Arşiv Mart, 2010

Ziyan / Hakan GÜNDAY

Pazartesi, 29. Mart 2010 9:12

“Gazi, Dikmen sırtlarında dinleniyor. 12 Şubat 1921.”

 Gözlerimin hizasına asılmış fotoğrafın altında böyle yazıyordu: Gazi dinleniyor… Ama dinlenmiyordu. Atatürk’ün yüzlerce fotoğrafını görmüştüm. Bu fotoğrafta, dinlenen bir adam yoktu. Böyle bir adam görmüyordum. Ben bu fotoğrafta, bizden bıktığı için gözlerini kapatan birini görüyordum. Hepimizden, her şeyden bıktığı için bize bakmaktan vazgeçmiş birini görüyordum. Kurtarmak istediği insanların gerçekte bir sahtekarlar sürüsü olduğunu, onca çabasının hiçbir şeye değmeyeceğini düşünen bir adam görüyordum. Her şeyi bırakmak, her şeyden vazgeçmek, her şeyi siktir etmek isteyen bir adam. Hatta belki de hayatında ilk kez ölmeyi düşünen bir adam. Ölüp yok olmayı, kara karışmayı. Ölerek donmayı ya da donarak ölmeyi bekleyen bir adam görüyordum. Fark etmez, diye düşünen bir adam. Hiç fark etmez. Tek bir insan sesi daha duymak istemeyen, tek bir insan yüzüne daha katlanacak gücü olmayan bir adam. Bu yüzden kapalıydı gözleri. Üşüdüğünden değil, duymamak için örtmüştü kulaklarını. Evet, kesinlikle böyle olmalıydı. Gözlerimi ve kulaklarımı kapadım, diyordu. Artık istediğiniz kadar ihanet edebilirsiniz…

Kategori: ATATÜRK, Hakan GÜNDAY, Yazarlar | Yorum (9) | Yazar: admin

Zamanın Ruhu ( Zeitgeist )

Pazar, 21. Mart 2010 17:19

“İnsanların akına köklü bir devrim fikrini getirmenin, ne kadar önemli olduğundan bahsediyorduk. Bu kriz, aslında bir bilinç krizidir. Öyle bir kriz ki, artık daha fazla eski kuralları, eski şablonları, eskiden kalma gelenekleri kabul etdemez.

Hele Dünya’nın bugünkü haline bakınca, bunca sefalet çatışma, yıkıcı zulüm, saldırganlık…

İnsanoğlu hala eskiden beri bildiğimiz gibi; hala barbar, hala şiddet tutkunu, saldırgan, açgözlü, rekabetçi…

Ve inşa ettiği toplum da bu değerler üzerine kurulu…

Bu denli hastalıklı bir topluma iyi entegre olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz!..”

“Burada öğretmen yok, öğrenci yok, lider yok, yol gösterici yok, efendi yok, kurtarıcı yok.,

Kendiniz için öğretmensiniz ve öğrencisiniz; efendi, yol gösterici, lider sizsiniz.

Siz her şeysiniz! Ve anlamak, değişimdir…”

-Jiddu Krishnamurti

Kategori: Felsefe | Yorum (26) | Yazar: admin

Tutunamayanlar / Oğuz ATAY

Cuma, 19. Mart 2010 23:55

Tuttunmaya çabaladığın her düşünceye aklını değdirdiğinde anlamsızlaştığını duyumsamak.

Bir insanın kendisiyle umarsız mücadelesi.

Acı çekmeye mahkum insanların yaşam kavgası.

Sorgulamayı beceremediği anlamlara tutunmaktansa kendi içinde yarattığı kara boşluğun dibine gömülmek.

Hayatın uçsuz  bucaksız ihtimaller denizinde beliren cılız anlamlar ve onlara tutunmaya çabalamanın yararsızlığının hissedilmesi.

Olması gereken ile olan arasındaki farkın yaman sillesi.

Hayatın bir kitaptan çağlaması.

Yaşamın anlamsızlığının anaforunda delirmek.

Görüp de dokunamamak, bilip de anlayamamak, hep bir şeylerin eksik kalacağını hissetmek.

Tutunamıyorum…

Kategori: Felsefe, Oğuz ATAY, Yazarlar | Yorum (19) | Yazar: admin

Çanakkale Geçilmez

Perşembe, 18. Mart 2010 10:04

Çanakkale geçilmedi 1915’de.

Çünkü o dönemdeki insanlar aç olsalar bile fikirlerini, inançlarını, bağımsızlıklarını yemedi.

Makam, rütbe, koltuk sevdası ülke menfaatlerinden önce gelmedi.

Herkes bir amaç için hayatlarını sermaye yaptı.

Önünde öleni gördü ama ölmekten çekinmedi.

Çanakkale geçilmezi öğrendi dünya 1915’de.

Ancak şu an düşman, artık Çanakkale’den geçmeye gerek kalmadığını anladı…

Çünkü Çanakkale’den topla, tüfekle, gemiyle geçmek imkansızdır.

Ama insanların beynini kullanamaz hale getirmek daha kolay günümüzde.

Bi şeyler yapmalıyız.

Kategori: Sosyo-politik | Yorum (9) | Yazar: admin

Nasıl Göreceğinizi Bilmek…

Salı, 16. Mart 2010 19:15

Aşağıdaki harfler arasında anlamlı bir kelime yaratmak için altı harf seçin.

A Y L A T R I A H T A M R A F K

 

 

Çözüme bakmadan önce konu üzerinde bir miktar tırmalamanızı istiyorum. Lütfen yazının devamını okumadan, düşünün bir miktar…

Problemi “anlamlı bir kelime oluşturmak için altı harfi nasıl bir araya getirebilirim?” şeklinde ifade ederseniz çözüme ulaşmakta zorlanırsınız. Bunun yerine “Anlamlı bir kelime oluşturmak için hangi yollarla altı harfi bir araya getirebilirim?” ifadesini kullanırsanız çok sayıda farklı  olası çözümler düşünmeniz muhtemeldir. Ulaştığınız çözüm; A,L,T,I,H,A,R,F ise geriye Y,A,R,A,T,M,A,K kalacaktır. Dikkatlice bakarsanız bu kelimelerin yukarda sıralanmış harflerin sıralanışına göre içinde saklı olduğunu göreceksiniz. Öyle işte. Bazen ne düşündüğümüzden daha önemlisi nasıl düşünmemiz gerektiğidir.

Kategori: Beyin | Yorum (27) | Yazar: admin

Yaratıcı Dehanın Sırları / Michael MICHALKO

Pazar, 14. Mart 2010 11:12

Trenlerin tekerleklerine hiç baktınız mı? Flanşlıdırlar, yani kayarak raydan çıkmalarını önleyecek kenarlıkları vardır. İlk zamanlarda tren tekerlekleri flanşlı değildi. Demiryolu güvenliğini sağlama problemi şöyle ifade edildi: “Raylar trenler için nasıl daha güvenli hale getirilebilir?” Yüz binlerce kilometre uzunluğa sahip ray hattı gereksiz yere çelik uçlarla üretildi. Problem “Tekerlekler rayların üzerinde nasıl güvenli bir şekilde hareket ettirilebilir?” olarak yeniden tanımlandığında işte o zaman flanşlı tekerlek icat edildi.

Sanırım bazen doğru soruyu sormak, cevabı bulmaktan daha önemli.

Bu arada bu gün “Dünya Pi Günü”

Tarihi M.Ö. 2000 yılına dayan Pi, bilindiği gibi büyüklüğü ve küçüklüğü fark etmeyen her çemberde ya da daire de görülen bu matematik sabiti, çemberin çevresinin çapına bölümüyle elde edilir. Son olarak Kasım 2002′de yine Prof. Kanada başkanlığında dokuz kişilik bir araştırma grubunun beş yıl süren program hazırlama safhasından sonra Tokyo Üniversitesinde Hitaci Süper bilgisayar ile 400 saate aşkın bir sürede 1.24 trilyon basamağa kadar hesaplamışlardır. Yani sonsuz fakat sınırlıdır. Çember gibi basit bir şekilde sonsuza kadar devam eden bir sayı çıkmaktadır. Çemberde Pi yi göremeyiz. (Oralarda bir yerde işte.) Pi sayısı çemberin karanlıkta kalan noktasıdır sanki. Ayrıca Pi Günü, bilim adamı Albert Einstein’ın doğum günü ile aynı tarihe denk gelmektedir. Her yıl 14 Mart’ta kutlanır. Sanırım bu da Amerikan tarih formatında 3/14 olarak göründüğü için. Gizemi hale çözülmemiştir.

Pi sayısının İncil’den geçmiş olmasından dolayı sayıyı kutsayanlar çıkmıştır. Üstelik Tevrat ve Kuran’ın sayılarla şifrelendiği, bu şifreler çözüldüğünde sonsuza kadar olacak her şeyin bulunacağı inancı, pi sayısı da tekrarlanmayan sayılardan olduğundan (tekrarlanmayan olaylar olarak düşünülüyor) bu sayıyla kutsal kitaplarda iddia edilen şifreler arasında ilişki kurulmaya çalışılmaktadır.

Kısaca Pi gelişmenin bir sembolüdür. Onun sırrını ararken kendinizi ve evreni keşfetme şansınız oldukça fazladır. Yaşasın π.

Kategori: Michael MICHALKO, Yazarlar | Yorum (12) | Yazar: admin

Beyin Haftası.

Cuma, 12. Mart 2010 20:23

Beyin, insan vücudunun yüzde 2′si ağırlığında olmasına rağmen, geriye kalan %98’i yönetiyor. Peki beynimiz daha etkin bir biçimde kullanmak için neler yapmalıyız? 13-19 Mart tarihlerini “beyin haftası” olarak kutlayan Kişisel Gelişim Merkezi’nin kurucusu Mümin Sekman’ın hazırladığı “Bu hafta beynine iyi bak!” adlı “beyin kullanma kılavuzu” beyninizi nasıl daha etkin kullanabileceğinizi anlatıyor. İşte o kitaptan satırbaşları:

* Beyin açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır. Önemli kararlarınızı açık havada yürürken alın.

* Beyin örneklerle akıl yürütür. Kararsız kaldığınız bir durumda “Atatürk benim yerimde olsaydı ne yapardı?” diye düşünün.

* Yabancı bir dil öğrenme ve ezber beyni güçlendirir. Her gün birkaç yeni kelime öğrenin ve kullanın.

* Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için başta Sudoku olmak üzere bulmaca ve satranç gibi oyunları kullanabilirsiniz.

* Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer alinizde taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.

* Zihinsel zevklerinizi zenginleştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş kitabından, birkaç cümle okuyun. Güzel bir resme bakın. Sevdiğiniz bir müziği gözleri kapalı dinleyin.

* Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, düşünce kalitesini artırır.

* İyi bir uyku kaliteli bir beynin temelidir. 24 saati geçen uykusuzluk sarhoşluğa benzer bir şekilde beyin fonksiyonlarını etkilemektedir.

* Bol ve temiz “birinci el” oksijen beyin için çok önemlidir. Beyin vücuda alınan oksijenin dörtte birini tek başına tüketir.

* Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

* Kullanılmayan organ körelir. Sürekli TV seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler, beyninizi geliştirmez.

* Beyin diyeti yapın. Beynimiz “garbage in garbage out” ilkesine göre çalışır. Yani beninize çöp girerse, beyninizden çöp çıkar. Beyninizi neyle beslediğinize, midenizi neyle beslediğiniz kadar dikkat edin.

* Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız. Günde aklımızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkında?

* Beynimiz kendisinin nasıl çalıştığı hakkındaki bilgi ve inançlarına göre çalışır. Beynin çalışması hakkında yanlış bilgilere sahip olduğumuzda, beynimiz de yanlış çalışır.

 Başarı beyinde başlar. İnsan “kafadan” kaybeder! Bu hafta “beyin haftası.” Aklımızı “başımıza” toplama haftası! Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla kafa yorun

Yazının orjinali için bakınız : http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/beyninizi-nasil-daha-iyi-kullanirsiniz/499819

Kategori: Beyin | Yorum (13) | Yazar: admin

Düşünce kabızlığı…

Çarşamba, 10. Mart 2010 22:37

1899’da ABD Patent Ofisi başkanı Charles Duell hükümetin ofisi kapatmasını çünkü icat edilebilecek her şeyin icat edilmiş olduğunu beyan etti.

1923’te Nobel ödüllü ünlü fizikçi Robert Millikan insanın atomun gücünden yararlanabilme olasılığının asla bulunmadığını iddia etti.

Alman asıllı Phillip Reis 1861’de müziği aktarmaya yarayan bir makina icat etti. Telefonu icat etmesi ise çok yakındı. Almanya’daki bütün iletişim uzmanları onu böyle bir aleti pazarlayabileceği bir alanın olmadığı ve sadece telgrafın yeterli olduğu yönünde ikna etti. On beş yıl sonra Alexander Graham Bell telefonu  icat ett ve en önemli müşterisi Germany ile bir multi-milyoner oldu.

Chester Carlson 1938’de faks makinesini icat etti. IBM ve Kodak dahil büyük şirketlerin hemen hepsi bu fikirle dalga geçti ve onu aşağıladı. Karbon kağıdı ucuz ve bol olduğu için aklı başında kimsenin pahalı bir fotokopi makinesi almayacağını iddia ettiler.

Kategori: Beyin | Yorum (6) | Yazar: admin

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Pazartesi, 8. Mart 2010 20:44

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;

1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.

2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.

3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.

4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.

Türkiye’den Rakamlar

1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.

2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.

3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.

Bu istatistiki bilgileri Nazım’ın dizeleriyle sonlandırıyorum:

Ve kadınlar…

Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen

Ve soframızdaki yeri

Öküzümüzden sonra gelen…

Kadınlar, Kadınlarımız…

Tüm dişi varlıkların kadınlar gününü kutluyorum… İyi ki varsınız. Siz olmasanız biz nasıl oluruz? Ehi.

Kategori: Genel | Yorum (20) | Yazar: admin

ABD Demokrasisi

Cumartesi, 6. Mart 2010 23:11

ABD Temsilciler Meclisi, Dış İlişkiler Komitesi’nde, sözde 1915 Ermeni Soykırım Tasarısı,  4 Mart 2010 tarihinde gerçekleşen oylama sonucunda 22′ye karşı 23 oy ile kabul edildi.

Bu olay hepimizin balık hafızalarında kısa süre sonra unutulup gidecek.

Oysa ben size, Kristof Kolomb’un 1942′de Amerika’ya ayak bastığında, 27 milyon olan Kızılderili nüfusunun, 1982′de ancak 1,5 milyon olduğunu haykırmak istiyorum.

Beyaz adamın yaptığı inanılmaz katliam ve soykırımın sonucunda bu gün ABD’de yaşayan Kızılderili nüfusundan bahsetmek neredeyse imkansız.

Kuzey Amerika’da yaşayan bütün yerli kızılderililerin %95′i yok edilmiş. O devirde Roosevelt “en iyi yerli, ölü yerlidir” demişti.

Örnek almaya çalıştığımız ABD demokrasisi milyonlarca yerlinin katledilmesi üzerine inşa edilmiştir.

Merak ediyorum: Acaba bizden bir milletvekili çıkıp da yüce mecliste ABD’nin geçmişte Kızılderililere yapmış olduğu soy kırımı oylasa ne olur?

İtibarlı ve onurlu ülkeler, haklı oldukları durumda misli ile karşılık verirler.

Neden biz bu konuyu gündeme getirip oylama yapmıyoruz?

Neden?

Hepimiz geçmişimizle bağlantılarımız kopartılarak niteliklik köleler olma yolunda hızla ilerliyoruz.

Mankurtlaştıkça avanaklaşıyoruz.

Bu bilinçsizlik ve eylemsizlikle bizden sonraki nesillere emanet edeceğimiz çok fazla şey kalmayacağından korkuyorum…

Acı çekiyorum….

Saf acı…

Not: Bu konuyu sağ sutundaki ankette oya sunuyorum. ohh.

Kategori: Sosyo-politik | Yorum (25) | Yazar: admin

Frene basmak istiyorum.

Çarşamba, 3. Mart 2010 20:26

Tanrım

Beni yavaşlat.

Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…

Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele…

Günün karmaşası içerisinde bana sonsuza kadar yavaşlayacak tepelerin sukunetini ver.

Sinirlerim ve kaşlarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.

Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol…

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan bir kaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret…

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.

Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim…

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.

Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır…

Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.

Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

Ve hepsinden önemlisi…

Tanrım,

Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret,

Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmem için sabır,

İkisinin arasındaki farkı bilmek için akıl ve

Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver…

-      Hititlerin M.Ö. 2000 Yılındaki Duvar Yazısı

Kategori: Felsefe | Yorum (56) | Yazar: admin

Kadın, zekasını gizleyebildiği kadar zekidir.

Pazartesi, 1. Mart 2010 0:38

 “Erkeklerin kendilerinden daha az zeki olan kadınları eş olarak tercih ettiklerini biliyor muydunuz? Zeki kadınların evlenmeleri halinde de evliliklerini sürdürmek için mücadele etmek zorunda kaldıklarına dikkati çeken İngiliz bilim adamları, kariyerlerinde başarılı olan kadınların aynı başarıyı evliliklerinde gösterebilmek için özel çaba harcamaları gerektiğini bildirdi. İngiliz bilim adamlarına göre, erkekler kendilerinden daha az zeki olan kadınları eş olarak tercih ediyor.

900 kadın ve erkeğin 10 yaşında IQ’larını ölçen ve 40’lı yaşlarına kadar yaşamlarının nasıl geliştiğini izleyen bilim adamları, zeki birer öğrenci olan kız çocuklarının evlilik hayatlarında başarılı olamadıklarını ortaya koydu. Erkeklerinse tam tersi bir grafik çizdiklerine dikkati çeken bilim adamları, evlilikte başarıya ulaşan erkeklerin yüzde 88’inin başarılı ve iyi para kazanan erkekler olduğunu gösterdi. Bu arada İngiltere’de yapılan bir başka araştırmanın sonuçları da, İngiliz kadınların sadece beşte birinin kendini çekici bulduğunu, kendini “seksi” diye tarif edenlerin oranınınsa bunun bile altında kaldığını gösterdi.”

Bu yazıya göre, zeki kadın; zekasını gizleyebildiği oranda zekidir.

Kategori: Genel | Yorum (38) | Yazar: admin