Anlam Arayışı…

İnsanlar umarsız bir mutluluk arayışı içerisindeler. Mutluluk için vahşice paraya, şöhrete, mala mülke saldırıyorlar. Yaşamak için gerekli araçlara ve her türlü imkana kavuştukça yaşam savaşı şiddetini yitiriyor. Çabalamadan sahip olma alışkanlığı yaşam amaçlarımızı soğuruyor. Her geçen gün hayat anlamını kaybediyor. Oysa insanları ayakta tutan, onlara yaşam enerjisi veren şey, hayatın anlamı değil midir? Anlam ihtiyacı insanın yumuşak karnıdır bence. Onca zengilimiz yanında anlam ihtiyacımız doyumsuz kalır hep. Mutluluktan, hayatımızın anlamını keşfedebildiğimiz sürece söz edebiliriz kanımca.
İşin en zor kısmı hayatın anlamını nasıl kavrayabileceğimizdir. Ne yazık ki dünyanın en zeki insanları bile bu kavrayıştan uzak kalabilmektedirler. Oysa bu anlam, tabiyatın gizemli enerjisinde saklıdır…

Bunları da okumak ister misiniz?:

  1. Cennet Cehennem
  2. Bekliyorum…

Yazar:admin
Tarih: Çarşamba, 20. Ocak 2010 20:51
Geri izleme: Trackback-URL Kategori: Felsefe, Kendimle_Konuşmalar

RSS Besleme: RSS 2.0 Bu konu başlığı için Yorum yaz

18 Yorum

  1. 1

    http://www.youtube.com/watch?v=_x7Iz64rNZQ
    …….

    ***********************

    Hoş tatlı bi şey.

  2. 2

    Off! Bu video ne kadar zor yükleniyor.
    :clock: :bingung:

    **********************

    Sanırım haklısın… Bi daha bu kadar büyük video yüklemesem iyi olur.

  3. 3

    Gizlendiği yerden çıkardım sonunda. Doğa’daki bu olağanüstü ilâhi güce hayranım. Doğa’nın kucağında kendimi her zaman çok huzurlu hissetmişimdir. Bu muhteşem düzen bozulmadığı sürece her şey yolunda gidecek ama ne yazık ki insan faktörü doğa’nın da dengesini altüst ediyor. :mewek
    Anlam arayışını bir yana bıraktım değil mi? Ama ne yapiyim, İstanbul’un ormanlarının katledilmesi içimi çok acıtıyor. İç bölümlerdeki maden arama şirketlerine verilen arama izinleri, ormanlarımızı yok ediyor, ben kahroluyorum! :berduka

    Bu arama izinlerini verenlerden de nefret ediyorum. :marah

    ***************************

    Bu arama iznini verenler de tabiyatın sillesinden nasibini alacaklardır elbet.

  4. 4

    Bişey sorabilir miyim? :nerd

    ****************************

    Sor zor olsun lütfen.

  5. 5

    Sorucam işte: Şu benim nik’in üstündeki acayip ikon’u sen mi seçtin? :malu2

    ****************************

    Hayır onu sistem kendisi otomatik olarak atıyor. Kurgu bu şekilde.

  6. 6

    Can evimden vuruldum.

    *****************

    Güzel şeyler olacak.

  7. 7

    haklısın

    *********************

    Umarım.

  8. 8

    Hayat, insana bedelsiz ikram edilen bir nimettir. Bu hayatı biz kurgulamadık. İçinde bulunduğumuz kâinat bizim tercihimiz değil. Bütün bunları yapan ve bizi de yaratan Allah bütün bunlara bir anlam yükledi.Bu anlamlar tabiatın gizemli enerjisinde saklı falan değil bu gizemi enerjiyi veren görünmeyen duyulmayan ama var olan seni yaratanın gücündedir.

    Hayatımıza anlam vermemiz, hayatımızı bir ‘anlam’a vermemiz demektir. Bir taraftan varlığın kökleri ile bütün bağlarını söküp bağımsız kalmış para, güç, iktidar, unvan, şöhret peşinde nefes nefese koşturan, menfaat meydanlarında kafa kafaya tokuşan insanların ürpertici mücadelesi devam ederken, diğer taraftan insan eziliyor, hayatın içinden ya da maddi bir sefaletin ortasından çığlık sesleri geliyor, kimi zaman ise manevi bir deprem enkazının altından inlemeler duyuluyor. Bu öyle bir hayat ki, kulakları sağır eder, insanları yaşayan ölüler haline getirir. Zemininde Allah’a iman olmayan hayat karanlıklara doğru akar gider. Ağaçsız, köksüz toprakların nehirlere karışıp kaybolmaları gibi inançsız bir hayat da geride lüks fosiller bırakıp kendi cehennemine doğru usul usul yürür. İnanç ve o inançtan beslenen bir yürek, bir hafıza, bir eklem, bir doku gibi insanın dimdik durmasını sağlar. Onu yalnızca bir iskelet olmaktan kurtarır. Zaten en belirleyici imtihanımız da hayatımızla ilgili olan değil midir? Ya hayatımızı inancımıza katacağız ya da reel şartlar bizim hayatımızı belirleyecek. İnsan Allah’ın vahyinden uzak bir yaşamla sağlam bir yapı kuramıyor. Konforlu özel mağaralarımızda can çekişip dururken, bunun adına da “yaşamak” diyoruz.
    Bu bağlamda sorgulanma, sorguya çekilme yalnızca insan için geçerlidir, hayvan için değil… Melek için de değil…

    Hayat, insan için, işte tam da bu yüzden anlam taşır. Ve aynı sebeple hayvan için hayatın, canlı kalma dışında herhangi bir anlamı yoktur.Bizler insanız oysa insan için hayatı yalnızca canlı kalmaktan ibaret bir olgu saymıyoruz. Bu kadarcığının böcekte de olduğunu görüyoruz. Onu böcekten farklı kılan hususun Allah’ın ona bahşettiği irade ve onun hasılası olan sorumlu olma halidir. Sorumlu olma halinin belirleyicisi de ona yüklenen yükümlülüğün yerine getirilip getirilmemesiyle ortaya çıkartılır. İnsan için sınavın anlamı da budur, yüklendiği emanetin hakkını yerine getirip getirmediğidir…

    Bizler dünyaya mutlu olmak için gelmedik.. Daim mutluluk beklemek aptalların işidir..Mutlu olmak için önce niçin bu dünyaya geldiğini düşün, mutlu olman için sana verilen öğütleri seni yaratanın gönderdiği kitapla oku öğren yaşa ve sonrada yaşadığın hayatta baktığın noktalar anlam kazanıcan şeyler olsun..Sen bütün güzelliklerin ortasındasın aslında ama zaman akıp gidiyor..anlam dediğin senin bakıp gördüğün noktalarda gizlidir. (bence)

    ve yineliyorum
    Hayatımıza anlam vermemiz, hayatımızı bir ‘anlam’a vermemiz demektir.

    ****************************

    Bilinç, akıl, idrak ve irade Tanrı’nın insanoğluna sunduğu lütuflardır. İnsanoğlu bu yeteneklerini kullanabildiği sürece insandır. Koşulsuz kabul, bu yetenekleri felç eder. Aslında yaman bir paradoks bu: İnsanlığını yitirip koşulsuz bir kabulün insanlık olduğuna inanmak. Diğer yandan insanlığın anlam arayışındaki çaresizliği hakkında söylediklerine katılmamak mümkün değil.
    Eğer hayatımızı bir anlama verdiğimizde, hayatımızın bir anlamı olduğunu düşünüyorsak ve bunu bahsi geçen insani yeteneklerle keşfedebilmişsek problem yoktur. Fakat beynimizin tüm özelliklerini kullanmadan metazori bir kabul içerisindeysek hayatımızı bahşettiğimiz anlam ne kadar anlamlı olur bu ciddi bir tartışma konusudur.
    Tanrı beynimizdedir. O, insanoğlunun kapasitesini aşan bir anlam olarak kabul edilecekse insanın bu anlamdan faydalanması ne kadar mümkün olabilir bilmiyorum.
    Belki de kıyamet insanoğlunun beyni keşfiyle olacak…
    Bekliyorum…

  9. 9

    Tanrı insanoğlunun kabul edebileceği genişliktedir.. İnsanoğlu eğer içine alma arzusunu ne çok duyarsa, dolsada tekrar boşluk olup yer açılacak bir enginliğe sahip yaratıktır (Bu kavramı ifadeleri mevlanadan almış hissetmiştim hoşuma gitmişti tarafımdan kabul görmüştü)

    Hayatımızı aşk, sevgili, çocuğumuz, çiçekler, para vs bir çok anlama yüklersek anlam buluruz elbet ama bunlar dünyevi geçici.. ve umarız asıl dünyamızda arzu ettiklerimizlede olabiliriz ebediyen..

    Hem ”Bilinç, akıl, idrak ve irade Tanrı’nın insanoğluna sunduğu lütuflardır.” demişsin

    Hemde ” Koşulsuz kabul, bu yetenekleri felç eder. Aslında yaman bir paradoks bu: İnsanlığını yitirip koşulsuz bir kabulün insanlık olduğuna inanmak.” demişsin

    asıl çelişki seninki..
    Sen bilinç, akıl,idrak ve iradeni sana kim niye vermiş inanmıyorsunki ona koşulsuz bağlılığı senle tartışim yada bunun seni felç etmek yerine seni sağlamlaştıracağını, senden istenilenin sadece doğru bir hayata ulaşmanın yollarına kavuşmak olduğuna seni inandırayım.
    Zira kalpden inanmış olsaydın asla ona koşulsuz bağlılığı insanlığının mizacına ters saymaz ve akabinde hayatın asıl anlamınıda bulmuş olurdun

    Eee işte Allah insana aklı verir sonrada akıl verdiği, bu aklımı sana niye felç edeyim insanlığımdan çıkayımki diye böyle havaya girer :)

    Kıyametin nasıl olacağı anlatılıyor ama sen onlarada inanmıyordun pardon.. sen beyninin keşfolmasını bekle tabi istiyosan..

    küçücük beyninizi nelerle yarıştırıyorsunuz şaşırmamak elde değil.

    Ya benim inandıklarım gerçekse?

    *****************************

    “Sen bilinç, akıl,idrak ve iradeni sana kim niye vermiş inanmıyorsunki ona koşulsuz bağlılığı senle tartışim yada bunun seni felç etmek yerine seni sağlamlaştıracağını, senden istenilenin sadece doğru bir hayata ulaşmanın yollarına kavuşmak olduğuna seni inandırayım.” cümlesine kadar ki söylediklerin çok şıktı. Fakat benim neye inandığım ya da inanmadığım konusundaki yargın kendi bakış açına göre olmuş. (Zira yazımda böyle bir konuya değinmedim.)
    Aslında anlatmak istediğim ve vurgu yapmak istediğim şey şahşi inanç meselesinden ziyade; bir insanın kendine mal edemeyeceği koşulsuz bir kabulü reddedişimdi. Doğru bir hayata ulaşmak bana diretilen bir hayatı koşulsuz kabul etmekle mi olur? Diğer yandan muhakemesiz kabulü reddettiğim kadar, sadece karşılıklı alış veriş prensipleriyle kurgulanmış bir sistemin ne kadar ulvi olduğunun da tartışmaya açık olduğunu düşünüyorum.
    Bir önceki yorumuna cevabımda yazdıklarımla ifade etmek istediğim şey; bahsettiğin kabulün yanlışlığı ya da doğruluğu değil, insanoğlunun bunu kabul etmek zorunda kalışı idi. Eğer bunu kabul etttiğinde cennete gidecek etmediğinde gitmeyeceksen bu bir pazarlıktır. Cennete gitme karşılığında yapılan bir iş doğru da olsa özünde bir beklenti barındırır. (Burada insanın özgür iradesinden bahsetmemiz mümkün değildir.) Bu beklenti cehennem korkusu ya da cennette sunulan faydalardan yararlanmak yönündeyse ne feci bi şey. Ben bu beklentiyi tasvip etmiyorum. Çünkü o zaman yapılan şey beklentiyi elde etmek için olacak ve bu da inancı maddesel bir boyuta taşıyacaktır.
    Bence aslolan niyettir. Daha da önemlisi niyetin oluşma sebepleriyle beraber niyetin kendisi. Kötü niyetle iyi bir şey yapma ne kadar anlamsız ise iyi niyetle kötü bir şey yapmak da o kadar faydasızdır.
    Sonra ki dediğine katılıyorum. Allah insana aklı hava atsın diye vermedi. Bir insanın aklıyla hava atıp atmadığını idrak edebilmesi için verdi onu. ehi.
    Son olarak da; kimin neye hangi oranda inandığı konusunda gezegenimizde henüz bir tespit ve ölçü birimi olmadığını düşünüyorum. Gerçeğin ne olduğunu anlamak bile mümkün değilken kimin neye inandığının gerçekle alaksını kurmak zaten imkansız.
    Ya aslında kaşık yoksa?

  10. 10

    İnancımın üzerine beyin bağlamak istiyorum

    ***********************

    Düğüm de atmalı mı?

  11. 11

    İnsanların göremediği şey şudur ki:
    Tanrı düşüncesi koşulsuz inanan insanlar tarafından değişik semboller,dualar,ayinler,ispatlamaya çalışmalar ile dayatılmaya çalışıldıkça yok olmaya mahkum bir düşüncedir.Bu vahimiyete şöyle örnek verebiliriz ki:Kara örtüler içerisinde kadınların resmini ve renkli giyinen tesettürlü kızların resmini sayfasına doldurup ‘eskiden Allah CC yi hatırlatan kardeşlerimiz vardı” diyerek Allah’ı kara örtüler içerisinde dolaşan kadınları görmek olarak algılayan aklını kullanamayan bireylerle karşılaşırız…Ya da başı açık kadınlara ‘onlar hıristiyan görünüşlüdür,çocukları ise veled-i zinadır’ diyerek dinle uzaktan yakından ilgisi olmayan hezeyanlarla karşılaşırız..Uzarda ben başka birşey yazacağım…Önceden yazdığım bir yazıdır.

    DOĞA

    Hepimizin içinde özlemi buram buram tüten,”bir fırsatını bulsam da ,kaçsam kollarına bir gün de olsa ya denizine,ya ormanına” dedirten,bir yaprağını samanlıkta iğne arar gibi aradığımız.Sevgi dolu bağışlayıcı,tertipli,düzenli,verdiği bütün sınavlardan kalmamıza rağmen bütün şefkati ile bizi bağrına basan,mutluluk gözyaşları ile beslenmek dururken,gözlerini oymaya çalıştığımız,
    Büyük şehirlerin hızlı ve yoğun bir o kadar da verimsiz temposunun karbonmonoksit solumalarına alıştığımızı düşünmeye başladığımız bir dönemde yaşarken hemen herkesin düşlerinde yaşayan,şiirlerini yazdığımız,tablolarını yaptığımız,bazen kovaladığımız ağaçlarının arkasında yaşattığımız , çiçekleri ile bezediğimiz saçlarını ,seslerinde kuş cıvıltılarına gittiğimiz,tenini rüzgarına benzettiğimiz sevdiğimizin ve öfkesinde fırtınalarını,huzurunda denizini bulduğumuz…Nehirlerine benzettiğimizi coşkularımızı,aşkımızı,bir türlü kopamadığımız,bize kıyamayan,doğamız,doğayız,
    doğasınız.
    Elmas yüzüğünün,altın bileziğinin bir fotoğraf karesi için ülke ülke gezdiğimiz,…

    Bütün şehir yeni yapılmış parka doğru akın akın hareket ediyordu.
    O yıl tam güneş tutulmasının en net izleneceği ülkenin Türkiye olmasının sevinci vardı Antalya’da.
    Okullar öğrencilere gözlük dağıtmış ve bu doğa mucizesi birkaç günlüğüne de olsa Antalya nın gündemine yerleşmişti.Japonya dan gelen turistlerin çokluğu görülmeye değerdi.Parkta bir şenlik havası vardı o gün,gelen bütün insanlar görecekleri altın bileziğin resmini çekebilmek için flaşlarını ayarlıyordu.Çimlere uzanmaya başlamıştık.Gölgenin gizemi Piramitlerin haşmetinden,Likya’nın gülen yüzüne yüzünü örtmek için sabır ile ilerliyordu.Ve vakit yaklaştıkça bütün şehre bir sakinlik,bir sükunet inmeye başlamıştı.Büyüleyici bir hava esmeye başlamıştı ve saniyeler sayılmaya başladığında ve an geldiğinde o güne kadar hiç görmediğim,hayalini kuramadığım bir manzara bize bakıyordu.Doğa bütün haşmeti ile tacını başımıza takmış,
    bütün güzelliğini gözlerimizin önüne sermişti işte..

    İnsanlığın en güzel duyguları kucakladı Apollon Tapınağını sessizce,sevgi ile,gözyaşları vardı gözlerde izahı mümkün olmayan,ne güzel bir ibadetti,binlerce tapınmak istedim.Bu güzelliğin karşısında ne ,ne Afrodit’in güzelliği,ne Zeus’un hışmı.Doğa işte ,yine doğa idi işte.Ne tanrılar, ne tanrıçalar,ne saraylar,ne krallar,ne kraliçeler..”Ben varım” diyordu ,”ey insanlık ben varım,”
    ”doğayım,sizim,doğasınız,doğayız…size rağmen ben varım..Sizi seviyorum ,anlayın…
    Sırtınızı sadece bana dayayın,dönmeyin ,dayanın ,beni ağlatmayın”

    İşte böyle
    doğa,kimi elmas yüzüğünü geçirirdi parmağımıza ,kimi ise altın tacını giydirirdi başımıza..Bu sefer seçtikleri bizdik.Ama haketmişmi idik?Sınavı geçmiş mi idik?
    Tartışılır.O anın rüzgarı da,karanlığı,hafiften soğuğu da bildiğimiz rüzgârlara karanlıklara soğuklara benzemiyordu.O büyülü anda daha da karanlık,daha da rüzgar ve daha da soğuk olmasını istiyordunuz.Yeter ki biraz daha uzun sürsün,
    birkaç kare daha fotoğraf çekelim ,hatta doyasıya uzun sürsün de biraz daha insanlığın o saf ,duru halini görelim.Güneşin altında o an bütün insanlar birdi,herkes gözlerini ayırmaksızın gökyüzüne,kendilerine birşey anlatmaya çalışan bu güzelliğe bakıyordu.Öyle güzel di öyle güzeldi ki…
    Çimenlerin üzerindeki sevgililere bakığımı,anneleri,babaları,çocukları,İngilizi,Fransızı,Rus’u,Almanı,Türk’ü ,Japonu..
    İtalyanı ve bu muhteşem doğa olayının onları oan birbirlerine nasıl yakınlaştırdığını
    anımsıyorum.Burnumuzda Akdeniz’in büyüleyici deniz ve yosun kokusu…

    Ve yine Akdeniz’di insanlara kıyamayan ,yansıttı mavi ışığını ve karartmadı bu anı…
    Ve o güneşi tutmak o olayı daim kılmak istedim.İstedim ki insanlar hep böyle kalsın,zaman dursun.Doğa bütün aşkını insanlara,insanlar birbirlerine sunsun,arınsın,yunsun..Ve insanlık sadece insanlığı ile varolsun…

    Elmas yüzüğü ile ömür boyu bağlasın,altın tacı ile onurlandırsın…
    Yağmurlarda mutluluk gözyaşları her doğumda sele dönüşsün.yele karışsın,aksın insanlık doğanın vefalı nehirlerinin ,engin denizlerinin sevgisinde..yüzsün,yaşasın,
    sadece yaşasın,insan gibi yaşasın,doğa gibi yaşasın.O öyle güzel ki…

    Dünya iki derece ısındı.Bunu insan yaptı duyurulur.

    ***************************

    Hmm. Belki kıyamet doğanın taşan sabrı olacak.

  12. 12

    Hangi akıldır ki kara örtüler ve kuşaklara şalvarlara sarılmış insanları Allah’ı hatırlatan görüntüler olarak algılayabilir.İşte bu insanlardır asıl insanları sorgulamaya yönelten.İran’da kadınların özel günlerinde giydiği kara örtüleri din diye millete yutturmaya çalışan zihniyet bugün dinin başına iş olmuştur.Birde inanan insanın inanmayan insana akılsız ya da,suçlu gibi bakması var ki durumun vahimiyeti burada daha belirgin ortaya çıkar.Gerçekten dinini ve inandığı değerlerini kavramayı başarmış insan ‘Allah’a inanıyorum,sen inanmıyorsun ‘şeklindeki büyüklenme hezeyanından sıyrılmayı başarır…

    ****************************

    İnanç özgürlüğü akıl özgürlüğüdür…

  13. 13

    Kara örtüler ilk defa Hititlerde ortaya çıkmıştır ve Hititler Allah diye birşeye inanmıyorlardı o zamanlar..O zaman Hititlerin fikri Allah’ın hoşuna gitti ve kendisine yakıştırdı bu örtüyü diyebilir miyiz?Ya da Alman bir bilim adamının dediği gibi ‘eğer Musa bu emirleri Tanrı’dan aldı ise Tanrı bu kuralları Hammurabi’den aşırmış olmalı”,ya da İ.Ö 460ta yaşayan Hipokratı,Platonu düşündüğümüzde,İsadan öncesi dönemlerde İsanın doğuşu ile ilgili fikirlerin zaten var olduğunu öğrendiğinde sorgulayan insanın değil,sorgulamayan insanın aklından şüphe edilir.Nasıl görmediğimiz birşeyin yok olduğunu farzedemitor isek,var olduğunu da farzedemeyiz.O halde her insan inandığı ölçüde bir canlıya ,insana yakışacak değerleri ile güzelliği ile yaşatacak kendisine verildiğine inandığı lütfu…

    ******************************

    Lütufları kullanmalı.

  14. 14

    Biraz beyin fırtınası yapalım değil mi ama..Aceleden yazıyorum cümle hatası olabilir..İlk tek tanrı düşüncesi Musa ile değil benim ile geçti litaratüre mesela o zaman yoksa ben Musa’mıyım?Şimdi bu bilgiyi biliyor isek Akhe’den öncesini kucurlamak zorunluluğu ortaya çıkar bu sefer gideriz kitapta adı geçen ve benden önce yaşamış bir peygamber varmı diye bakarız,görür rahatlarız.Ancak bu olmasa bile ,tek tanrı düşüncesi dahi insanlık tarihinde bu kadar sorun olmuş iken çok tanrının insanın başına açabileceği işleri düşünemiyorum,ispatı çok dinler,mezhepler işte..Dolayısı ile böyle bir ortamın içerisinden yetişen bir deha içsel olarak bunu bulamasa dahi bunun gerekliliğinin farkına varırdı.Bunun yanında bir bebeği alıp bir ormana bırakır iseniz Allah fikrine ulaşamaz..Bu bize öğretilir.

    ****************************

    Omurilik soğanı esintisi yapmak istiyorum.

  15. 15

    Bunun aslında mantık kullanır isek bir toplumda çok tanrı olduğunu düşünsek bile aslında her tanrı kendi idare ettiği birimler açısından Tek’ti…Ve çok parti dönemine benziyorlar hepsini tek çatı altında toplayacak bir tek parti düşüncesi fena olmayabilir..Burada Tanrı’nın demokrasisi tartışmasına girebiliriz mesela,Tanrı demokrat mıdır?:))

    ********************

    Çotangk… Ağkk. Cozurt.. Pıtırgııı. ( tam girecektim bi şey oldu.)

  16. 16

    Son an’a kadar tövbeleri kabul ediyor ise insanlar tövbe etmek için hangi an’ı beklemektedirler bu kadar kendinden eminlik ancak Tanrı katına mahsustur.Her an tövbe tövbe diye gezmememiz gerekmektedir mi?(ah minel filozof)

    ************************************

    Ne gerekirse yapılmalıdır kanımca.

  17. 17

    Videoda hiç birşey çıkmıyo benim gibi onun hayatıda karmaşıklaşmış sanırım bi türlü açılmıyo.

    *************************

    Dosya boyutu büyük sanırım ondan oluyor. O sadece 0 ve 1′lerden oluşuyor ve inanılmaz bir düzene sahip inan bana.

  18. 18

    bence fazla söze gerek yok.. Anlam, anlamsızlaştırmadığımız sürece, heryerde…. hayatın kendisi güzel ve anlamlı….

    **********************

    Hayatın anlamı; anlamı olan bir hayat yaşamaktır. Öyle işte. Şimdi o anlamı bulmaya gidiyorum. Döncem. ehi.

Yorum Yaz

[+] kaskus emoticons nartzco
Tembel Yorumculara Önerdigim Yorumlar :
Kendi fikrin yok mu? Benimkilerden seçebilirsin ;)