Bireyselleşmiş Toplum / Zygmunt BAUMAN
Salı, 10. Ağustos 2010 1:03
Aşk Akla İhtiyaç Duyar mı?
Aşk akıldan korkar, akıl aşktan korkar. Her biri diğer olmaksızın yapmaya çalışır. Ancak her ne yaparlarsa yapsınlar, sıkıntıdan kurtulamazlar. Bu durum, mümkün olan en kısa yorumla, aşkın ikilemidir; ve tabii aklın da.
Onların ayrılması felaket anlamına gelir. Akıl ve aşk birbirlerine tercüme edilmesi kolay olmayan farklı dillerde konuşurlar; sözel alışverişler gerçek anlayış ve sempatiden ziyade, karşılıklı bir kavrayışsızlık ve kuşku üretir. Akıl ve aşk aslında kendi aralarında konuşmazlar; daha çok, bağırarak birbirlerini susturmaya çalışırlar.
Aklın mahkemesinde bir davalı olan aşk, davasını kaybetmeye mahkumdur. Dava, duruşma başlamadan önce kaybedilmişti. Aşk suçlandığı için suçludur; ve kişi işlemekle suçlandığı suçlardan kendisini temize çıkarabilse de, sürekli olarak suçlu görülme karşısında hiçbir savunma yoktur.
Arzuladığınız şeyi kullanmak istersiniz, daha doğrusu onu tüketmek, ötekilikten soymak, kendi mülkünüz haline getirmek ya da sindirmek, onu bedeninizin bir parçası, kendinizin bir uzantısı haline getirmek istersiniz. Kullanmak benlik uğruna ötekini imha etmektir. Aşık olmak ise, tam aksine, ötekine ötekiliğinden ötürü değer vermek, onu ötekiliğinin içinde güçlendirmeyi istemek, ötekiliği korumak, onu çiçeklendirmek ve büyütmek, amaca ulaşmak için gerekli olması halinde kişinin kendi ölümlü varlığı da dahil olmak üzere kendi rahatını feda etmeye hazır olması anlamına gelir. Kullanmak almaktır, değer vermek kendinden vermektir.
Kullanma ve değer yönelimleri aklı ve aşkı ayırır ve ayrı yollara sürer; ama bir kez kendilerine uygun yollara girdiler mi, akıl ve aşk, radikal bir şekilde farklı ufuklara da sahip olurlar. Aşkın ufukları sonsuzdur. Max Scheler’in dediği gibi; “ Aşk, aşık olur ve aşık olurken daima elinde olanın ve sahip olduğunun ötesine bakar. Onu uyandıran gençlik dürtüsü bitkin düşebilir; aşkın kendisi yorulmaz.” Scheler’e göre, “aşk özü gereği sonsuzdur.” Tatmininin sonsuz bir iyilik olmasını ister. Adını hak eden aşk asla durmaz ve asla tatmin olmaz; gerçek aşk, aşığın yeterince ileri gittiğinde ve çok ileri gittiği için şikayet etmesiyle değil, henüz tırmanması gereken yüksekliğe ulaşamadığına dair beslediği kuşkuyla tanınabilir.
Aşkın şanı, aynı zamanda onun talihsizliğidir. Sonsuzluk aynı zamanda belirsizliktir. O saptanamaz, çerçevelenemez, ölçülemez. Tanımlara direnir, çerçeveleri patlatır ve sınırları aşar. Gerçeği tam olarak yansıtan olgulara ve açıkça okunabilen diagramlara düşkün olan aklın bakış açısından, aşk özgün bir şekilsizlik günahıyla yüklüdür. Faydalı olanı arayan akıl, sonsuzluğu sonlu benliğin ölçüsüyle sınırlar.
Aşk bir gizemle ilişkiye girmek ve onun çözülemezliğine razı olmak anlamına gelir. Aşk, aşkın nesnesi üzerinde hakimiyet kurmak ya da onu denetim altına almak şöyle dursun, kavramak, edinmek, bilmek anlamına bile gelmez ve ne de bunlara yol açar. Aşk ötekinin gizemine rıza göstermek anlamına gelir; geleceğin gizemine, her şeyin olduğu dünyada asla olmayan bir şeye, her şeyin olduğu yerde olmayan bir şeye benzer. Gelecek daima başka yerdedir ve aşkın Öteki’si de öyle.
Evet aşkın akla ihtiyacı vardır; ama ona bir mazeret, gerekçe ya da saklanacak bir yer olarak değil, bir araç olarak ihtiyacı vardır.
Not: Çarşamba tatile gidiyorum. Yaşasınn! İnternet orucuna gireceğim. oh. Feci sevap ( bonus ) kazanacağım. ehi. ( çotanggk. ağk. )
Kategori: Zygmunt BAUMAN | Yorum (10) | Yazar: admin















