Kategori Arşiv 'Sosyo-politik'

Değişim Körlüğü…

Çarşamba, 8. Eylül 2010 23:58

“İnsan beyninin çalışma prensiplerini araştıran bilim, yağmurlu bir havada, arabada ilerlerlerken, ön camınıza gelen yağmur damlacıklarının ya da çamur parçacıklarının, silecekleriniz son hızda çalışsa bile, yolun ilerisinde devrilen koskoca bir kamyonu görmenize engel olacağını kanıtlıyor.”

“Beyin, çevresindeki durumu iki kademede algılıyor. Önce ilgi alanına giren görüntüyü algılayan insan, diğer görüntüleri arkaplan olarak görüyor. Tüm görüntüde meydana gelen değişiklik tam önümüzde cereyan etse bile biz görüp algılayamıyoruz. Bu duruma değişim körlüğü ( change blindness ) adı veriliyor. Sonuç olarak; görsel alanımızın beynimizdeki temsili, sandığımızdan daha karmaşık bir olay.”

“Aslında bu durum her türlü faaliyeti yaparken geçerli. Ön planda yer alan küçük değişiklikler ya da hareketler bizi devasa bir değişikliği algılamaktan alıkoyabiliyor.”

Konuyu daha iyi kavrayabilmek için lütfen aşağıda algı körlüğünü açıklayan resimleri inceleyiniz. ( Resimlerle ilgili açıklamayı yazının sonunda sunuyorum. Lütfen açıklamaları resimleri izledikten sonra okuyunuz. Dilerim resimdeki değişimleri açıklamaları okumadan bulabilirsiniz. )

 

 

 

“İşin korkutucu yanı; bu durumun sadece görsel algılama için geçerli olmaması. Çok iyi tanıdığımıza kanaat getirip artık hiç sorgulamadığımız, yargılamadığımız, davranışlarını değerlendirmeye gerek bile görmeyecek kadar güvendiğimiz bir arkadaşımızdan hiç beklemediğimiz bir davranış gördüğümüz zaman şok geçirmemizin nedeni de değişim körlüğü.”

Korkarım insanoğlunun bu zafiyeti politikacılar için bir nimet. Ülkemde medyanın yönettiği sürekli gündem değişiklikleri denizinde çırpınan beyinlerimiz, büyük resimde oluşan değişimleri fark etmekten çok uzak. Akıl tutulması yaşayan zombiler gibiyiz. Zihinlerimize enjekte edilen ani ve sürekli gündem değişiklikleri anaforunda geçmişten günümüze meydana gelen radikal değişimleri fark edemeden koyun gibi yaşıyoruz. Gözümüzün önünde patlayan gündemlerin arkasındaki değişiklikleri tıpkı örnek resimlerde olduğu gibi ya hiç fark edemiyoruz ya da fark ettiğimizde çok geç oluyor.

Referandum öncesinde ülkemin geçirdiği ve ileride geçireceği metamorfozun algılanabilmesi dileğiyle hepinizin bayramını coşkuyla kutluyorum.

Lütfen sadece gözlerinizi değil, beyninizi de açık tutun.

Bu arada konu hakkında büyük resmin idrak edilebilmesine yardımı dokunabileceğini düşündüğüm bir videoyu paylaşmak istiyorum :

Get the Flash Player to see this content.

Resimlerle ilgili açıklamalar:

1’inci Resim : Sağda duran bayanın arkasındaki sütunun rengi değişiyor.

2’nci Resim : Sağ arka fondaki ağaç yok oluyor.

3’üncü Resim : Ufuk çizgisi yükseliyor.

4’üncü Resim : Kale duvarının sağında yer alan toprak alan yok oluyor.

5’inci Resim : Sağ tarafta yer alan binanın rengi değişiyor.

Kategori: Animasyon, Beyin, Sosyo-politik, Video | Yorum (6) | Yazar: admin

Dünya Kupası ve Yanılmış Olmayı Dileyen İnsan

Perşembe, 8. Temmuz 2010 17:25

İnsanlığın düşmanları her adımlarını ölçüp biçerek atıyorlar. Özellikle aklında sadece kâr hırsı ve hammadde olan, insanlığın ortak değerlerini gözardı eden ABD emperyalizmi.

16 Haziran günkü yazımda şunları yazmışım: “Bu cehennem habercisi gibi gelişmeler Dünya Kupası maçları arasında unutulup gidiyor, kimsenin umurunda olmaksızın.”

Bu önemli spor olayı en çekişmeli aşamasına giriyor. 14 gün boyunca 32 ülkeden futbolcular ilk 16′ya girebilmek için çaba gösterdiler. Şimdi ise çeyrek finale, yarı finale ve finale kalabilmek için mücadele edecekler.

Futbol fanatizmi giderek artmakta, dünya üzerinde milyonlarca insanı etkisine almaya başladı bile.

Artık şunu sorabiliriz; kaçımız şu sıralarda ABD donanmasının en büyük uçak gemilerinden Harry S. Truman’ın beraberinde nükleer denizaltılarla birlikte Süveyş Kanalından geçerek İran Körfezine doğru yol almakta olduğunu biliyoruz?

ABD donanmasına eşlik eden gemiler arasında benzer ateş gücüne sahip İsrail savaş gemilerinin de olduğu bilinmekte. Bu donanma İran’a uygulanan abluka uyarınca ülkeye giriş çıkış yapan ticari gemileri arama yetkisine sahip olacak.

Hatırlanacağı gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, ABD’nin önerisi ve İngiltere, Fransa ile Almanya’nın desteğiyle çok ağır koşulları olan bir yaptırım kararı almıştı.

Diğer bir ağır yaptırım kararı da ABD Senatosundan çıkmıştı.

Üçüncü ve en ağır yaptırım kararı ise Avrupa Birliği tarafından alındı. Bütün bu gelişmeler 20 Haziran gününden önce oldu. O dönemde Fransa Cumhurbaşkanı acil bir ziyaretle Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ile görüşmüş, Rusya’nın İran ile görüşerek durumun daha kötüye gitmesine engel olması istenmişti.

Şimdi zaten İran açıklarında bulunan ABD donanmasına, ABD ve İsrail savaş uçaklarını taşıyan uçak gemisinin varması bekleniyor.

İşin en düşündürücü yanı ise ABD’nin Ortadoğudaki jandarması İsrail’in elinde son derece gelişmiş nükleer silahlar ve bunları kullanabilecek modern savaş uçaklarının bulunuyor olması.

İran Şahı 1979 yılında tek bir silah atılmadan Ayetullah Humeyni tarafından devrilmişti. ABD, İran’a karşı savaş açan Irak’ı desteklemiş ve Irak tarafından İran ordusuna ve Devrim Muhafızlarına karşı kullanılan kimyasal silahları tedarik etmişti. O dönemler Bağlantısızlar Hareketinin lideri konumunda olan Küba bu konuyla ilgili bilgiye sahipti. Savaşın etkilerine maruz kalan sivillerin durumunu da çok iyi biliyorduk. Bugün İran Cumhurbaşkanı olan Mahmut Ahmedinejad o dönemde Devrim Muhafızları 6. Ordu komutanı olarak İran – Irak Savaşının en sıcak çatışmalarının yaşandığı batı cephesindeydi.

Bugün 2010 yılında 31 yıldan sonra ABD ve İsrail devletleri, İran silahlı kuvvetlerininin milyonlarca askerini, hava, deniz ve kara kuvvetlerini ve Devrim Muhafızlarını hafife alıyor.

Bu saydıklarıma 12-60 yaş arasındaki 20 milyon erkek ve kadın ile toplam 70 milyon nüfusa sahip, düzenli şekilde milis eğitimi alan bir toplumu ekleyin.

ABD hükümeti bir plan uygulama çabasında. Buna göre

- Kapitalist tüketime sahip çıkan bir siyasi muhalefet hareketi yaratılacak,

- İran halkı bölünecek ve

- İran’daki rejim devrilecek.

Ancak artık bu plan geçersizdir. Ülkelerine saldıran ABD ve İsrail savaş uçakları karşısında hiçbir İranlının ABD’den yana olacağı iddia edilemez.

Son gelişmeleri tahlil ettiğimde şöyle bir sonuca varmıştım;

- Çatışma Kore yarımadasında başlayacak,

- Burada çıkartılacak ikinci Kore Savaşından sonra ABD’nin İran’a ikinci müdahalesi başlatılacak.

Bugünden baktığımda ise çatışmaların sırasının değiştiğini görüyorum; silahlı saldırı önce İran’a karşı düzenlenecek.

Artık ABD özel harekat kuvvetleri ve istihbaratı tarafından batırıldığı bilinen Güney Kore savaş gemisi Cheonan’ı batırmakla suçlanan Kuzey Kore yönetimi ise İran’a saldırıldıktan sonra sırada kendilerinin olduğunu çok iyi biliyor.

Gamsız futbolseverler Dünya Kupası maçlarının tadını çıkarmaya baksın. Kahraman halkımıza, hayat ve umut dolu Küba gençliğine, o muhteşem çocuklarımıza ve daima iyi geleceklerini aklımızdan çıkartmadığımız insanlığa şunları söylemeyi görev addediyorum; bu gelişmeler bizi hiçbir şekilde şaşırtmıyor.

Sadece, bir kaç bin yıl içinde insanoğlu tarafından gerçekleştirilen sayısız hayallere ve geliştirilen uygarlığa acıyorum.

Devrimci hayallerimiz gerçekleşmeye ve anavatanımız ayakları üzerinde doğrulmaya başlamışken, “yanılmış olmayı o kadar isterdim ki!”

-Fidel Castro Ruz /24 Haziran 2010 21:34

Kategori: Sosyo-politik | Yorum (16) | Yazar: admin

Mustafa…

Pazartesi, 21. Haziran 2010 18:50

Ankara saat sabah 08:15:00

Okulun bahçesinde toplanmış çocukların neşeli çığlıkları arasında müdür yardımcısının her sabahki alışıldık bağırtısı duyulur. ( Okulun önünü tam cepheden çekmektedir kamera. Tüm öğrenciler görünür. Müdür yardımcısı bağırırken kamera müdür yardımcısına zum yapar, sonra öğrencileri çekmeye devam eder. )

-“Çocuklar sıraya girin! Hizaya geçsin herkes! Andımızı okuyacağız”

Çocuklar neşelerini kaybetmeden hizaya girerler ve kürsüde bekleyen son sınıf öğrencisine yönelir dikkatler. ( Kamera çocukların oluşturduğu kalabalıktan kürsüde birazdan andı okuyacak heyecanla bekleyen son sınıf öğrencisine yönelir. )

Ön sırada kürsüye yakın duran sarışın bir çocuk, müdür yardımcısının uyarılarına harfiyen uymaktadır. ( Kamera çocuğa kitlenir. Gözlerine zum yapar. )

Mustafa’nın masmavi gözlerinde neşeyle karışık bir heyecan vardır.

Her sabah rutin olarak söylenen andı arkadaşlarıyla beraber söylemek için mikrofondaki sesi beklemektedir.

Müdür yardımcısı kürsüye yaklaşır ve komut verir. (Kamera kürsüyü çeker.)

“Rahat, hazroll!”

Sonra kürsüdeki kız çocuğun mikrofondaki sesi yankılanır.

“Türküm, doğruyum, çalışkanım.”

Hakkari Şemdinli gece saat 02:00:00

Türkiye Irak hududu, sınır bölgesinde bir karakolun uç noktasında bir mevzi. ( Kamera mevzideki askeri çeker.)

“Gecenin karanlığında silahından başka bir şey yoksa yanında, insanlığını uyutursun işte böyle batan güneşle” diye geçirir aklından Mustafa. Günün ilk ışıklarına kadar vahşi bir hayvanın beyni vardır artık içinde. (Kamera Mustafa’nın karanlıkta parlayan masmavi gözlerini çeker. )

Ankara saat sabah 08:15:30

“İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.”

Hakkari Şemdinli gece saat 02:00:30

Çevresinde yer alan varlıkları görmese de kokusu gelir burnuna Mustafa’nın. Yerde yürüyen böceğin sesini duyar. (Kamera Mustafa’nın postalına çıkmaya çalışan böceği çeker. ) Fakat karanlığa alışmış gözler bile uzun süre baktığında ağaçlar insan olur. Çalılar, sürünerek sana yaklaşan düşman olur. (Kamera karanlıkta rüzgarla salınan ağaçları, çalıları, zifiri karanlığın korkusunu çeker.)

Ankara saat sabah 08:16:15

“Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.”

Hakkari Şemdinli gece saat 02:01:00

Her şey hayat mücadelesidir. Ölümle yaşam bir mevzide beraberce durur Mustafa’nın yanında. Hayatın bir kullanımlık olduğunu öğrenmiştir Mustafa. Bedeni mevzidedir ama annesini düşünür. Annesinin ders çalışırken çay getirişini hayal eder. (Kamera kitapların arasında çalışan Mustafa’ya gülen bir yüzle çay ve kurabiye servisi yapan annesini çeker. Tüm umutları, biricik Mustafa’larının okuması için her şeyi yapmaya hazırdır annesi.) Mustafa’nın hayali çalılardan gelen bir çıtırtıyla silinir. Tüm kasları gerilir. Gözlerini kısar, silahını sıkıca kavrar ve parmağı tetikteyken karanlığa bakar. (Kamera hışırtının geldiği karanlığa odaklanır, sonra Mustafa’nın karanlığa doğrulttuğu silahın namlusunu karşıdan çeker. Namludan tetiğe, ordan Mustafa’nın vahşi bir kurt gibi bakan gözlerinin parladığı yüzüne odaklanır.)

Ankara saat sabah 08:16:45

“Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime and içerim.”

Hakkari Şemdinli gece saat 02:01:45

Mustafa annesini yumuşak sesini duyar. “Çayı soğutma Mustafa” ( Kamera şefkatle Mustafa’ya bakan annesini çeker.) Günlerden beri uyumamıştır Mustafa. Hayal ile gerçek arasındaki o ince çizgide bakar mevzisinden. Annesinin hayalini yırtan bir mermi vınlaması duyar aniden. ( Kamera karanlıkta ışıldayan namlu alevini çeker. ) “Mermi sesini duyduysam bi şeyim yok” diye geçirir aklından Mustafa. Eğitimde ilk önce, merminin sesten hızlı gittiğini öğrenmiştir. Sonra öğretilenleri otomatik olarak uygulamaya başlar: Alevin geldiği yer namlunun ucu değildir, yarım metre aşağı nişan al. Ateş et. ( Mustafa’nın vücudunun bir parçası olmuş silahıyla ateş etmesini çeker kamera. )

Ankara saat sabah 08:17:30

Ön sırada gözleri kapalı var gücüyle bağırır Mustafa. ( Kamera Mustafa’ya zum yapar. )

“Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.”

Hakkari Şemdinli gece saat 02:02:45

Ateş kusan demirler geceyi yırtar. Karanlıkta ışıl ışıl parlar mermi patlamaları. Roketler havai fişek gibi aydınlatır karanlığı. ( Kamera patlamaları, mermi alevlerini, sağa sola koşanları çeker. ) Bir kanasın gece görüş dürbününden görünür Mustafa’nın şakağı. Bir parmak asılır tetiğe. Zaman yavaşlar, burkulur, kırılır. Zaman durur…

Ankara saat sabah 08:18:15

Gözleri ilerde, göğsü dik tüm gücüyle haykırır Mustafa ( Kamera Mustafa’nın ak alnını, parlayan gözlerini çeker.)

“Ne Mutlu Türküm Diyene!”

Kategori: Sosyo-politik | Yorum (16) | Yazar: admin

9′u 5 geçe…

Cuma, 11. Haziran 2010 9:38

Artık kesinlikle anladım.

Tüm sistem, 9’u 5 geçe durmuş…

Kategori: ATATÜRK, Sosyo-politik | Yorum (13) | Yazar: admin

Mavi Marmara…

Pazartesi, 31. Mayıs 2010 20:19

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!..

Kategori: Animasyon, Sosyo-politik | Yorum (16) | Yazar: admin

Başaramayacaklar…

Pazartesi, 3. Mayıs 2010 19:58

 

Bir gazetede “Basılan Karakola Kahreden Telefon” başlığıyla okuduğum yazı kahretti beni. Dört şehidimizden ziyade, adeta terörisletin başarısını konu alıyordu yazı. Öylece bakakaldım ekrana. Okuduğum her kelime aklıma bir acı bombası savuruyordu. Ekrandan çıkan bir el sanki boğazıma sarılmış nefes almamı engelliyordu. Tek tesellim şehitlerin gazetede yer alan bu yazıyı okuyamıyacak oluşları oldu.

Sanırım bu duruma verilebilecek en güzel cevabı Seval öğretmen vermiş.

Seval öğretmenler ve onun öğrencileri var olduğu sürece başaramayacaklar…

Seval Eroğlu’nun konuşmasının yer aldığı site:

http://www.borhaber.net/Detay.asp?Id=424

Kategori: Sosyo-politik, Video | Yorum (7) | Yazar: admin

23 Nisan…

Cuma, 23. Nisan 2010 14:44

 

Dünyadaki tek çocuk bayramıdır 23 Nisan.
Küllerinden yeniden doğan Türk Milleti’nin, tarihin akışını değiştirerek esaret zincirini kırdığı gün…
İçimi derin bir huzur kaplar her 23 Nisan’da.
Neden mi?
Çünkü her 23 Nisan’da siyasiler koltuklarını bir günlüğüne çocuklara teslim ederler.
Bir günlüğüne dahi olsa kirlenmemiş körpe beyinleriyle çocuklar otururlar o koltuklara.
Koltuklarını verenler korku dolu gözlerle bakarlar; “acaba kalkacak mı velet?” diye.
Keşke kalkmasalar…

Kategori: Karikatür, Kendimle_Konuşmalar, Sosyo-politik | Yorum (9) | Yazar: admin

Çok eskilerden bir ses…

Pazartesi, 5. Nisan 2010 20:25

Günümüzü ve geleceği idrak etmek için geçmişten gelen bu sesi dinleyin lütfen…

20 sene  öncesinden Uğur Mumcu konuşuyor:

 

Konuşmayı dinlemek için soldaki oka tıklayınız.

 

Kategori: Sosyo-politik, Uğur MUMCU | Yorum (11) | Yazar: admin

Çanakkale Geçilmez

Perşembe, 18. Mart 2010 10:04

Çanakkale geçilmedi 1915’de.

Çünkü o dönemdeki insanlar aç olsalar bile fikirlerini, inançlarını, bağımsızlıklarını yemedi.

Makam, rütbe, koltuk sevdası ülke menfaatlerinden önce gelmedi.

Herkes bir amaç için hayatlarını sermaye yaptı.

Önünde öleni gördü ama ölmekten çekinmedi.

Çanakkale geçilmezi öğrendi dünya 1915’de.

Ancak şu an düşman, artık Çanakkale’den geçmeye gerek kalmadığını anladı…

Çünkü Çanakkale’den topla, tüfekle, gemiyle geçmek imkansızdır.

Ama insanların beynini kullanamaz hale getirmek daha kolay günümüzde.

Bi şeyler yapmalıyız.

Kategori: Sosyo-politik | Yorum (9) | Yazar: admin

ABD Demokrasisi

Cumartesi, 6. Mart 2010 23:11

ABD Temsilciler Meclisi, Dış İlişkiler Komitesi’nde, sözde 1915 Ermeni Soykırım Tasarısı,  4 Mart 2010 tarihinde gerçekleşen oylama sonucunda 22′ye karşı 23 oy ile kabul edildi.

Bu olay hepimizin balık hafızalarında kısa süre sonra unutulup gidecek.

Oysa ben size, Kristof Kolomb’un 1942′de Amerika’ya ayak bastığında, 27 milyon olan Kızılderili nüfusunun, 1982′de ancak 1,5 milyon olduğunu haykırmak istiyorum.

Beyaz adamın yaptığı inanılmaz katliam ve soykırımın sonucunda bu gün ABD’de yaşayan Kızılderili nüfusundan bahsetmek neredeyse imkansız.

Kuzey Amerika’da yaşayan bütün yerli kızılderililerin %95′i yok edilmiş. O devirde Roosevelt “en iyi yerli, ölü yerlidir” demişti.

Örnek almaya çalıştığımız ABD demokrasisi milyonlarca yerlinin katledilmesi üzerine inşa edilmiştir.

Merak ediyorum: Acaba bizden bir milletvekili çıkıp da yüce mecliste ABD’nin geçmişte Kızılderililere yapmış olduğu soy kırımı oylasa ne olur?

İtibarlı ve onurlu ülkeler, haklı oldukları durumda misli ile karşılık verirler.

Neden biz bu konuyu gündeme getirip oylama yapmıyoruz?

Neden?

Hepimiz geçmişimizle bağlantılarımız kopartılarak niteliklik köleler olma yolunda hızla ilerliyoruz.

Mankurtlaştıkça avanaklaşıyoruz.

Bu bilinçsizlik ve eylemsizlikle bizden sonraki nesillere emanet edeceğimiz çok fazla şey kalmayacağından korkuyorum…

Acı çekiyorum….

Saf acı…

Not: Bu konuyu sağ sutundaki ankette oya sunuyorum. ohh.

Kategori: Sosyo-politik | Yorum (25) | Yazar: admin

Demokrasi…

Çarşamba, 9. Aralık 2009 23:37

Çoğunluk, demokrasiyle beslenerek, kalabalığın dikatörlüğü haline geldiğinde; bunun bedelini azınlıkla beraber ödemeye hazır olmalıdır!..

 

Kategori: Kendimle_Konuşmalar, Sosyo-politik | Yorum (1) | Yazar: admin

Dağdan İnip Saçıldılar…

Salı, 1. Aralık 2009 13:44

Doymak bilmeyen küresel bir canavarın lezzetli besinleriyiz…

Aklımız azaldıkça tadımız artıyor…

Sistemin çarkları arasında tozlaşan beynimiz, sömürüldükçe yitiyor…

Uyuduğumuzun farkına varmadan uyuyor olmamız ne garip…

Uyanıkken gördüğümüz bir rüyadayız sanki. Hepimizin aynı anda gördüğü bir halüsinasyon değilse bu yaşananlar, halihazır durumu nasıl açıklayabiliriz?

Çaresizliğinin farkında dahi olmayan aklımızın esaret zincirlerini kırmanın bir yolunu bulmalıyız.

Rasyonel aklın yeterli olmadığı bu düzlemde, sezgilerimiz özgürleşmeli hemen.

Uyuduğumuzun farkında olmadan uyanmayı başarabilecek miyiz?

Bu devasa paradoksun sivri dişleri, bir yandan bizi emerken, damarlarımıza uyanık olduğumuz yanılsamasını pompalıyor.

Böğürmek istiyorum.

Evet, iki karşıt fikri aynı anda akılda yan yana koymak ve yine de denetimi kaybetmemek lazım.

Aklımla yapacağım düellonun bedelini ödemeye razıyım.

Ben kazanırsam aklımı kaybedeceğim.

Aklım kazanırsa kendimi kaybedeceğim…

Bu arada haberleri seyrederken beyin hücrelerimin rezonansa girdiğini ifade etmek gerek.

Dağdan inen ve şenliklerle karşılanan insan topluluğunun halini görüyorum…

- Pişman mısın?

- Hayır değilim.

Bir yanda madalyasını atan şehit yakınları ve gazilerimiz…

- Pişman mısın?

- Evet pişmanım.

Böyle giderse düelloya gerek kalmadan kafayı kıracağım. ehi…

Pardon. Umarım uyandırmamışımdır…

Devam devam yok bi şey…

Fıssss. Horrrr.

Kategori: Kendimle_Konuşmalar, Sosyo-politik | Yorum (1) | Yazar: admin

Yerim ben sizin… / Yılmaz ÖZDİL

Salı, 1. Aralık 2009 13:20

Kararlılık mesajı çıktı ya daha ne istiyorsunuz?

Eğip bükmeden soralım…

Son 5-6 yılda…

PKK’lı mı tıktık içeri?

Subay-astsubay mı?

Eli silahlı teröristlere habire af çıkarırken; İstiklal Madalyası sahibi Jandarma Genel Komutanı’nı hapse atıp, beyin kanaması geçirene kadar içerde tutmadık mı?

PKK’ya yataklık yaptığı için hapiste yatan kadını, çıkarıp, Meclis’e sokarken, Cumhurbaşkanı’nın masasına davet ederken; 1′inci Ordu Komutanı’nı “terör örgütü kurmak”tan içeri tıkmadık mı?

Şehide “kelle” dediği için tazminat ödemeye mahkûm olan, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim” diyen Başbakan’a, “Bravo, aynen devam” deyip, yüzde 47 oy vermedik mi?

PKK, hastalanmaması için serçe parmağının tansiyonu bile ölçülen Abdullah Öcalan’ın saçı kesildi diye, kalkışma provası yapıp, Diyarbakır’ı yakıp yıktığında, polisin-askerin elini tutup, “Cana geleceğine mala gelsin” diyen Diyarbakır Valisi’ne “aferin” deyip, Başbakanlık Müsteşarı yapmadık mı?

Kafamızda Amerikan çuvalıyla gezerken, koordinatör saçmalığı icat edip, “Amerika bizi çok seviyor, istihbarat verecek” demedik mi?

“Amerika istedi diye harekátı kısa kestik, içerde parça bıraktık, o kampları tutmamız gerekirdi” dediği için, neredeyse “vatan haini” ilan edilen Deniz Baykal, o kamplardan gelen teröristler önceki gün Aktütün’ü bastığında haklı çıkmadı mı?

Irak’taki hacivat “Kedi bile vermem” derken; yaralı PKK’lıların tedavi edildiği Kuzey Irak’taki hastaneyi bile kendi ellerimizle yapmadık mı?

Vatandaşa zam üstüne zam geçirirken, PKK’yı koynunda besleyen Barzani’ye, Talabani’ye yarı fiyatına elektrik vermiyor muyuz?

İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de kadınları çocukları havaya uçurduklarında; besleme medyadaki arkadaşlar utanmadan, “Ne malum PKK’nın yaptığı” demedi mi?

Şehit çocukları çıplak ayakla gezerken, tabut başındaki karnı burnunda tazeler Allah’ıyla baş başa kalmışken; fitreleri zekátları Mehmetçik Vakfı yerine, Almanya’da din-iman hortumcusu olduğu alenen tescillenen Deniz Feneri’ne vermiyor muyuz?

Gariban ailelerin çocukları şakır şakır şehit düşerken, subay-astsubay çocukları oradan oraya tayin edilip, lise mezunu olana kadar 28 tane şehir değiştiriyor; yaşadıkları travma nedeniyle üniversite kazanamıyor ve onlara hiçbir ayrıcalık tanınmıyorken; “Babamın parası var, benim de bokumda boncuk var, onun için yurtdışında okuyorum” diyenler askerlikten yırtmıyor mu?

Bir zamanlar bu memlekette askerlik yapmayana kız bile verilmezken, “Popomda sivilce çıktı, bak bu da raporu” diyenler, askerlikten sıyırmıyor mu?

Genelkurmay, 68 kere basılan 46 şehit verdiğimiz gecekondudan bozma dandik karakolu, parasızlık nedeniyle 100 metre ileriye taşıyamadığımızı açıklarken; Genelkurmay eski Başkanı’na, korgeneral refakatinde askeri uçakla taşıyarak, 1 trilyon liralık zırhlı Audi almadık mı?

Neymiş efendim, terör zirvesi toplanmış, kararlılık mesajı çıkmış…

Yerim ben sizin o kararlılık diyen dillerinizi.

Kategori: Sosyo-politik | Yorum (2) | Yazar: admin

Paradoks

Pazartesi, 30. Kasım 2009 20:45

Doymak bilmeyen küresel bir canavarın lezzetli besinleriyiz…

Aklımız azaldıkça tadımız artıyor…

Sistemin çarkları arasında tozlaşan beynimiz, sömürüldükçe yitiyor…

Uyuduğumuzun farkına varmadan uyuyor olmamız ne garip…

Uyanıkken gördüğümüz bir rüyadayız sanki.

Hepimizin aynı anda gördüğü bir halüsinasyon değilse bu yaşananlar, halihazır durumu nasıl açıklayabiliriz?

Çaresizliğinin farkında dahi olmayan aklımızın esaret zincirlerini kırmanın bir yolunu bulmalıyız.

Rasyonel aklın yeterli olmadığı bu düzlemde, sezgilerimiz özgürleşmeli hemen.

Uyuduğumuzun farkında olmadan uyanmayı başarabilecek miyiz?

Bu devasa paradoksun sivri dişleri, bir yandan bizi emerken, damarlarımıza uyanık olduğumuz yanılsamasını pompalıyor.

Böğürmek istiyorum.

Uyanıkken uyanmak, uyurken uyumak istiyorum.

İki karşıt fikri aynı anda akılda yan yana koymak ve yine de denetimi kaybetmemek için hazırım.

Aklımla yaptığım düelloda kazanırsam bedelini ödemeye razıyım.

Düelloyu kazandığımda aklımı kaybedeceğim… Yaşasınnn…. Özgürleşeceğim…

Allam mutluyum… ( kalbi pıtı pıtı eder, kendine huni beğenir, direksiyon bakar, pompalı el kornası arar…ehi ehi der ve koşarak uzaklaşır…;)

Kategori: Kendimle_Konuşmalar, Sosyo-politik | Yorum (0) | Yazar: admin

O’nu düşünün…

Pazartesi, 30. Kasım 2009 20:41

Ateş kusan demirler ölüm yağdırdı…

Ölüm, kor kor oldu annelerin, babaların, körpe yavruların, eşlerin yüreklerini dağladı…

Aktütün Karakolu’nda 15 vatan evladı ölürken ölümsüzleşti.

Zaman durdu. Dünya durdu.

15 vatan evladı bir anafor oldu ve şu ana kadar tartışılan her şeyi içine çekti.

Tüm problemler minicik kaldılar…

Şimdi geride kalan gözü yaşlı analar, babalar, kardeşler, eşler ve evlatlar en yakınını kaybetme acısının ne olduğunu biliyor artık.

Şu an, herkesten hayatta en değer verdiği kişiyi düşünmelerini istiyorum bir anlığına…

Konsantre olun ve düşünün lütfen…

Hayatta çekinmeden canınızı feda edeceğiniz birini.

O’nu düşünün…

O’nun hayatını sermaye ederek, canı bir çelik parçasına emanet, gece gündüz demeden, bayram, tatil demeden yeri geldiğinde aç susuz bir tek Allah’ın yanında olduğu bir karakolda sarp kayalıkların ardında ufka baktığını düşünün.

Hep sizin hayalinizle, mutlu anlarınızın hatıralarıyla görevini şerefle bitirip geri gelme uğruna göğsünü siper ettiğini düşünün.

Siz rahat uyuyabilesiniz diye O’nun hiç uyumadan beklediğini düşünün.

Kanla beslenen leş kargalarının kahpe bir kurşunuyla O’nun mutlu gülümsemesinin bittiğini ve öldüğünü düşünün…

İşte 15 vatan evladının yakınları şimdi aynı şeyi düşünüyor…

Onları şehit edenler ise tekrar inlerine geri döndüler.

Balık hafızamızın bir tur atmasını bekledikten sonra saklandıkları delikten çıkıp yeniden aynı şeyi yapacaklar.

Yazacak o kadar çok şey geliyor ki içimden…

Fakat diyebileceğim tek şey var şu an:

Barış şartlarında savaş olmaz!..

Savaş, topyekûn yapılır.

Savaş, kurtuluş savaşında atalarımızın yaptığı gibi yapılır.

Analar, çocukları yerine top mermisi taşımalı.

Babalar da gelmeli savaşa.

Çocuklar da gelmeli savaşa.

Eli silah tutabilen kim varsa gelmeli.

Hepimiz volkan olup üzerlerine akmalıyız.

Benim bildiğim savaş böyle olur.

(Çok kızgındır… Gözlerini kısar ve ufka bakar… Sakinleşmelidir…;)

Kategori: Kendimle_Konuşmalar, Sosyo-politik | Yorum (0) | Yazar: admin