Kategori Arşiv 'Nazım HİKMET'

Nereden geldik? Neredeyiz? Nereye gidiyoruz?

Cumartesi, 6. Şubat 2010 11:58

Memleketimden İnsan Manzaraları:

Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları’nı 1939′da İstanbul’da yazmaya başlamıştır.

İkinci Meşrutiyet’ten II. Dünya Savaşı sonrasına kadar çok geniş bir zaman diliminin öyküsünü (1908-1945) bu kitapta destanlaştırmıştır. Düzyazı, şiir, senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı Memleketimden İnsan Manzaraları, şiir, roman, öykü, oyun, senaryo, destan olmayan ve hepsini içeren yeni bir türün habercisi olmuştur.

Beş cilt halinde yayımlanan ve yaklaşık 20,000 mısra olan bu yapıt, Nazım Hikmet şiirinin doruğunu oluşturmaktadır.

Nazım Hikmet yapıtıyla ilgili ön tasarısını şöyle açıklamaktadır :

1.İstiyorum ki okuyucu 12,000 mısraı bitirdikten sonra vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden geçmiş olsun,

2.İstiyorum ki bu insan mahşerinin konkre ifadesi okuyucuyla muayyen bir devirdeki, muhtelif sınıflara mensup Türkiye insanları vasıtasıyla Türkiye’nin muayyen bir tarihi devredeki sosyal durumunu anlatsın,

3.İstiyorum ki ikinci planda, Türkiye cemiyetini çevreleyen dünya durum muayyen bir devrede- anlaşılsın,

4.İstiyorum ki -nereden gelip, nerede olduğunu, nereye gidildiği? sualine, sahamın içinde azamî imkânlarla cevap verilsin.

*******************************************

Şiiri sesli dinlemek için:

Memleketimden İnsan Manzaraları

*******************************************

Haydarpaşa garında

1941 baharında

            saat on beş.

Merdivenlerin üstünde güneş

                               yorgunluk ve telâş

Bir adam

      merdivenlerde duruyor

                        bir şeyler düşünerek.

Zayıf.

Korkak.

Burnu sivri ve uzun

yanaklarının üstü çopur.

Merdivenlerdeki adam

                   -Galip Usta-

                        tuhaf şeyler düşünmekle

                                                 meşhurdur:

“Kâat helvası yesem her gün” diye düşündü

                                     5 yaşında.

“Mektebe gitsem” diye düşündü

                          10 yaşında.

“Babamın bıçakçı dükkânından

Akşam ezanından önce çıksam” diye düşündü

                                                    11 yaşında.

“Sarı iskarpinlerim olsa

kızlar bana baksalar” diye düşündü

                          15 yaşında.

“Babam neden kapattı dükkânını?”

Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına”

                              diye düşündü

                                  16 yaşında.

“Gündeliğim artar mı?” diye düşündü

                            20 yaşında.

“Babam ellisinde öldü,

ben de böyle tez mi öleceğim?”

                        diye düşündü

                        21 yaşındayken.

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                         22 yaşında.

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                     23 yaşında.

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                     24 yaşında.

Ve zaman zaman işsiz kalarak

“İşsiz kalırsam” diye düşündü

                     50 yaşına kadar.

51 yaşında “İhtiyarladım” dedi,

                  “babamdan bir yıl fazla yaşadım.”

Şimdi 52 yaşındadır.

İşsizdir.

Şimdi merdivenlerde durup

                        kaptırmış kafasını

                                     düşüncelerin en tuhafına:

“Kaç yaşında öleceğim?

Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?”

                                                   diye düşünüyor.

Burnu sivri ve uzun.

Yanaklarının üstü çopur.

Denizde balık kokusuyla

Döşemelerde tahtakurularıyla gelir

                                Haydarpaşa garında bahar

Sepetler ve heybeler

            merdivenlerden inip

                        merdivenlerden çıkıp

                                     merdivenlerde duruyorlar.

Kategori: Nazım HİKMET, Şiir | Yorum (12) | Yazar: admin

Nazım HİKMET

Pazartesi, 30. Kasım 2009 16:12

Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

Kategori: Nazım HİKMET, Yazarlar, Şiir | Yorum (2) | Yazar: admin