Perşembe, 24. Haziran 2010 19:21


Medyanın en acımasız silahı: televizyonlar.
Yapılan sayısız araştırma sonucunda, tipik bir programa odaklanarak televizyon ekranının karşısında 30 dakika geçirdikten sonra, izleyicinin beyninin nitelik olarak hipnoza çok benzeyen bir hale geldiği kanıtlanmıştır.
Zengin fakir, herkesin evinde mutlaka en az bir televizyon var.
Hipnoz makinesi haline gelmiş bu tehlikeli aygıtlar, kitleleri toplu halde uyuştururken, hangi fikrin nasıl algılanacağı konusunda öz denetimimizi kaybediyoruz.
Üstelik yayıncılık, kamu hizmeti şeklinde yapılmaya çalışıldığında siyasi erkin ya da güç odaklarının ağzını sulandıran kolay bir lokma olmaktan öteye gidemiyor.
Televizyon antenlerine gönderilen yayınlar insanları uzaktan yönetilen yarı otomatlara çeviriyor.
Kısa bir süreliğine gözünüz televizyona değmeye görsün. Bu büyülü makine hemen yutuyor sizi.
Tüm bunların yanı sıra yayıncılığın eşikaltı mesaj boyutu var ki; bu içinde bulunduğumuz durumun ne kadar vahim ve tehlikeli boyutlarda olduğunun bir başka göstergesi. ( Ayrıntılı bilgi için bakınız: http://www.benoyum.com/?p=357, http://www.benoyum.com/?p=369, http://www.benoyum.com/?p=987 ya da mutlu mesut yaşamınıza devam etmek için asla bakmayınız ehi.)
Bu arada küçük bir hatırlatma yapmak gerekirse ABD’de eşikaltı mesaj reklamı yapmak kanunlarla yasaklanmıştır, ülkemizde bu konu ile ilgili bir kanun olduğundan şüphe duymakla beraber konunun bilindiğini bile sanmıyorum.
Üstelik yayıncılığın, ülke politikalarını, hatta dünyayı etkileme gücü olduğuna inanıyorum. Bir devletin kültür emperyalizmine maruz kalmaması için uygulaması gereken bazı yaptırımların söz konusu olabileceğinden bahsetmek istiyorum.
Aslında bu durum, Rusça dil öğrenme çabasıyla bir Rus TV’sinde yayın izlerken dikkatimi çekmişti. Filmde dublaj yoktu. Sonra diğer kanallara baktım tüm filmler dublajsızdı. Filmin orijinal İngilizcesi oynarken arkadan bir ses konuşulanları Rusçaya çeviriyordu. Hatta bazı kanallarda filmde konuşan bayan da olsa erkek de olsa çeviren sadece bir kişi oluyordu. Teknolojide ABD’ye kafa tutmuş bir ülkenin seslendirmede bu kadar geri kalmış olması beni çok şaşırtmıştı. Fakat olayın üzerinde biraz düşündüğümde Rusya’nın neden ABD’ye kafa tuttuğunu keşfettim. Bir Rus çocuk Hollywood yapımı bir filmi izlediğinde, filmdeki kişileri İngilizce konuşurken görüyordu. Sonuçta İngilizce konuşan biri, farklı bir kültüre sahip, farklı bir ülkenin insanı olabilirdi ancak. Sonra araya kendi kültüründen bir Rus çıkıp söylenenleri Rusçaya çeviriyordu. Filmi izleyen Rus çocuğunun, seyrettiklerinin başka bir kültüre ait olduğunun ayırımını yapmaması mümkün değildi. Oysa körpe beyniyle bir Türk çocuğu, seyrettiği bir Hollywood filminde konuşanların kendi ana diliyle konuştuğunu görüyor ve aradaki ayırımı keşfetme yeteneği olmadan büyüyor. Sonuçta bizim Türk çocuğu, ABD’nin ( Hollywood) dayattığı kültür değerlerini içselleştiriyor; şaşırdığında woow diyor, anladığında okey diyor, kızdığında şit diyor. Türk çocuğu büyüdüğünde biz fark etmesek de yarı İngilizce yarı Türkçe konuşan bir ABD vatandaşı oluyor. Nike ayakkabısıyla, Levi’s kotuyla, ABD’nin satmak istediği ne varsa üzerine takıp takıştırıp bir tüketim kölesi haline geliveriyor.
ABD acımasızca saldırıyor. Sinema sahnelerinden, Televizyon ekranlarından, enformasyon süzgeci olmayan gençlerimizin taze beyinlerine, korunmasız bilinçaltına tecavüz ediyor. Biz de çocuklarımızın yanına oturup patlamış mısırlarımız elimizde bu tecavüzü izliyoruz.
Yakın gelecekte, bir gün her şey internet olduğunda, televizyonlar da internete gömüldüğünde internetin geniş alan ağında görüşmek üzere…