Arşiv Şubat, 2010

Suskunluk…

Cumartesi, 27. Şubat 2010 21:50

Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan ve halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur.
-ATATÜRK

Kategori: ATATÜRK | Yorum (15) | Yazar: admin

Giyotin

Perşembe, 25. Şubat 2010 9:53

Kimya biliminin dehası Lavoisier’nin asıl eğitimi hukuktu ve Paris Barosu’na kayıtlı avukattı. Ancak bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları ile ünü bütün dünyaya yayılmıştı. Kimya bilimini reddeden yobazların kafasını gösterip “Bu kelleler hiçbir şeye yaramaz” dediği için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp ölüme mahkum edildi. Bastille’de ölümü beklerken arkadaşı matematikçi Lagrange’ı hücresine çağırdı.

- “Ben ölüyorum ancak ölümle ilgili merak ettiğim bir konu var, lütfen bana yardımcı ol. Kafam kesilip giyotinden sepete düştüğünde gözlerime bak; eğer gözlerimi iki kere kırpıyorsam bil ki, insan kafası kesildikten sonra bile bir süre daha beyninin düşünmekte olduğunu anlarız .”

Ertesi gün giyotine giden Lavoisier’nin kafası kesildikten sonra sepete düştü ve Legrange hayretler içinde Lavoisier’nin gülerek iki kere göz kırptığına şahit oldu. Daha sonra anılarında Lagrange diyordu ki,

- “Lavoisier’nin son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meselesidir. Ama o yobaz kafalar kokuşmuşluklarıyla asırlarca karanlıkta sürünecekler….

Demek ki; insan öldükten sonra bile bilime katkı sağlayabiliyor.
Üstelik ölümüne sebep olan şeyin bilim aşkı olmasına rağmen.

Kategori: Genel | Yorum (10) | Yazar: admin

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – III

Pazartesi, 22. Şubat 2010 9:27

*Cristoph Grosser’e derler ki “Türkiye’de çalışmak ister misin?” Türkiye hakkında bir şey bilmedikleri için eşiyle birlikte önce bir görmek isterler ülkeyi. Bundan otuz yıl öncesi; gelirler, bir araba kiralarlar. Kapadokya civarında araç arıza yapar. Gece zifiri karanlık. Şehirlerarası bir yol, in cin top oynuyor, yabancı bir ülke. Tek bir ev görüyorlar, çalıyorlar kapıyı. Aile yabancı dil bilmemelerine rağmen durumu anlıyor, bir tavuk yemeği yapıyorlar Alman çifte. Yoksulca bir eve, iki de çocukları var. Sabah Cristoph eşini bahçedeki kümesin başında ağlarken buluyor. Gidiyor yanına. Eşi kümesi gösteriyor, kümeste hiç tavuk yok. Fakir aile, o yoksulluğun içinde tanımadığı Alman çifte kümeslerindeki son tavuğu kesip ikram etmiş…

*”Hocam, İsviçre’de bir kapıyı çaldığınızda kapıyı beş cm açıp, büyük bir güvensizlikle aralıktan bakarlar. Türkiye’de hangi kapıyı çalarsanız çalın sonuna kadar açıyorlar. En büyük fark bu…”

*Temel diyormuş ki “Anlamıyorum, bu kadınlar bu parayı nereye harcıyor? İçki desen yok, kumar desen yok, kadın desen kendileri zaten kadın!”

*Üç tür adam vardır.

Birinci tür, hep başkalarının üzerinden geçinir.

İkinci tür, sırf kendisi için çalışır. (Sistemin yetiştirmeye çalıştığı insan grubu bu.)

Üçüncü tür, kendisi ve ülkesi için çalışır.

En rahatı üçüncü gruptur, çünkü orada rekabet çok azdır.

*Vatanını sevmeyen birinin, kendisini sevmesine imkan yoktur.

Kendini sevmeyenin de mutlu olmasına imkan yoktur.

*Tanıdığınız en ünlü Amerikalı generaller kimlerdir?

Eskiler General Patton der.

Benim yaş grubu, çöl ayısı, General Schwarzkopf’u hatırlar.

Şimdikiler General Zaid falan diyebilir. Yanlış.

General Electric ve General Motors.

Tüm savaşı ekonomiye kaydırdılar.

*”Bize özelleştirmeyi  öven, pompalayan, bunun önüne engel koyanların tepesine binen ABD’de, Amerikan Silahlı Kuvvetleri’ne herhangi bir ürün satmak istediğinizde şirketinizin % 51’inin Amerikan ortaklığına sahip olması ön koşulu var. Bizde böyle bir kural koy, ortalığı ayağa kaldırırlar. Amerikan büyükelçisi bile bütün meclisi ayağına çağırır. Eskiden ziyarete gidiyorlardı, şimdi milletvekillerini ayaklarına çağırıp fırça atarlar.”

*Geçenlerde televizyonda  “Memurlar iş yavaşlatma eylemine girecekler” diye bir haber vardı, şimdikinden daha yavaşı da varmış demek ki. Şu uzay istasyonlarında, yerçekimsiz alanlarda yürüme durumu var ya, herhalde öyle çalışacaklar.

*Ayaklarınızın yere bastığından emin olun. Gerçekten uçabilirsiniz.

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar | Yorum (10) | Yazar: admin

Probleme yada Çözüme Odaklanmak…

Cuma, 19. Şubat 2010 14:50

Durum 1: NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti (yerçekimi olmadığı için mürekkep kağıdın üzerine akmıyordu).

Çözüm 1: Bu problemin çözümü NASA’ya ilave 12 milyon dolara mal oldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altında 300 C ‘ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.

Çözüm 2: Peki Ruslar ne yaptı…?? Kurşun kalem kullandılar. (Bize uygun çözüm: Kaleme ne gerek var ki? Kullanmasınlar arkadaş. ehi.)

Durum 2: Japon yönetim sistemindeki en hatırda kalır çalışmalardan bir tanesi Japonya’daki en büyük kozmetik firmalarından birinde yaşanan boş sabun kutusu problemidir. Müşterilerden birisi firmaya, aldığı sabun kutusunun boş olduğu konusunda şikayette bulunmuştur. Yetkililer hemen, üretilip paketlenen sabun kutularını sevkiyat birimine gönderen hattı izole ettiler. Bu sırada bir şekilde bir sabun kutusunun hattan içi boş şekilde geçtiği tespit edildi. Yönetim, mühendislerine problemi çözmesi için talimat verdi..

Çözüm 1: Mühendisler iki kişi tarafından kullanılan yüksek çözünürlükte bir X-ışını cihazı tasarlamak için ciddi uğraş verdiler. Bu sayede hattan geçen bütün sabun kutuları izlenebilecek ve boş olmadıklarından emin olunacaktı.

Çözüm 2: Küçük bir şirketteki sıradan bir isçi aynı problemle karşılaştığında, X-ışını vb karmaşık şeylerle uğraşmadı, onun yerine farklı bir yol buldu. Güçlü endüstriyel bir elektrikli vantilatör alarak hatta doğru yöneltti. Vantilatörü açtığı anda dolu olan kutular hattan geçerken boş olanlar hattın dışına doğru savruldu. (Bu adam kesin Türk ehi.)

 Buradan çıkarılacak dersler

- Her zaman basit çözümler arayın

- Problemleri çözmek için mümkün olan en basit çözümü tasarlayın

- Her zaman çözüme odaklanın.

Evet, bazen en karmaşık problemlerin çok basit bir çözümleri olabiliyor.

Mesele; olaya bakış perspektifimizi değiştirebilmek kanımca. (Amuda kalkar, değişik davranışlar sergiler…)

Kategori: Genel | Yorum (15) | Yazar: admin

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – II

Çarşamba, 17. Şubat 2010 16:33

* Göçmen arkadaşlarımızın işi yapma kaliteleri açısından bende ayrı bir yerleri vardır. Çok çalışkandırlar ve işlerini mükemmel yaparlar.

Bulgaristan’da, Yunanistan’da Yugoslavya’da iyi eğitim aldıkları için değil.

Bizde eğitim almadıkları için kurtarmışlar.

* Hukuk denilen şey, kapitalist sistemde, zenginin parasını garibandan koruyan cellattır.

* Yaşlı adamın biri, çölde devesiyle giderken yerde yatan muhtaç birini görür. Su verir, devesine bindirir. Kendisi yürümeyi göze almıştır. O sırada deveye binen adam bir anda deveyi topuklar ve kaçmaya başlar.

Yaşlı adam hırsızın ardından bağarır:

- Oğlum, ne olur kimseye anlatma.

Hırsız şaşkınlıkla durur ve sorar:

-  Niye ki?

-  Oğlum eğer birileri duyarsa bunu, yarın çölde ihtiyaç içindeki birine kimse yardım etmez.

* Bu ülkedeki suçlarını % 99’unu nüfusun % 1’i, şuçların geri kalan % 1’ini de nüfusun % 99’u işliyor…

* Rüyalarınızın gerçek olduğu yer sizin cennetinizdir.

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar | Yorum (17) | Yazar: admin

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – I

Pazartesi, 15. Şubat 2010 22:51

* Ülkede işsizlik falan yok, bilgisizlik var. Girişimci ruhumuz yok olmuş durumda. Herkes işini idareten yapıyor.

* Düzeltmeyi  başaramayabilirsiniz, ama en azından örnek olursunuz. Küçük Ahmet’i bir ustanın yanına verirler, iş öğrensin diye. Usta deli mi, dahi mi belli değil; devamlı uçmaya çalışan bir adam. Etraftaki tüm ustalar dalga geçerler. Bir gün kanat takıp atlar usta, çırağının gözleri önünde düşer ölür. Ustayı tanımıyorsunuz ama çırağı tanıyorsunuz. Hazarfen Ahmet Çelebi. Siz de bazen başaramayabilirsiniz, ama en azından örnek olursunuz. Bunun adı zaten başarmak.

* Dostlar, rüyalarınız gerçek olsun ister misiniz? E, o zaman, önce bir uyanın.

* Kendini acayip ciddiye alıp işini ciddiye almayan insanlar topluluğu olduk. Keşke ciddiye aldığımız şey kendimiz değil, işimiz olsa.

* Ali Mahmut sormuş:

- Seyfi nereye gidiyorsun?

- Ke… ke… kekemeee o….. okuluna giiidi… yoooorum.

- Yav hiç gitmene gerek yok, şahane kekeliyorsun.

– Ahmet Şerif İZGÖREN

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar | Yorum (8) | Yazar: admin

Sonsuzluk kadehi.

Pazar, 14. Şubat 2010 0:07

Bi çırpıda, kendimle konuşur gibi yazmaya bayılırım.

Yazmak aklımızın özgürlük arayışıdır bence. Kendimizi gerçekleştirme ihtiyacı…

Yazdığımız her kelimeyle iç dünyamızın çalkantıları durulur, dinginleşir.

Harf harf akar içimizdeki sıkıntılar, dertler, coşkular, mutluluklar, binbir türlü ruh hali.

Beynimizin derinliklerinde saklanmış inler, cinler, periler biz yazdıkça kelime olur, paragraf olur, yazı olur.

Görünmez aklımızla, gerçek dünya arasındaki gizemli bir köprüdür yazı.

İnsanoğlu doğduğu andan itibaren ses çıkartma yeteneğine sahiptir.

Zamanla konuşmayı öğrenir.

Sonra okumayı ve yazmayı.

Her konuştuğumuzu yazmadığımız gibi, her yazdığımızı da konuşmayız.

Ancak gerçek şudur ki; konuştuklarımız yok olsa bile, yazdıklarımız geride bırakacak olduklarımızdır.

Konuştuklarımız, sesisimizin ulaştığı yere kadar gider, ama yazdıklarımız içilmeyi bekler sonsuzluk kadehinde.

Aklın özgürlük arayışını içeren her satırı okumak istiyorum ve yazdıkça özgürleşmek…

Sonsuzluk kadehini fondip yapmak istiyorum. ehi.

Kategori: Kendimle_Konuşmalar | Yorum (32) | Yazar: admin

Bakış Açısı…

Cuma, 12. Şubat 2010 19:51

 

İnsan, bakış açısını değiştirdiğinde, baktığı şey aynı olsa bile tam tersini görebilir…

Kategori: Felsefe | Yorum (29) | Yazar: admin

Mucize İnsanlar…

Perşembe, 11. Şubat 2010 16:05

Gözü yok ama görüyor.

Ben Underwood isimli bu adamın gözleri üç yaşındayken alınmış. Kanser teşhisi konan genç adam gözleri olmadığı halde aynı yunus balıkları gibi kendi kendine geliştirdiği özel bir yetenekle görmeyi başardı. Sese dayalı görme duyusu geliştiren bu adam en mucizevi insanlar listesinin ilk sırasında yer alıyor.

Soğuğu hissetmiyor

Hollanda’da yaşayan Wim Hof ‘buz adam’ olarak da anılıyor. Buzun altında yüzebiliyor ve buz dolu bir varilin içinde saatlerce kalabiliyor. Mt Blanc dağına bile çok kısa bir sürede tırmanan 48 yaşındaki Wim Hof bu konuda dünya rekorlarına da imza attı.

Beyni ultra hızlı bir güce sahip

Daniel Tammet aslında otistik fakat en zor matematiksel işlemleri ışık hızıyla yapabiliyor. 10 bine kadar olan sayıları özel bir algılama kabiliyetiyle algılayan bu bionik adam ilginç bir işlem yeteneğine sahip. Aynı zamanda dil yetenekleri de bulunan Daniel Tamme çok hızlı bir biçimde ve hiç zorlanmadan lisan öğrenebiliyor.

Unutmayan kadın

Nörobiyoloji uzmanı Jim McGaugh altı yıl önce ilginç bir vakayla karşılaştı. 40 yaşında evli bir kadın ‘yaşadığım hiçbir şeyi unutmuyorum’ iddiasıyla uzmana başvurdu. Yapılan araştırmalar sonunda kadının gerçekten hiçbirşeyi unutmadığı ortaya çıktı. Kadının son 25 yılı üzerinde araştırma yürüten doktorlar kadının en ince detayları bile hatırladığını ortaya çıkardılar. AJ kod adı verilen kadın 25 yıl önce bugün havanın nasıl olduğunu bile hatırlıyor.

Beyin gücüyle eşyaları yerinden oynatıyor

Şimdi kendinizi Matrix filminde gibi hissedbilirsiniz. Çünkü Miroslaw Magola isimli bu adam manyetik bir enerjiye sahip. Her türlü objeyi beyin gücüyle havaya kaldıran ve yerini değiştirebilen bu adam kinetik güçleri gelişmiş bir yaratık.

110 desibel ses gücünde gülüyor

Tayland’da yaşayan 55 yaşındaki Jittarat Wongsomboon bugüne kadar birçok gülme yarışmasına katılmış ve ödül kazanmış.

İnanılmaz ısı enerjisi yayabiliyorlar

Uzmanlar son yirmi yıldır budist rahiplerin özellikleri üzerinde çalışıyor. ÖZel bir meditasyon tekniği kullanan bu rahipler ‘Turn-mo’ adı verilen bir meditasyon tekniğiyle metabolizma hızlarını yüzde 64 oranında düşürebiliyorlar. Aynı zamanda vücut ısılarını da 17 derece kadar arttırma gücüne sahipler.

Acı hissetmeyen adam

Tim Cridland isimli bu adam acı hissetmiyor. Kendini kılıçla kesen ve çivi yatağı üzerinde yatabilen bu adam hiçbir şekilde acı hissetmiyor. Doğuştan böyle bir mutasyona sahip olan Cridland’in beyne giden acı reseptörleri yok.

Helikopter gücüyle el çırpabiliyor

Çinli Zhang Quan sahip olduğu özellikle rekorlar kitabına bile girmeyi başardı. 70 yaşındaki bu adam 107 desibel gücüyle el çırpıyor. Bu seviye de helikopterden çıkan ses gücüne oldukça yakın.

Her şeyi yiyen adam

Cam metal ve toksik maddeleri bile yiyebiliyor. Michel Lotito isimli adamın midesi normalden iki kat daha kalın. Bu nedenle aklınıza gelebilecek herşeyi yiyebiliyor.

Kategori: Genel | Yorum (22) | Yazar: admin

Doğuştan körler rüya görürler mi?

Salı, 9. Şubat 2010 21:36

İnsanoğlu rüya görürken beyinde hızlı göz hareketleri (REM) olarak adlandırılan  durum gerçekleşmektedir. Yapılan araştırmalarda körlerde de REM hali gözlenmiştir. Eğer körlük tam değil, ışık renk ve izler seçilebiliyorsa rüyaların da bu şekilde olduğu düşünülüyor. Doğuştan tam körlerse, evreni nasıl algılıyorlarsa rüyalarını da o şekilde görüyorlar.

Kategori: Beyin | Yorum (30) | Yazar: admin

Kurbağa Prens…

Pazar, 7. Şubat 2010 21:50

Kurbağayı öpmeden prens olamayışı ne feci!
Prensine kavuşmak için eninde sonunda en az bir kurbağa öpmek zorunda kalıyor zavallı kadınlar.

Kategori: Karikatür, Kendimle_Konuşmalar | Yorum (12) | Yazar: admin

Nereden geldik? Neredeyiz? Nereye gidiyoruz?

Cumartesi, 6. Şubat 2010 11:58

Memleketimden İnsan Manzaraları:

Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları’nı 1939′da İstanbul’da yazmaya başlamıştır.

İkinci Meşrutiyet’ten II. Dünya Savaşı sonrasına kadar çok geniş bir zaman diliminin öyküsünü (1908-1945) bu kitapta destanlaştırmıştır. Düzyazı, şiir, senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı Memleketimden İnsan Manzaraları, şiir, roman, öykü, oyun, senaryo, destan olmayan ve hepsini içeren yeni bir türün habercisi olmuştur.

Beş cilt halinde yayımlanan ve yaklaşık 20,000 mısra olan bu yapıt, Nazım Hikmet şiirinin doruğunu oluşturmaktadır.

Nazım Hikmet yapıtıyla ilgili ön tasarısını şöyle açıklamaktadır :

1.İstiyorum ki okuyucu 12,000 mısraı bitirdikten sonra vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden geçmiş olsun,

2.İstiyorum ki bu insan mahşerinin konkre ifadesi okuyucuyla muayyen bir devirdeki, muhtelif sınıflara mensup Türkiye insanları vasıtasıyla Türkiye’nin muayyen bir tarihi devredeki sosyal durumunu anlatsın,

3.İstiyorum ki ikinci planda, Türkiye cemiyetini çevreleyen dünya durum muayyen bir devrede- anlaşılsın,

4.İstiyorum ki -nereden gelip, nerede olduğunu, nereye gidildiği? sualine, sahamın içinde azamî imkânlarla cevap verilsin.

*******************************************

Şiiri sesli dinlemek için:

Memleketimden İnsan Manzaraları

*******************************************

Haydarpaşa garında

1941 baharında

            saat on beş.

Merdivenlerin üstünde güneş

                               yorgunluk ve telâş

Bir adam

      merdivenlerde duruyor

                        bir şeyler düşünerek.

Zayıf.

Korkak.

Burnu sivri ve uzun

yanaklarının üstü çopur.

Merdivenlerdeki adam

                   -Galip Usta-

                        tuhaf şeyler düşünmekle

                                                 meşhurdur:

“Kâat helvası yesem her gün” diye düşündü

                                     5 yaşında.

“Mektebe gitsem” diye düşündü

                          10 yaşında.

“Babamın bıçakçı dükkânından

Akşam ezanından önce çıksam” diye düşündü

                                                    11 yaşında.

“Sarı iskarpinlerim olsa

kızlar bana baksalar” diye düşündü

                          15 yaşında.

“Babam neden kapattı dükkânını?”

Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına”

                              diye düşündü

                                  16 yaşında.

“Gündeliğim artar mı?” diye düşündü

                            20 yaşında.

“Babam ellisinde öldü,

ben de böyle tez mi öleceğim?”

                        diye düşündü

                        21 yaşındayken.

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                         22 yaşında.

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                     23 yaşında.

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                     24 yaşında.

Ve zaman zaman işsiz kalarak

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                     50 yaşına kadar.

51 yaşında “İhtiyarladım” dedi,

                  “babamdan bir yıl fazla yaşadım.”

Şimdi 52 yaşındadır.

İşsizdir.

Şimdi merdivenlerde durup

                        kaptırmış kafasını

                                     düşüncelerin en tuhafına:

“Kaç yaşında öleceğim?

Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?”

                                                   diye düşünüyor.

Burnu sivri ve uzun.

Yanaklarının üstü çopur.

Denizde balık kokusuyla

Döşemelerde tahtakurularıyla gelir

                                Haydarpaşa garında bahar

Sepetler ve heybeler

            merdivenlerden inip

                        merdivenlerden çıkıp

                                     merdivenlerde duruyorlar.

Kategori: Nazım HİKMET, Şiir | Yorum (12) | Yazar: admin

İnterneti Kim Yönetiyor?

Salı, 2. Şubat 2010 23:27

Birden fazla düğüm noktası üzerinden iletişim kuran ağların herhangi birinde çökme yaşansa dahi, iletişimin devam edeceği bir sistem dizayn etmek için, ABD Ordusu tarafından geliştirilen ARPANET kısa bir süre içerisinde internetin doğuşuna sebep olmuştur.

Peki internetin sahibi ve yönetici var mı acaba?

Aslında bu sorunun cevabı, internetin yumuşak karnında yatıyor. Internetin iki tane zayıf direnek noktası var bence. Bu zayıf halkları anlamadan soruya net bir yanıt vermek çok zor.

Bunlardan biri DNS ( Alan adı sorgulama), biri ise E-posta transfer Protokolü (SMTP)

DNS’in ne olduğunu kolay kavramak için, bilinmeyen numaralar servisine benzetebiliriz kanımca. Normalde bilgisayarlar bir ağ ortamında haberleşirken MAC (Media Access Control)  ve IP (Internet Protocol) adresleriyle haberleşirler. Fakat insan aklı bu adresleri ezberde tutma kabiliyetinden yoksun olduğu için bu adreslerle eşleşmiş olan alan adlarını (www.hurriyet.com.tr) akılda tutabiliriz sadece. İşte bu adreslerin sayısal karşılığını bilen ve bu adresleri bize gönderen DNS’ler, internetin durmaksızın atan kalbi gibidir. ( 83.66.162.3 veya bunun desimal karşılığı olan 1396875779 değeri hurriyetin sayfasına ulaşmak için kullanılacak sayısal değerlerdir. Bunu denemek için bu rakamları adres kutusuna girmeniz yeterli olacaktır.)

İşin akılda soru işareti yaratan tarafı, her ülkede bu hizmeti veren DNS’lerin sadece bir kaç tane olması. Daha da ilginci ve korkutucu olanı; ülkelerin DNS’lerinin danıştığı, tüm dünyada 13 adet root DNS olması. Bu 13 adet root DNS malesef Anglo-Saksonların elinde. (aha zıçtık işte. Ehi.) Üstelik son zamanlarda google gibi dev şirketler durduk yere bedava DNS hizmeti vermeye başladı. Bu tür hizmetlerin alt yapısını sağlamanın ne kadar masraflı olduğu düşünüldüğünde, ister istemez insanın aklına bu hizmetin neden bedava verildiği sorusu geliyor. (En azından benim geliyor. İşkilleniyorum. Kıllanıyorum. İrite oluyorum bi de.) Diğer yandan devletin bir çok siteye erişimi yasaklaması, bu bedava DNS hizmeti veren şirketlerin ekmeğine yağ sürüyor. Zira basit bir ayarla DNS adresimi 8.8.8.8 veya 8.8.4.4 yapıp google DNS’lerinden faydalanmak istesem, ülkemde yasaklanmış tüm sitelere ulaşma imkanım oluveriyor. Fakat o DNS sahibinin uygun gördüğü şekilde (şaka gibi.) Böyle giderse ülkemde bu tür DNS’lerden faydalanmayan bilgisayar kalmayacak diye korkuyorum.

Aslında teknolojinin nimeti gibi görünen bu durum, başka bir perspektiften baktığımızda koskoca bir ülkenin zaafı haline gelebiliyor. Zira aynı anda DNS’lerin hizmet veremez olma senaryosundan daha korkuncu, bu servislerin ekonomik, siyasi veya ideolojik  menfaatler kapsamında manipülatif hizmet vermeye başlaması. Yani ben www.akbank.com.tr ye ulaşmak istediğimde hizmet veren DNS’i yöneten gücün yönlendirdiği adrese gidebilirim. Üstelik bu adreste, birebir Akbank’ın sayfasının kopyasına ulaşarak tüm bilgilerimi o sunucuya bırakabilirim. (Belki de bırakıyorum haberim yok ehi. ) Bu konu hakkında üretilebilecek felaket senaryoları insanın hayal gücü ile sınırlı kanımca.

Diğer yandan aynı sorun eposta sunumcuları için de geçerli. Her geçen gün bedava hizmet yelpazesini fütursuzca genişleten yabancı sunumcular üzerinden mail hizmeti alıyoruz. xxx@yyy.com adresine gönderdiğim mailin, önceden kotuniyetli@istihbaratsevisi.com’a gitmediğini nerden bilebilirim? (Bilmiyorum zaten. Gidiyosa da kafayı yiyorlardır zaten. Ehi.)

Bu konuda fişimi çekene kadar yazabilirim, ancak okuyucunun taze aklını soğurmak da istemiyorum.

Her geçen gün teknolojiyi üreten güçlerin bağımlı köleleri olma yolunda ilerlerken, aklınızda bu konular hakkında küçük bir pencere açabildiysem ne mutlu bana.

Kategori: Kendimle_Konuşmalar, Teknoloji-İnternet | Yorum (35) | Yazar: admin