardan çıkıyor..bazen, kendini öyle buluyor..kulağı ters göstermek gibi bişi sanırım..ancak çıkınca ve karşıdan bakınca görüyorsun..herkes zeki ama herkes zekasını kullanamıyor her zaman..
****************************
Bu tecrübelerden faydalanmak gerek.
Cebime koydum.
Cuma, 5. Mart 2010 21:48
estağfurullah..asıl ben sizin yazıları okudukça ceplerimi dolduruyorum..bu nasıl bir doluluktur..bu nasıl bir bilgeliktir..yaşamı almış cebine koymuşsun da arada tesbih yapıp çekiyorsun sanki..
neyse ben gideyim huzurdan..çoookkk uzun zaman önce blogcudaki bloğuna gelmişliğim çokça yazını okumuşluğum var..güzeldi hala güzel..hadi bakemm,çok konuştum yawwww…:P
************************
Gene beklerim. Hep buradayım…
Her şey çok güzel olacak.