Kategori Arşiv 'Beyin'

Bilincinizde Bir Delik Açın!..

Pazartesi, 23. Ağustos 2010 23:27

Bilinç, henüz keşfedilmemiş en büyük potansiyelimiz.

Düşünceler, kelimeler ve hayaller üretir.

Ancak ne yazık ki; her zaman düşüncelerimizle kelimeler arasında bir boşluk kalır.

Bence müzik, bilincimize bir delik açıp oradan kelime ve düşüncelerin ötesini görmemizi sağlıyor.

Hadi bilincimizde küçük bir delik açalım…

Joe Satriani-The Forgotten.

Kategori: Beyin, Müzik, Yabancı | Yorum (12) | Yazar: admin

Hafıza Hapı ve Mayalar

Pazar, 22. Ağustos 2010 0:20

Ben, hafızada yaşar ve büyür. Hafıza ise insanlık tarihi düşünüldüğünde insanoğlunun yeni keşfetmeye başladığı bir yapı. Beyin üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar gelişen teknolojiyle birlikte hafızanın kapısını her geçen gün biraz daha aralamaktadır.

“Günümüz bilgileri ışığında hafızanın nasıl oluştuğu konusundaki açıklama, iki sinir hücresi arasındaki iletişim bağının gücüne odaklanıyor. Bu güç, oluşan hafızanın kısa süreli mi yoksa uzun süreli mi olacağını da belirtiyor. Dolayısıyla eğer iki sinir hücresi arasındaki belli bir uyarı açısından sadece bir defa iletişim gerçekleşmişse, onunla ilgili olan hafıza kısa süreli oluyor. Eğer belli bir uyarı iki sinir hücresi arasında defalarca iletiliyorsa bu iki sinir hücresi arasındaki bağlantı giderek güçleniyor ve sonuçta uzun bir süre devam edecek fiziksel bir yapı değişimi gerçekleşiyor. Bu da hafızanın uzun süreli olmasını sağlıyor.” ( Çok tekrar etmenin öğrenme üzerindeki olumlu etkisi bu şekilde oluyor. )

James Watson ve Rosalind Franklin ile birlikte DNA’nın yapısını çözen Francis Crick Şaşırtan Varsayım (The Astonishing Hypothesis) adlı kitabında şöyle diyor: “ Şaşırtan hipotez şudur ki; siz, sevinç ve kederleriniz, hatıralarınız, hırs ve ihtiraslarınız, kimlik duygunuz ve hür iradeniz aslında olağanüstü sayıdaki sinir hücresinin ve onlarla ilgili moleküllerin hareketinden başka bir şey değildir.”

Aslında bu sinir hücreleri ve onlarla ilgili moleküllerin çalışma dinamiklerine etki etmeyi başardığımızda hafızamızı olduğundan çok daha fazla geliştirmek neden mümkün olmasın?

Hafıza hapını geliştimeye çalışan Tim Tully tam da bu konu üzerinde çalışıyor. Tully hafızanın iyileştirilmesinden ve geliştirilmesinden  sorumlu olan önemli genlerden birinin yaltılmasını başararak Helicon Therapeutics adlı bir şirket kurmuş durumda ve şu an deneme aşamasında olan hapın beş yıl kadar kısa bir süre sonra insanların hizmetine sunulacağını söylüyor. Hafıza hapı yabancı bir dilin bir ay kadar kısa bir sürede öğrenilmesini sağlayabilecek, pek çok alanda üniversite eğitimi almak için gereken dört yıllık süre belki bir kaç aya inebilecek. ( Ayrıntılı bilgi için bakınız Bilim ve Teknik Dergisi Ağustos ayı sayı 153 )

Konumuzla hiç bir alakası yok ama Maya kehaneti söyle der: “Yükselin, hepiniz yükselin, hiç kimse arkada kalmayacak şekilde yükselin, hep beraber bir kez daha geldiğimiz yeri, özümüzü göreceğiz.” Diğer yandan Maya kehanetlerine göre; Maya takviminin bittiği 21 Aralık 2012 günü, içinde yaşadığımız çağ sona erecek ve yeni bir çağ başlayacak. Ve bu çağ kıyametle (Apocalypse) gelecek. İşin ilginç yanının kıyamet anlamında kullanılan “apocalypse” kelimesinin aynı zamanda “açığa vurma”, “keşif” anlamını da taşıması. Kanımca kıyametle bahsedilen şey, dünyanın yok oluşundan ziyade, insanlığın beynin çalışma prensiplerini “açığa vurmasıyla” bir ruhsal aydınlanma çağına gireceği. Evet insan beynini “keşfettiğinde” alabildiğince “yükselerek” özünü görebilme yetisine de sahip olabilecektir bence. ( Sanırım hafıza hapı tahminlerden bi kaç sene daha önce 21 Aralık 2012 günü piyasaya sürülecek. Ehi. )

Bu arada hafıza hapına en fazla ihtiyaç duyan ülkenin Türkiye olduğuna inanıyorum. Referandum öncesi dijital bir hafıza hapı sunmaktan mutluluk duyuyorum. Lütfen her satırını yutun: Hafıza Hapı. Zira bu hapı yutamazsanız toptan hapı yuttuk demektir. ehi.

Kategori: Bellek, Beyin | Yorum (9) | Yazar: admin

Dijital Uyuşturucu “i-dose”

Cumartesi, 31. Temmuz 2010 16:46

Sadece bir internet erişimi ve kulaklık sayesinde beyninize uyuşturucu enjekte edebilirsiniz!

Evet; “i-dose”, binöral ses dosyalarını dinlemek beyinde uyuşturucu etkisi yaratıyor.

İnternette konuyla ilgili olarak yaptığım araştırmada aşağıdaki bilgilere ulaştım :

“Prusyalı biliminsanı Heinrich Wilhelm Dove, 1839 yılında farklı ses frekanslarının belirli bir düzende dinletilmesiyle beyinde binöral etkiler yaratılabileceğini keşfetti. Bu deneylerde sağ ve sol kulağa 1000 ile 1500 Hz frekans aralığını geçmeyecek farklı tonlarda ses veriliyor. Beyin bu iki tonu algılayıp birleştirirken ortaya ilginç tepkiler çıkıyor.

Ardından yürütülen çalışmalarda bu teknikle beyin dalgalarının senkronize edilmesi gündeme geldi. Farklı ses frekanslarını kullanan müziklerle insanların rahatlaması, konsantre olması ya da derin uykuya geçmesi sağlandı. Hatta bu beklentiler için hazırlanmış kimi özel albümler, yazılımlar bile piyasa çıktı. ( http://www.freewebs.com/psych11/virtuallightandsound.htm/ )

Tedavi amaçlı bazı kullanımlarda işin boyutu ses frekanslarıyla vücuttaki bazı hormonların dengelenmesine kadar vardı. Bu amaçla kullanılan ritm ve ses örneklerine internette kolayca ulaşmak mümkün.  ( http://www.archive.org/details/20091111BinauralBeats )

Geçtiğimiz günlerde ABD’nin Oklahoma Narkotik Masası’ndan gelen bir uyarıysa binöral ritm tekniğinin korkutucu bir diğer kullanım alanını daha ortaya çıkardı. İddiaya göre internette özel olarak hazırlanan kimi ses dosyaları dinlendiğinde beyinde uyuşturucu etkisi yapıyordu! Dijital formundan dolayı herkesin kolayca ulaşabileceği, hiçbir üretme ve çoğaltma maliyeti olmayan bu ses dosyaları dinleyenlerde uyuşturucuya emsal psikolojik etkiler bırakabiliyor.

Herhangi bir bağımlılık yapmıyor olsa da Narkotik Masası bu tip kolay ve yaygın yöntemlerin gençleri gerçek uyuşturucuya yönlendirmesinden endişe ediyor.

Bir MP3 dosyasıyla uyuşturucu hap almak arasında bağlantı kurmak zor gelse de video paylaşım sitelerinde bu sesleri dinleyenlere ait kayıtlar etkinin kimilerinde azımsanmayacak boyutta olduğunu ortaya koyuyor.                                 

‘i-dose’ akımının en popüler dosyalarından biri Gates of Hades adını taşıyor (Hades, Yunan mitolojisinde ölülere hükmeden yeraltı tanrısının ismi)

Dosyaya buradan ulaşabilirsiniz :

Uyuşun, pötürdeyin hadi!..

( Kendimi  uyuşturucu satıcısı gibi hissettim ya. ehi )

Ücretsiz ulaşılabilen binöral içeriğe karşılık ‘daha etkili’ olduğunu iddia eden ses dosyaları özel sitelerde ücretli olarak satılıyor. Bu tip sayfalarda esrar, kokain, eroin, opium ve peyote etkisi sunduğunu iddia eden dosyalar para karşılığı alıcılarını bekliyor.

“i-dose” akımının en korkutucu yanı dijital bir ses dosyası olmasından dolayı üretiminin, dağıtımının, paylaşımının kolaylığı ve her yerde, her cihaz yardımıyla ‘kullanılabilir’ olması. Bu konuyu ciddiye alan kimi uzmanlar siber uyuşturucu etkisi yapan ses ve video dosyalarının yakın gelecekte devletlerin geleneksel uyuşturuculardan çok daha fazla başını ağrıtacağını savunuyor.

Konuyla ilgili bir videoyu da aşağıya akıtıyorum:

Get the Flash Player to see this content.

Kategori: Beyin, Video | Yorum (18) | Yazar: admin

Ses ve Beyin…

Salı, 27. Temmuz 2010 22:05

İnsan beyninin sesi nasıl duyduğunu araştırasım geldi. Önce sesi inceledim sonra da insan beyninin sesi nasıl duyduğunu kavramaya çalıştım.

Konu hakkında özet bir bilgi püskürtmek istiyorum:

“Ses atmosferde kulağımız tarafından algılanabilen periyodik basınç değişimleridir. Fiziksel boyutta ses, hava katı sıvı veya gaz ortamlarda oluşan basit bir mekanik düzensizliktir. Bir maddedeki moleküllerin titreşmesi sonucunda oluşur.

Bir saniye içerisindeki titreşim sayısına sesin frekansı denir. Birimi ise Hertz (Hz)dir.İnsan kulağının teorik olarak 20 Hz ile 20000 Hz arasını duyduğu söylense de, en iyi 250 Hz ve 3000 Hz arasındaki konuşma frekansı bölgesini duyar. Sesin hızı normal koşullarda 340 m/s’dir.”

Kulağımızın yapısı, örs, üzengi, çekiç, salyangoz gibi kavramlara girmek istemiyorum. ( Girince çıkamıyor bünye. ) Fakat gözlerimizi kapatıp herhangi bir yerde parmaklarımızı şıklattığımızda, beynin sesin nereden geldiğini nasıl anladığını düşünmenizi istiyorum:

Parmağımızı şıklattığımızda oluşan ses havada 340 m/s hızında kulaklarımıza ulaşıyor. Fakat ses, yakın olan kulağa daha kısa bir süre içerisinde ulaşacaktır. Kulaklarımız arasındaki mesafeyi düşündüğümüzde; aslında ses bir kulağımıza diğerine nazaran 0.006 saniye (0,36 salise) daha erken varıyor demektir. Beyin biz farkında olmadan kulaklarımıza gelen sesin bu kadar kısa süre farkıyla geldiğini hesaplayarak ses kaynağının yeri hakkında bize bilgi verebiliyor. Üç basamaklı rakamları dahi akıldan çarpamazken bu kadar ince hesapları hiç çabalamadan yapıyor oluşumuz ne hoş. ( yaşasın beynimiz )

Bu arada Binaural Recording kavramına da değinmeden edemeyeceğim.

Yapay bir maket kafanın kulak kısımlarına yerleştirilen 2 farklı mikrofon sayesinde yapılan kayıt şekline Binaural Recording deniyor. Bu aslında kulağımızın içinde oluşan sesle dışardaki sesin farklı olduğunu anlamak için hoş bir deneyim. Üstelik kulağın yapısı bizim en iyi şekilde duyabilmemiz için dizayn edilmiş. Ancak bu deneyim en iyi bu yöntemle yapılan kayıdı kulaklıkla dinleyerek yaşanabiliyor.

Hadi kulaklıklarınızı takın ve bu deneyimi yaşayın:

Sanal Saç Kesimi…
Kibrit Kutusu…
Tatlı Ilık Çanlar…

Kulak yaşını öğrenmek istiyorsanız aşağıda yer alan kayıtları dinleyin. 18 Khz in üstünü duyanları tebrik ediyorum. Bu arada köpek kovucular 22-27 Khz arasında ses üretmekteler. (Evde köpeğiniz varsa 22.4 Khz’i dinletmeyin. Köpeğinize ceza vermek istiyorsanız denenebilir. ehi. )

Bu arada 16-22 Khz arası sesler sivrisinekleri kaçırmak için kullanılıyor. Bu aralıkta yer alan ses dosyalarından istediğinizi indirip bilgisayarınızın hoparlörlerini açmak suretiyle odanızdaki sivrisinekleri kovabilirsiniz.

8 Khz Herkes Duyar.

10 Khz 60 Yaş ve Daha Gençler Duyar.

12 Khz 50 Yaş ve Daha Gençler Duyar.

14,1 Khz 49 Yaş ve Daha Gençler Duyar.

14,9 Khz 39 Yaş ve Daha Gençler Duyar.

15,8 Khz 30 Yaş ve Daha Gençler Duyar.

16,7 Khz 24 Yaşından Daha Gençler Duyar.

17,7 Khz 24 Yaşından Daha Gençler Duyar.

18,8 Khz 24 Yaşından Daha Gençler Duyar.

19,8 Khz 24 Yaşından Daha Gençler Duyar.

19,8 Khz 24 Yaşından Daha Gençler Duyar.

21,1 Khz 24 Yaşından Daha Gençler Duyar.

22,4 Khz 24 Yaşından Daha Gençler Duyar.

Kategori: Beyin | Yorum (32) | Yazar: admin

Hayatımız Mantar Olmuş!..

Cuma, 23. Temmuz 2010 21:26

Resimdeki karınca üzerinde büyüyen Cordyceps cinsi mantar içine yerleştiği böceğin davranışlarını kontrol etmeye başlıyor. Böylece kendi türünün devam etmesi imkanı oluyor.

Mantarın sporları karıncanın dış yüzeyine tutunarak çimleniyor. Sonra böceğin içerisine giriyor. Mantarın kökleri diyebileceğimiz miselyumlar burada büyüyüp canlının yumuşak dokusundan faydalanıyor, fakat organlarından uzak duruyor.

Mantar gelişip spor yapacak olgunluğa geldiğinde miselyumlar canlının beynine yöneliyor. Bazı kimyasallar salgılayarak karıncanın beynini ele geçiriyor ve onu kendi amaçları doğrultusunda yönlendiriyor. Kendi iradesi dışında hareket etmeye başlayan karınca, mantarın kendi soyunu devam ettirebilmesini sağlayacak en yüksek yere çıkıyor ve oraya sıkıca tutunup bekliyor. Mantar karınca ölürken bulunduğu yüksek yerden düşmemesi için elinden geleni yapıyor.

Bu aşamadan sonra konak olduğu karıncayla işi kalmayan mantar, böceğin beynini parçalıyor, kabuğundaki tüm açıklıklardan dışarıya doğru büyüyor. Olgunlaştığında ise içinde sporların bulunduğu kapsülleri paketler halinde etrafa yayıyor. Kapsüller havadayken patlayarak sporların olabildiğince uzak alanlara yayılmasını sağlanıyor. Sporlar başka karıncalara bulaşıyor, daha sonra o karıncaların içinde büyüyorlar.

İşin garip tarafı kolonideki diğer karıncalar bu hastalığa yakalanmış karıncayı fark edince onu alıp koloniye zarar veremeyeceği bir alana taşıyorlar.

Yüzyıllardır bu mantar ile karıncalar arasında süren acımasız savaş halen devam etmekte.

Bu doğa olayında beni düşündüren şey ise; beyni olmayan bir mantarın, beyni vücudunun toplam ağırlığının yüzde 6′sını oluşturan bir karıncayı etki altına alıp onu istekleri doğrultusunda yönlendirebilecek bir akla sahip olabilmesi.

Bazen düşünmeden edemiyorum: Siyaset, din, felsefe, eğitim sistemimiz, politikacılar…Biz insanların beynine yerleşen mantarlar olmasın?

Kategori: Beyin, Kendimle_Konuşmalar | Yorum (21) | Yazar: admin

Zeka Üzerine / Jeff HAWKINS

Perşembe, 15. Temmuz 2010 23:34

İnsan olmanın ne demek olduğunu anlamak istiyorsanız, beyni anlamanız gerekmektedir.

Nöronlar bir bilgisayarın transistörleri ile karşılaştırıldığında oldukça yavaştır. Bir nöron bağlantılarından girdiler toplar ve diğer nöronlara yaklaşık 5 mili saniyede aktarır ve yeniden eski haline döner. Bu hızlı görünebilir ama silikon esaslı bir bilgisayar bir saniyede bir milyardan çok daha fazla işlem yapabilir.

Diyelim sizden çöle gidip yüz kalıp taş taşımanızı istedim. Bir kerede sadece tek bir taş taşıyabilirsiniz ve çölü geçmek milyonlarca adım gerektirir. Bunu kendi başınıza tamamlamanın uzun süreceğini fark edersiniz ve bunu paralel olarak yapacak yüz işçi tutarsınız. Görev şimdi yüz kere daha hızlı yapılmaktadır, ama çölü gemek için hala en azından bir milyon adım gerekmektedir. Daha fazla hatta bin işçi kiralamak hiçbir kazanç sağlamayacaktır. Ne kadar işçi kiraladığınızın bir önemi yoktur, sorun bir milyon adımlık zamandan daha kısa sürede çözülmeyecektir. Aynı şey paralel bilgisayarlar için de geçerlidir. Bir noktadan sonra daha fazla işlemci eklemek hiçbir fark yaratmaz. Bir bilgisayar, kaç işlemcisi olursa olsun ve ne kadar hızlı olursa olsun, zor problemlere yüz adımda bir yanıt hesaplayamaz.

Öyleyse bir beyin, en geniş paralel bilgisayarın bile bir milyar ya da bir milyar adımda çözemediği zorlu görevleri yüz adımda nasıl yerine getirmektedir? Yanıt: beynin problemlerin yanıtlarını hesaplamamasıdır; yanıtları hafızadan geri çağırmaktadır. Esasında, yanıtlar uzun zaman önce hafızaya yüklenmiştir. Hafızadan bir şeyleri geri çağırmak sadece bir kaç adım gerektirir. Yavaş nöronlar bunu yapmakta sadece yeterince hızlı değil ama aynı zamanda da hafızayı da kendileri oluşturmaktadırlar. Tüm korteks bir hafıza sistemidir. Asla bir bilgisayar değil.

Kategori: Beyin, Jeff HAWKINS, Zeka | Yorum (9) | Yazar: admin

Hipnoz Makinaları…

Perşembe, 24. Haziran 2010 19:21

Medyanın en acımasız silahı: televizyonlar.

Yapılan sayısız araştırma sonucunda, tipik bir programa odaklanarak televizyon ekranının karşısında 30 dakika geçirdikten sonra, izleyicinin beyninin nitelik olarak hipnoza çok benzeyen bir hale geldiği kanıtlanmıştır.

Zengin fakir, herkesin evinde mutlaka en az bir televizyon var.

Hipnoz makinesi haline gelmiş bu tehlikeli aygıtlar, kitleleri toplu halde uyuştururken, hangi fikrin nasıl algılanacağı konusunda öz denetimimizi kaybediyoruz.

Üstelik yayıncılık, kamu hizmeti şeklinde yapılmaya çalışıldığında siyasi erkin ya da güç odaklarının ağzını sulandıran kolay bir lokma olmaktan öteye gidemiyor.

Televizyon antenlerine gönderilen yayınlar insanları uzaktan yönetilen yarı otomatlara çeviriyor.

Kısa bir süreliğine gözünüz televizyona değmeye görsün. Bu büyülü makine hemen yutuyor sizi.

Tüm bunların yanı sıra yayıncılığın eşikaltı mesaj boyutu var ki; bu içinde bulunduğumuz durumun ne kadar vahim ve tehlikeli boyutlarda olduğunun bir başka göstergesi. ( Ayrıntılı bilgi için bakınız: http://www.benoyum.com/?p=357, http://www.benoyum.com/?p=369, http://www.benoyum.com/?p=987 ya da mutlu mesut yaşamınıza devam etmek için asla bakmayınız ehi.)

Bu arada küçük bir hatırlatma yapmak gerekirse ABD’de eşikaltı mesaj reklamı yapmak kanunlarla yasaklanmıştır, ülkemizde bu konu ile ilgili bir kanun olduğundan şüphe duymakla beraber konunun bilindiğini bile sanmıyorum.

Üstelik yayıncılığın, ülke politikalarını, hatta dünyayı etkileme gücü olduğuna inanıyorum. Bir devletin kültür emperyalizmine maruz kalmaması için uygulaması gereken bazı yaptırımların söz konusu olabileceğinden bahsetmek istiyorum.

Aslında bu durum, Rusça dil öğrenme çabasıyla bir Rus TV’sinde yayın izlerken dikkatimi çekmişti. Filmde dublaj yoktu. Sonra diğer kanallara baktım tüm filmler dublajsızdı. Filmin orijinal İngilizcesi oynarken arkadan bir ses konuşulanları Rusçaya çeviriyordu. Hatta bazı kanallarda filmde konuşan bayan da olsa erkek de olsa çeviren sadece bir kişi oluyordu. Teknolojide ABD’ye kafa tutmuş bir ülkenin seslendirmede bu kadar geri kalmış olması beni çok şaşırtmıştı. Fakat olayın üzerinde biraz düşündüğümde Rusya’nın neden ABD’ye kafa tuttuğunu keşfettim. Bir Rus çocuk Hollywood yapımı bir filmi izlediğinde, filmdeki kişileri İngilizce konuşurken görüyordu. Sonuçta İngilizce konuşan biri, farklı bir kültüre sahip, farklı bir ülkenin insanı olabilirdi ancak. Sonra araya kendi kültüründen bir Rus çıkıp söylenenleri Rusçaya çeviriyordu. Filmi izleyen Rus çocuğunun, seyrettiklerinin başka bir kültüre ait olduğunun ayırımını yapmaması mümkün değildi. Oysa körpe beyniyle bir Türk çocuğu, seyrettiği bir Hollywood filminde konuşanların kendi ana diliyle konuştuğunu görüyor ve aradaki ayırımı keşfetme yeteneği olmadan büyüyor. Sonuçta bizim Türk çocuğu, ABD’nin ( Hollywood) dayattığı kültür değerlerini içselleştiriyor; şaşırdığında woow diyor, anladığında okey diyor, kızdığında şit diyor. Türk çocuğu büyüdüğünde biz fark etmesek de yarı İngilizce yarı Türkçe konuşan bir ABD vatandaşı oluyor. Nike ayakkabısıyla, Levi’s kotuyla, ABD’nin satmak istediği ne varsa üzerine takıp takıştırıp bir tüketim kölesi haline geliveriyor.

ABD acımasızca saldırıyor. Sinema sahnelerinden, Televizyon ekranlarından, enformasyon süzgeci olmayan gençlerimizin taze beyinlerine, korunmasız bilinçaltına tecavüz ediyor. Biz de çocuklarımızın yanına oturup patlamış mısırlarımız elimizde bu tecavüzü izliyoruz.

Yakın gelecekte, bir gün her şey internet olduğunda, televizyonlar da internete gömüldüğünde internetin geniş alan ağında görüşmek üzere…

Kategori: Beyin, Bilinçaltı, Kendimle_Konuşmalar, Teknoloji-İnternet | Yorum (20) | Yazar: admin

Ayna Nöronlar

Salı, 15. Haziran 2010 20:21

Nöronlarımızla birbirimize bağlıyız.
Her bir birey, varlığı ve davranışı ile yanındaki bir diğerinin bilincine etki eder.
Ve gerçekte bağımsız bir bilincimiz yoktur.

Videoyu Türkçe altyazılı izleyebilmek için, play düğmesinin yanındaki “View subtitles” yazan yere tıklayın ve Turkish‘i seçin.

Kategori: Beyin, Video | Yorum (12) | Yazar: admin

Beyin Gücü / Karl ALBRECHT – II

Pazartesi, 7. Haziran 2010 12:29

*        Bir sihirbaz tarafından kandırılmanın zevki, uyum sağlamanıza neden olduğu zihinsel eğilimin ani yıkımında yatar.

*        Muhakeme etmeyen kişi bağnaz; edemeyen kişi geri zekalı; buna cesaret edemeyen kişi ise köledir.

         -William DRUMMOND

*        Sağduyu diye kabul edilen şey, çoğu zaman, alışkanlık içine yoğrulmuş aptallıktır.

          -Herman WOUK

*        Filozof Stendahl’ın sözleriyle, “Çoban daima koyuna, onların çıkarlarıyla kendilerininkinin aynı olduğunu ikna etmeye çalışır.

*        Hayatın içinde ilerlemek için iki yol vardır: her şeye inanmak ve her şeyden şüphe etmek. Her iki yol da düşünmeyi gerektirir.

          -Alfred KORZYBSKI

*        Tavuklardan biri aniden konuşmaya başlar, “Fakat efendim! Biz hiç yenilmek istemiyoruz!” “Değerli hayvanlarım,” diye çıkışır çiftci, “asıl noktadan uzaklaşıyorsunuz!”

          Belirli bir durum içinde bir kişi için asıl olan nokta bir diğeri için asıl olmayabilir. Sizin duruma bakışınız gerçekten farklı bile olsa maniplasyon konusunda becerikli bir kişi herhangi bir etmeni “asıl nokta” olarak kabul etmenizi isteyebilir. ( Ben bunu bir yerden hatırlıyorum ya. Sadece “değerli hayvanlarım” yerine “değerli vatandaşlarım” diyor. Ehi. )

*        Aşk ideal olandır, evlilik ise gerçektir. Gerçekle ideal olanı karıştırmak asla cezasız kalmaz.

         -Goethe

*        Bir adam asla yanıldığını kabullenmekten utanmamalıdır. Aslında bu, bugün dünden daha zeki olduğunu başka kelimelerle söylemektir.

          -Alexander POPE

*        … Hiç kimse dış dünyayı görmemiştir. Farkında olabileceğimiz tek şey elektriksel uyarıların beyinde yapılan yorumlarıdır. Sahip olduğumuz tek dünya görüntüsü içimizde yaşayan televizyon ekranı üzerindedir. Görsel korteks aslında bir ekrandır ve gözleriniz, frekanslar ve ışık yoğunluğu hakkında bize bilgi veren iki kameradır. Gözlerimiz açıkken dünyaya baktığımızı söyleriz fakat aslında tam olarak baktığımız, görsel korteks ekranıdır. Gördüğümüz şeyler retinal aktiviteyi göstermek için uygun biçimlerde canlanan milyonlarca beyin hücresidir.

          -Alyce GREER

*        Bir gün Hoca’ya bir alim “Kader nedir?” diye sorar. Nasreddin şöyle yanıtlar, “Kader, her biri bir diğerini etkileyen, birbiri içine geçmiş olayların sonsuz şekilde birbirini takip etmesidir.” Alim çıkışarak “ Bu tam bir cevap sayılmaz. Ben sebep sonuca inanırım” diye cevap verir. “Pekala “ der Hoca, “Şuna bak.” Sokaktan geçen bir alay insanı göstererek: “Adam asılmaya götürülüyor. Bunun sebebi birinin ona bir parça gümüş vermesi ve böylece cinayet işlediği bıçağı almasını sağlaması mı yoksa onu adam öldürürken birinin görmüş olması mı ya da kimsenin ona engel olmaması mı?”

*        Tüm genellemeler tehlikelidir, hatta bu bile.

          -Alexander DUMAS

*        Eylem halindeki cehaletten daha korkunç bir şey yoktur.

          -Goethe

*        Yeni bir fikre uzanan insan aklı gerçek boyutlarına asla geri dönmez.

         -Oliver Wendell HOLMES

*        Herkesin benzer düşündüğü bir yerde, hiç kimse çok fazla düşünmez.

          -Walter LIPPMAN

*        Açıkca ortada olanının analizini yapmak, çok sıradışı bir akıl gerektirir.

         -Alfred North WHİTEHEAD

Kategori: Beyin, Karl ALBRECHT, Yazarlar | Yorum (6) | Yazar: admin

Kuantum Keşif

Cumartesi, 5. Haziran 2010 12:29

Ölüm diye bir şey yoktur!

Yaşam yalnızca bir rüyadır.

Ve biz kendimizin hayaliyiz…

Kategori: Beyin, Kuantum, Video | Yorum (12) | Yazar: admin

Beyin Gücü / Karl ALBRECHT – I

Cumartesi, 29. Mayıs 2010 21:35

*        Beyin ve işlevleri hakkında yeni bulgular, duru düşünme becelerini öğretmek adına geliştirilen yeni teknikler ve eğitmenler arasında, düşünmeye olan ilginin yayılması bizi, zihinsel yeteneklerimizde potansiyel bir devrimin eşiğine taşımıştır. Şimdi düşünmeyi kendi içinde bir konu olarak görebiliriz; analiz  edebileceğimiz, geliştirebileceğimiz, öğrenebileceğimiz ve öğretebileceğimiz bir konu.

*        Yapılan sayısız araştırma, tipik bir programa odaklanarak televizyon ekranının karşısında 30 dakika geçirdikten sonra, izleyicinin beyninin nitelik olarak hipnoza çok benzeyen bir hale geldiğini göstermektedir. Kinetik işlevler önemli derecede azalmış, vücut hareketsizleşmiştir. Solunum ve kalp atış hızı oldukça yavaşlamıştır. Dikkat sadece ekranda görünen şekillere ve hoparlörlerden gelen seslere odaklanmıştır. Bir kişi çok az ya da hiç aktif düşünce gerektirmeyen duyusal bir işleme ne kadar uzun bağlı kalırsa, bu durumdan kurtulmak için o kadar çok gayret sarf etmesi gerekmektedir.

         Eğer bu pasiflik duygusunu tecrübe etmek istyorsanız, otuz dakikalığına televizyonu ayakta izlemeyi deneyin.  Bu  durumda zorlanmanız bedensel işlevlerle zihinsel işlevlerin arasındaki etkileşimi göstermektedir.

*        Dünya hissedenler için bir trajedi, düşünenler içinse bir komedidir.

          -Shakespeare

*        Ortalama düşünce seviyesinin üstüne çıkmak için, düşünme eylemi hakkında düşünmek zorundasınız. Beyninizin nasıl çalıştığına dikkat etmeli ve yeni teknikler denemelisiniz.

*        Belli bir düşünceyi ne kadar çok düşünürseniz, o düşünceyi muhtemelen o kadar çok tekrar düşüneceksinizdir. Anlaşılan, belirli bir düşünce için kullanılan hafıza izleri, tekrar vermekte olanlara yardımcı olan bir tür elektriksel hazır olma kazanır. Bu sürece yakın bir benzerlik, erozyonun çıplak bir yamaç üzerinde bıraktığı etkidir. Her sağanak yağış zaten var olan yarıkları ve kanalları, onları kuvvetlendirerek daha da derinleştirir.

İnsanların olgunlaştıkça daha az meraklı, daha az yaratıcı ve bilmedikleri tecrübeleri yaşamaya daha az istekli hale gelmeleri tesadüf değildir. Bu korteksinize ait yapıların biyolojik eğilimidir. Hayatın belirli bir noktasından sonra, yeni zihinsel alışkanlıklar edinmekten vaz geçer ve o ana kadar geliştirdikleriyle yola devam etmeyi öğrenirler. Bu durumu tanımlayan başka bir terim ise kategorileri pekiştirmektir. Bu zihinsel fosilleşme durumunu yenebilir ya da ondan kurtulabilirsiniz, fakat bu sadece zihinsel esnekliğinizi geliştirmeye bilinçli bir odaklanmayla mümkündür.

*        Yaşlılık akla, yüze çizdiğinden daha fazla buruşukluk çizer

          -Montaigne

Kategori: Beyin, Karl ALBRECHT | Yorum (6) | Yazar: admin

Müzik ve Zeka İlişkisi…

Çarşamba, 21. Nisan 2010 20:14

“Iowa Eyalet Üniversitesinde yapılan testler, öğrenme faaliyeti sırasında barok müziğin kullanılmasının öğrenme ve hafıza gücünü yaklaşık yüzde 24 artırdığını göstermiştir. ( Nasıl yani?)

California Üniversitesi’nin Irvine’deki öğrenme ve hafıza Nörobiyoloji Merkezi bilim adamlarının yaptıkları bir araştırma, bazı müziklerle IQ arasında bir ilişki olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Bu araştırmada otuzaltı üniversite öğrencisi, önce I.Q. testinin sağ beyin yeteneklerini ölçen sorularıyla test edilmiştir. Testten sonra öğrencilere Mozart’ın “Re Majör, K 448 iki Piyanoluk Sonat’ı 10 dakika boyunca dinlettirilmiştir. Daha sonra öğrenciler hemen tekrar test edildiklerinde, I.Q. skorlarının önceki değerlere göre 8 veya 9 puan daha yükselmiş olduğu gözlenmiştir.

Fransız Tıp ve Bilim Akademileri üyesi Dr. Alfred Tomatis’e göre beynin elektriksel olarak şarj olmasında kulaklar anahtar bir rol oynamaktadır. Tomatis’e göre, beyin hücrelerindeki elektriksel enerjinin azalması konsantrasyonun bozulmasına ve yorgunluğa sebep olmaktadır. Bu durumda beynin de, piller gibi şarj edilmesi gerekiyor.

Tomatis beyin hücrelerinin enerjiyle şarj edilmesi yollarından biri olarak, 5000 ile 8000 Hz. arasında yüksek frekanslar ihtiva eden müziklerin dinlenmesini keşfetmiştir. Yıllar süren analizlerden sonra Tomatis, bu frekans aralığındaki seslerin Mozart’ın müziklerinde çok sayıda mevcut olduğunu tespit etmiştir. Tomatis’e göre, kulak salyangozunu dolduran, “corti” hücrelerinin titreşmesi jeneratör vasıtası görerek beynin yeniden şarj edilmesini sağlamaktadır.

Tomatis de ayrıca beynin şarj edilmesi için etkili olan diğer bir yakın müzik çeşidi olarak “largo barok müzik” parçalarına dikkat çekmiştir.” (Bir önceki yazıma istinaden yukardaki kısım kopyala yapıştır metodu ile blogda yer almaktadır.  Ne zevkli. oh.)

Ben ise beyni şarj edeyim derken motoru yaktım sanırım. Ehi. Okul yıllarında metal ve rock dinlediğim için mi böyle oldu?

Mozart’ın sonatını dinleyip zekanızı geliştirmek için soldaki oka tıklayınız.

Ive MENDES’den Casticais’ı dinleyip gevşemek için ise burdakine tıklayınız.

Kategori: Beyin, Müzik, Yabancı | Yorum (10) | Yazar: admin

Nasıl Göreceğinizi Bilmek…

Salı, 16. Mart 2010 19:15

Aşağıdaki harfler arasında anlamlı bir kelime yaratmak için altı harf seçin.

A Y L A T R I A H T A M R A F K

 

 

Çözüme bakmadan önce konu üzerinde bir miktar tırmalamanızı istiyorum. Lütfen yazının devamını okumadan, düşünün bir miktar…

Problemi “anlamlı bir kelime oluşturmak için altı harfi nasıl bir araya getirebilirim?” şeklinde ifade ederseniz çözüme ulaşmakta zorlanırsınız. Bunun yerine “Anlamlı bir kelime oluşturmak için hangi yollarla altı harfi bir araya getirebilirim?” ifadesini kullanırsanız çok sayıda farklı  olası çözümler düşünmeniz muhtemeldir. Ulaştığınız çözüm; A,L,T,I,H,A,R,F ise geriye Y,A,R,A,T,M,A,K kalacaktır. Dikkatlice bakarsanız bu kelimelerin yukarda sıralanmış harflerin sıralanışına göre içinde saklı olduğunu göreceksiniz. Öyle işte. Bazen ne düşündüğümüzden daha önemlisi nasıl düşünmemiz gerektiğidir.

Kategori: Beyin | Yorum (27) | Yazar: admin

Beyin Haftası.

Cuma, 12. Mart 2010 20:23

Beyin, insan vücudunun yüzde 2′si ağırlığında olmasına rağmen, geriye kalan %98’i yönetiyor. Peki beynimiz daha etkin bir biçimde kullanmak için neler yapmalıyız? 13-19 Mart tarihlerini “beyin haftası” olarak kutlayan Kişisel Gelişim Merkezi’nin kurucusu Mümin Sekman’ın hazırladığı “Bu hafta beynine iyi bak!” adlı “beyin kullanma kılavuzu” beyninizi nasıl daha etkin kullanabileceğinizi anlatıyor. İşte o kitaptan satırbaşları:

* Beyin açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır. Önemli kararlarınızı açık havada yürürken alın.

* Beyin örneklerle akıl yürütür. Kararsız kaldığınız bir durumda “Atatürk benim yerimde olsaydı ne yapardı?” diye düşünün.

* Yabancı bir dil öğrenme ve ezber beyni güçlendirir. Her gün birkaç yeni kelime öğrenin ve kullanın.

* Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için başta Sudoku olmak üzere bulmaca ve satranç gibi oyunları kullanabilirsiniz.

* Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer alinizde taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.

* Zihinsel zevklerinizi zenginleştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş kitabından, birkaç cümle okuyun. Güzel bir resme bakın. Sevdiğiniz bir müziği gözleri kapalı dinleyin.

* Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, düşünce kalitesini artırır.

* İyi bir uyku kaliteli bir beynin temelidir. 24 saati geçen uykusuzluk sarhoşluğa benzer bir şekilde beyin fonksiyonlarını etkilemektedir.

* Bol ve temiz “birinci el” oksijen beyin için çok önemlidir. Beyin vücuda alınan oksijenin dörtte birini tek başına tüketir.

* Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

* Kullanılmayan organ körelir. Sürekli TV seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler, beyninizi geliştirmez.

* Beyin diyeti yapın. Beynimiz “garbage in garbage out” ilkesine göre çalışır. Yani beninize çöp girerse, beyninizden çöp çıkar. Beyninizi neyle beslediğinize, midenizi neyle beslediğiniz kadar dikkat edin.

* Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız. Günde aklımızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkında?

* Beynimiz kendisinin nasıl çalıştığı hakkındaki bilgi ve inançlarına göre çalışır. Beynin çalışması hakkında yanlış bilgilere sahip olduğumuzda, beynimiz de yanlış çalışır.

 Başarı beyinde başlar. İnsan “kafadan” kaybeder! Bu hafta “beyin haftası.” Aklımızı “başımıza” toplama haftası! Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla kafa yorun

Yazının orjinali için bakınız : http://haber.mynet.com/detay/foto-analiz/beyninizi-nasil-daha-iyi-kullanirsiniz/499819

Kategori: Beyin | Yorum (13) | Yazar: admin

Düşünce kabızlığı…

Çarşamba, 10. Mart 2010 22:37

1899’da ABD Patent Ofisi başkanı Charles Duell hükümetin ofisi kapatmasını çünkü icat edilebilecek her şeyin icat edilmiş olduğunu beyan etti.

1923’te Nobel ödüllü ünlü fizikçi Robert Millikan insanın atomun gücünden yararlanabilme olasılığının asla bulunmadığını iddia etti.

Alman asıllı Phillip Reis 1861’de müziği aktarmaya yarayan bir makina icat etti. Telefonu icat etmesi ise çok yakındı. Almanya’daki bütün iletişim uzmanları onu böyle bir aleti pazarlayabileceği bir alanın olmadığı ve sadece telgrafın yeterli olduğu yönünde ikna etti. On beş yıl sonra Alexander Graham Bell telefonu  icat ett ve en önemli müşterisi Germany ile bir multi-milyoner oldu.

Chester Carlson 1938’de faks makinesini icat etti. IBM ve Kodak dahil büyük şirketlerin hemen hepsi bu fikirle dalga geçti ve onu aşağıladı. Karbon kağıdı ucuz ve bol olduğu için aklı başında kimsenin pahalı bir fotokopi makinesi almayacağını iddia ettiler.

Kategori: Beyin | Yorum (6) | Yazar: admin