Kategori Arşiv 'Ahmet Şerif İZGÖREN'

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – III

Pazartesi, 22. Şubat 2010 9:27

*Cristoph Grosser’e derler ki “Türkiye’de çalışmak ister misin?” Türkiye hakkında bir şey bilmedikleri için eşiyle birlikte önce bir görmek isterler ülkeyi. Bundan otuz yıl öncesi; gelirler, bir araba kiralarlar. Kapadokya civarında araç arıza yapar. Gece zifiri karanlık. Şehirlerarası bir yol, in cin top oynuyor, yabancı bir ülke. Tek bir ev görüyorlar, çalıyorlar kapıyı. Aile yabancı dil bilmemelerine rağmen durumu anlıyor, bir tavuk yemeği yapıyorlar Alman çifte. Yoksulca bir eve, iki de çocukları var. Sabah Cristoph eşini bahçedeki kümesin başında ağlarken buluyor. Gidiyor yanına. Eşi kümesi gösteriyor, kümeste hiç tavuk yok. Fakir aile, o yoksulluğun içinde tanımadığı Alman çifte kümeslerindeki son tavuğu kesip ikram etmiş…

*”Hocam, İsviçre’de bir kapıyı çaldığınızda kapıyı beş cm açıp, büyük bir güvensizlikle aralıktan bakarlar. Türkiye’de hangi kapıyı çalarsanız çalın sonuna kadar açıyorlar. En büyük fark bu…”

*Temel diyormuş ki “Anlamıyorum, bu kadınlar bu parayı nereye harcıyor? İçki desen yok, kumar desen yok, kadın desen kendileri zaten kadın!”

*Üç tür adam vardır.

Birinci tür, hep başkalarının üzerinden geçinir.

İkinci tür, sırf kendisi için çalışır. (Sistemin yetiştirmeye çalıştığı insan grubu bu.)

Üçüncü tür, kendisi ve ülkesi için çalışır.

En rahatı üçüncü gruptur, çünkü orada rekabet çok azdır.

*Vatanını sevmeyen birinin, kendisini sevmesine imkan yoktur.

Kendini sevmeyenin de mutlu olmasına imkan yoktur.

*Tanıdığınız en ünlü Amerikalı generaller kimlerdir?

Eskiler General Patton der.

Benim yaş grubu, çöl ayısı, General Schwarzkopf’u hatırlar.

Şimdikiler General Zaid falan diyebilir. Yanlış.

General Electric ve General Motors.

Tüm savaşı ekonomiye kaydırdılar.

*”Bize özelleştirmeyi  öven, pompalayan, bunun önüne engel koyanların tepesine binen ABD’de, Amerikan Silahlı Kuvvetleri’ne herhangi bir ürün satmak istediğinizde şirketinizin % 51’inin Amerikan ortaklığına sahip olması ön koşulu var. Bizde böyle bir kural koy, ortalığı ayağa kaldırırlar. Amerikan büyükelçisi bile bütün meclisi ayağına çağırır. Eskiden ziyarete gidiyorlardı, şimdi milletvekillerini ayaklarına çağırıp fırça atarlar.”

*Geçenlerde televizyonda  “Memurlar iş yavaşlatma eylemine girecekler” diye bir haber vardı, şimdikinden daha yavaşı da varmış demek ki. Şu uzay istasyonlarında, yerçekimsiz alanlarda yürüme durumu var ya, herhalde öyle çalışacaklar.

*Ayaklarınızın yere bastığından emin olun. Gerçekten uçabilirsiniz.

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar | Yorum (10) | Yazar: admin

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – II

Çarşamba, 17. Şubat 2010 16:33

* Göçmen arkadaşlarımızın işi yapma kaliteleri açısından bende ayrı bir yerleri vardır. Çok çalışkandırlar ve işlerini mükemmel yaparlar.

Bulgaristan’da, Yunanistan’da Yugoslavya’da iyi eğitim aldıkları için değil.

Bizde eğitim almadıkları için kurtarmışlar.

* Hukuk denilen şey, kapitalist sistemde, zenginin parasını garibandan koruyan cellattır.

* Yaşlı adamın biri, çölde devesiyle giderken yerde yatan muhtaç birini görür. Su verir, devesine bindirir. Kendisi yürümeyi göze almıştır. O sırada deveye binen adam bir anda deveyi topuklar ve kaçmaya başlar.

Yaşlı adam hırsızın ardından bağarır:

- Oğlum, ne olur kimseye anlatma.

Hırsız şaşkınlıkla durur ve sorar:

-  Niye ki?

-  Oğlum eğer birileri duyarsa bunu, yarın çölde ihtiyaç içindeki birine kimse yardım etmez.

* Bu ülkedeki suçlarını % 99’unu nüfusun % 1’i, şuçların geri kalan % 1’ini de nüfusun % 99’u işliyor…

* Rüyalarınızın gerçek olduğu yer sizin cennetinizdir.

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar | Yorum (17) | Yazar: admin

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı. / Ahmet Şerif İzgören – I

Pazartesi, 15. Şubat 2010 22:51

* Ülkede işsizlik falan yok, bilgisizlik var. Girişimci ruhumuz yok olmuş durumda. Herkes işini idareten yapıyor.

* Düzeltmeyi  başaramayabilirsiniz, ama en azından örnek olursunuz. Küçük Ahmet’i bir ustanın yanına verirler, iş öğrensin diye. Usta deli mi, dahi mi belli değil; devamlı uçmaya çalışan bir adam. Etraftaki tüm ustalar dalga geçerler. Bir gün kanat takıp atlar usta, çırağının gözleri önünde düşer ölür. Ustayı tanımıyorsunuz ama çırağı tanıyorsunuz. Hazarfen Ahmet Çelebi. Siz de bazen başaramayabilirsiniz, ama en azından örnek olursunuz. Bunun adı zaten başarmak.

* Dostlar, rüyalarınız gerçek olsun ister misiniz? E, o zaman, önce bir uyanın.

* Kendini acayip ciddiye alıp işini ciddiye almayan insanlar topluluğu olduk. Keşke ciddiye aldığımız şey kendimiz değil, işimiz olsa.

* Ali Mahmut sormuş:

- Seyfi nereye gidiyorsun?

- Ke… ke… kekemeee o….. okuluna giiidi… yoooorum.

- Yav hiç gitmene gerek yok, şahane kekeliyorsun.

– Ahmet Şerif İZGÖREN

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar | Yorum (8) | Yazar: admin

Yeni yılda iki soru…

Çarşamba, 30. Aralık 2009 18:40

Yeni bir yıl geldi.

Geçen bir senenin muhasebesi ve gelecek senenin planını yapmak için kısa bir vakit ayırmanın tam zamanı.

Kendimize iki adet sert soru sormalıyız.

Gelecek hayalim nedir?

Yaşam amacım ve hedeflerim nelerdir? (Bakınız Avucunuzdaki Kelebek/Ahmet Şerif İZGÖREN)

Bu soruların cevapları yoksa durum çok vahim demektir.

Hadi sorun. Daha da önemlisi soruların cevapları olsun.

Aksi takdirde seneler, ömrümüzü tüketmeye çalışan zamanın, kararlı işbirlikçileri olarak yaşamımızla besleneceklerdir.

Herkese bu iki sorunun da cevabı olan güzel yıllar diliyorum.

Gözlerinizi beriltip bakınmayın. Cevap bulun hadi.

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Genel | Yorum (9) | Yazar: admin

MOKS / Ahmet Şerif İZGÖREN

Pazartesi, 30. Kasım 2009 21:01

Geçtiğimiz ay televizyon kanallarında bir haber vardı. Asker; ablasını aramış,”Abla, babam beni cebimden bir arayıversin” demiş, belli ki kontörü yok. Baba, Egeli bir çiftçi, üç gün arayamamış oğlunu. Ama oğlu hep aklında, üçüncü gün oğlunun şehit olduğu haberi gelmiş. Hüngür hüngür ağlıyordu baba, “Param yoktu kontör alamadım, son bir kez duyamadım oğlumun sesini!” diyordu.

Kapattım televizyonu.

Ben de ağladım.

II. Dünya Savaşı bitiyor;

Kore’de kişi başına düşen yıllık gelir 65 dolar.

Japonya’da 130 dolar.

Türkiye’de 200 dolar.

Yıl 2007;

Kore’de 24.000 dolar.

Japonya’da 40.000 dolar.

Türkiye’de 4.000 dolar.

Bu ülkede bürokrat ve politikacılara giden rüşvetin yıllık bütçesi, 5-7 milyar dolar arası. Tam rakam bilinemiyor.

Öte yandan babacık, kontör bulup oğlumun sesini son bir kez duyamadım diye ağlıyor, oğlum vatan için şehit oldu diye değil.

Bu ülkeyi 1940′lardan beri yöneten tüm o pişkin adamların ellerinde kan yok, diyorsanız iyi düşünün.

Dünyada 200 devlet var. Bunlardan 170′i bize vize uyguluyor.

Bu ülke korkunç yönetildi.

Büyük şehirlerin lüks semtlerinde, saat 10:00 -11:00 gibi evlerin kapısının önünde bekleyen siyah, hepsi en az 100.000 avroluk lüks, resmi plakalı arabalar görürsünüz. Mesaiye o saatte gider bu adamlar.

Çiftçi Amca hüngür hüngür ağlar…

 

-Ahmet Şerif İZGÖREN

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Kişisel Gelişim | Yorum (1) | Yazar: admin

Bilinçaltımız ve Eşikaltı Büyücüleri / Bazı şeyler görünmesi için saklanır

Pazar, 29. Kasım 2009 16:05

Bilinç değerlendirir, algılar eler.

Bilinçaltının böyle bir şansı yoktur.

Beyin gün içerisinde 2000 e yakın girdiye karşı karşıyadır.

Algı dışarıdan gelen uyarıların kabulüdür.Genel ve anlıktır.Bu uyarıların sadece çok az bir bölümü beyin tarafından bilinçli olarak tanımlanır ve süreçten geçer. Gerisi bilinçaltı bellekle ilgilidir.

Gereksiz bilgiler kaybolur gider diğerleri bilinçaltına yerleşir. Bilinçaltınıza yerleşenleri değiştiremezsiniz. Bilinçaltınızı yargılayamazsınız ve kolay kolay unutamazsınız. Bilinçaltı bellek davranışlarınızı ve kararlarınızı etkiler.

Bilinçaltımız büyülü bir alan, insanların kendisine bırakılamayacak  kadar büyülü bir alan.

Kelime, görüntü ve sesler vasıtasıyla bilinç algımızın sınırlarının altında yapılan etkileme çalışmasına sublimen adı veriliyor.

Sub latince altında Limen de eşik anlamına geliyor. ( Eşikaltı)

Net duymadığımız seslerle ve görmediğimiz görüntülerle etkileme, kişinin farkında olmadan girdiye yanıt vermesi yada etkilendiğinin farkında olsa bile ne olduğunu bilememesiyle olmaktadır.

Beyin, gün içinde karşılaştığı binlerce mesajı hızla unutur. Üç tür mesajı ise unutmaz ve bunlar bilinçaltına yerleşir:

Dehşet, seks ve ölüm.

Bilinçaltı doğası bunlara hayır diyemez.

Bunları reklamda ve propagandada çok açık kullanma şansı yoktur. Öyleyse en iyi teknik, görüntülerin içine gizlice yerleştirmektir.

Buradaki ana yöntem görünmesi için saklamaktır. Teknik ilk anda gözünüzün görmemesi ama bilinçaltınızın fark etmesi üzerine kuruludur. O yüzden reklamlardaki görüntüler flu, yorumlanamaz, tam olarak nitelendirilemez ve ispatlanamaz olarak kullanılır.

Ölüm ve dehşeti çağrıştırmak için kullanılan sembol, kafatası silüetidir.

Seksi çağrıştırmak için yerleştirilen görüntüler ise penis silueti, çıplak vücutlar ve çeşitli şekillerde yazılmış seks yazılarıdır. Bu tür semboller reklamlarda görülmeyecek şekilde konulur böylece bilinçaltına bir çengel atılır.

Propaganda iyi yada kötü değildir, doğru ya da yalan olması gerekmez. Propaganda bir yöntemdir. İnsanların fikirlerini, duygularını, bakış açılarını değiştirmek için yapılan tüm çalışmaları içeren bir yöntem.

- Eşikaltı Büyücüleri / Ahmet Şerif İzgören

Şimdi aşağıdaki resme iyice bakın ve subliminal mesajı bulmaya çalışın…

Uyanın !.. Tercihlerinizi, yaşam tarzınızı, kararlarınızı sizin onayınız olmadan etkiliyorlar… Bilinçaltınızı gıdıklıyorlar, kaşıyorlar, tokatlıyorlar ve mıncıklıyorlar… Uyanın çok geç olmadan. Esasında olmadığınız bir şeye dönüşmeden Uyanın…

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Beyin, Bilinçaltı, Yazarlar | Yorum (0) | Yazar: admin

Hıdır Kişisel Gelişiyor / Ahmet Şerif İZGÖREN

Pazar, 29. Kasım 2009 3:50

Zirvede genç bir yönetici üç günlüğüne bir adaya gider. Sahilde tek başına alır laptopu hesap-kitap derken bir adam gelir sahile, onun yaşlarında. Bir de kova. On dakikada koca koca balıklar yakalar, kovayı doldurur ve gider.

Ertesi gün aynı sahne… Üçüncü gün zıpır yönetici gider adamın yanına.

- Niye on dakikada bırakıyorsun?

- Yetiyor bana.

- Sekiz saat tutsan yüzlerce kat daha fazlasını yakalar mısın?

- Evet

- Kilosu şu kadardan, şu kadar eder. Bu parayla altı ayda üç balıkçı teknesi alırsın, yanında dokuz kişi çalışır. O tekneler sana, bak hesapla, beş yılda şu kadar kazandırır.

- Sonra?

- Balık çiftlikleri kurar, ihracat yaparsın.

- Sonra?

- Yerleşir deniz kıyısına, keyif yaparsın.

- Ağabey, ben şimdi zaten onu yapıyorum.

- …

Not : Deniz kıyısında keyif yapmak istiyorum …

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Yazarlar | Yorum (4) | Yazar: admin