Kategori Arşiv 'Genel'

Sevgi

Salı, 8. Haziran 2010 18:14

iş yerinde düşünürken aniden neye ihtiyaç olduğunu keşfettim.

Evrenin bu adama ihtiyacı var…

Kategori: Genel, Video | Yorum (13) | Yazar: admin

Ekslibris

Salı, 18. Mayıs 2010 8:58

“Ekslibris, kitapseverlerin kitaplarının iç kapagına yapıştırdıkları üzerinde adlarının ve değişik konularda resimlerin yer aldıgı küçük boyutlu grafik çalışmalardır. Kitabın kartviziti ya da tapusudur. İngilizce “Bookplate” olarak da bilinen Ekslibris, kitap sahibini tanıtır, onu yüceltir ve kitabı ödünç alan kişiyi geri getirmesi konusunda uyarır. Bir mülkiyet işareti, sahiplenme göstergesi olmanın yanında kitabın hırsızlıga karşı korunmasını saglama işlevinin de oldugu söylenebilir. Sözcük olarak …’nın kitabı, …’nın kitaplıgına ait veya …’nın kütüphanesinden anlamına gelir.

Ekslibris önemli bir iletişim aracıdır. Bir ihtiyaç grafigi olarak dogmasına karşın, estetik kaygılarla yapılan özgün yapıtlardır. Sanatı, insanın elleri arasına, kitapların içine kadar getirir, onun büyüleyici sıcaklığını hissettirir. Çok uzun bir geçmişe sahip bu sanat dalı, yapıldıgı döneme ait kültürel, tarihsel özellikleri günümüze taşıması nedeniyle de ilgi çekmekte, sanatçılar ve koleksiyoncular arasında önemli bir degiş tokuş objesi olarak kullanılmaktadır

Ekslibrisin ilk ve en eski örneginin M.Ö. 1400 yıllarında açık mavi renk bir fayans üzerine yapıldıgı, bunun da III. Amenofis’in kitaplıgına ait oldugu ve bu levhaların papirüs rulolarını korumak için kullanılan agaç sandıklara takıldıgı tahmin edilmektedir.

Gerçek anlamda Ekslibrisler matbaanın icadıyla birlikte yapılmıştır. Önceleri sadece kilisenin ve prenslerin ellerinde bulunan çok degerli el yazması kitaplar, matbaa sayesinde alt düzeydeki soylular ve egitim görmüş burjuva sınıfı tarafından da elde edilmiştir. Böylece tek sayı olma durumunu kaybeden bu kitapların, hırsızlıktan ve kaybolmalardan korunması için özel bir mülkiyet işareti gerekliligi dogmuştur.”

Aldığım her kitabın ilk sayfasına adımı, kitabı aldığım tarihi ve şehri yazıp imzalardım.

Bunun yerine artık ekslibris yaptırmaya karar verdim. Yaşasın…

Kategori: Genel | Yorum (6) | Yazar: admin

Hayatınızdaki Tüm Annelere… / Anonim

Cumartesi, 8. Mayıs 2010 19:17

 

21 senelik evlilikten sonra “aşk ışıltısını” canlı tutmanın yeni bir  yolunu buldum. Bir süre önce, başka bir kadınla çıkmaya başladım ve bu aslında eşimin fikriydi. Bir gün eşim, beni çok şaşırtarak:

 “Biliyorum ki Onu seviyorsun” dedi .

 Şiddetle itiraz ettim:

 “Ama ben seni seviyorum!!!”

 “Biliyorum ama aynı zamanda onu da seviyorsun. Ona da zaman ayırman gerekiyor”

 Karımın, ziyaret etmemi istediği “Öbür kadın”, 19 yıldır dul olan annemdi.  İşimin yoğunluğu ve üç çocuğumun beklentileri sebebiyle annemi görme fırsatım pek olamıyordu. O akşam annemi yemeğe ve ardından sinemaya davet ettim. Endişelendi ve hemen;

 “İyi misin, her şey yolunda mı” diye sordu.

 Annem de geç saatte gelen bir telefonun veya sürpriz bir davetin mutlaka kötü bir anlamı olacağından şüphelenen tipte kadınlardandı.

 “Seninle beraber ikimizin biraz zaman geçirmemizin güzel olacağını düşündüm” diye yanıtladım.

 “Sadece ikimiz mi?” dedi. Biraz düşündü ve;

 “Çok isterim” diye cevap verdi.

 O Cuma, iş çıkışı onu almaya giderken kendimi biraz gergin hissediyordum. Eve vardığımda fark ettim ki o da, randevumuzdan ötürü hafif gergin görünüyordu. Kapısının önünde, paltosunu çoktan giymiş bir şekilde bekliyordu. Saçlarını yaptırmıştı ve üzerinde babamla kutladıkları son evlilik yıldönümlerinde  giydiği elbise vardı. Bana melekler kadar ışıltılı bir yüzle gülümsedi. Arabaya bindiğimizde;

 “Arkadaşlarıma oğlumla dışarı çıkacağımı söyledim ve gerçekten çok etkilendiler” dedi. “Randevumuzun nasıl geçtiğini duymak için sabırsızlanıyorlar.”

 Gittiğimiz restoran, çok şık olmasa da sevimli,sıcak ve servisin  kaliteli olduğu bir mekândı. Annemse, bir kraliçe edasıyla koluma girdi.

 Yerimize oturduktan sonra ona menüyü okumam gerekmişti,çünkü küçük yazıları göremiyordu. Ben daha menünün ortalarındayken annemin nemli gözlerle ve nostaljik bir gülüşle bana bakmakta olduğunu fark ettim:

 “Eskiden, sen küçükken, menüleri okuyan bendim, sense meraklı bakışlarla beni dinlerdin” dedi.

 Ben de gülümsedim:

 “O zaman, şimdi senin rahat rahat oturma sıran ve ben de okuyarak borcumu ödeyebilirim” dedim.

 Yemek boyunca muhabbetimiz çok güzeldi, sıra dışı hiçbir şey olmadı ama eskilerden ve hayatlarımızdaki yeniliklerden bahsederek kaybettiğimiz zamanın birazını telafi etmeye çalıştık. O kadar çok konuştuk ve  eğlendik ki film saatini kaçırdık.Akşam annemi bırakırken;

 “Seninle tekrar çıkmak isterim ama ancak bu sefer benim seni davet etmeme izin verirsen” dedi ve bir akşam tekrar  buluşmakta karar kıldık.

 Eve geldiğimde eşim yemeğin nasıl geçtiğini sordu:

 “Çok güzeldi” dedim. “Düşünebileceğimin çok üstündeydi”.

 Birkaç gün sonra annem aniden ciddi bir kalp krizi sonucu vefat etti. Bu o kadar ani gerçekleşmişti ki onun için bir şey daha yapma şansım olmamıştı.

 Birkaç zaman sonra evime,annemle yemek yediğimiz restorandan,ödenmiş iki kisilik bir yemek faturası ve üzerine iliştirilmiş bir not yollandı:

 “Oğlum, bu faturayı önceden ödedim, çünkü seninle kararlaştırdığımız randevu gününe gelemeyeceğimden neredeyse yüzde yüz emindim. Yine de iki kişilik bir yemek ayarladım çünkü bu sefer eşinle beraber gitmenizi istiyorum. Seninle olan o günkü randevumuzun benim için ne anlam ifade ettiğini bilemezsin. Seni Seviyorum.”

 O esnada;

 “Seni Seviyorum” demenin ve hayatta değer verdiğimiz insanlara hak ettikleri zamanı ayırmanın önemini anladım. Hayatta hiçbir şey ailenizden daha önemli değildir. Onlara hakları olan zamanı ve ilgiyi verin çünkü böyle şeyleri erteleyebileceğiniz “Başka bir zaman”ı her istediğinizde yakalayamayabilirsiniz.

HAYATINIZDAKİ TÜM ANNELERE…

Kategori: Genel | Yorum (11) | Yazar: admin

Facebook

Çarşamba, 14. Nisan 2010 19:46

Sosyal ağlar, özellikle facebook için söylenecek çok şey var.

Fakat bu video sözün bittiği yeri anlatıyor.

Ne hoş.

Kategori: Animasyon, Genel, Video | Yorum (23) | Yazar: admin

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Pazartesi, 8. Mart 2010 20:44

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;

1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.

2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.

3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.

4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.

Türkiye’den Rakamlar

1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.

2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.

3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.

Bu istatistiki bilgileri Nazım’ın dizeleriyle sonlandırıyorum:

Ve kadınlar…

Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen

Ve soframızdaki yeri

Öküzümüzden sonra gelen…

Kadınlar, Kadınlarımız…

Tüm dişi varlıkların kadınlar gününü kutluyorum… İyi ki varsınız. Siz olmasanız biz nasıl oluruz? Ehi.

Kategori: Genel | Yorum (20) | Yazar: admin

Kadın, zekasını gizleyebildiği kadar zekidir.

Pazartesi, 1. Mart 2010 0:38

 “Erkeklerin kendilerinden daha az zeki olan kadınları eş olarak tercih ettiklerini biliyor muydunuz? Zeki kadınların evlenmeleri halinde de evliliklerini sürdürmek için mücadele etmek zorunda kaldıklarına dikkati çeken İngiliz bilim adamları, kariyerlerinde başarılı olan kadınların aynı başarıyı evliliklerinde gösterebilmek için özel çaba harcamaları gerektiğini bildirdi. İngiliz bilim adamlarına göre, erkekler kendilerinden daha az zeki olan kadınları eş olarak tercih ediyor.

900 kadın ve erkeğin 10 yaşında IQ’larını ölçen ve 40’lı yaşlarına kadar yaşamlarının nasıl geliştiğini izleyen bilim adamları, zeki birer öğrenci olan kız çocuklarının evlilik hayatlarında başarılı olamadıklarını ortaya koydu. Erkeklerinse tam tersi bir grafik çizdiklerine dikkati çeken bilim adamları, evlilikte başarıya ulaşan erkeklerin yüzde 88’inin başarılı ve iyi para kazanan erkekler olduğunu gösterdi. Bu arada İngiltere’de yapılan bir başka araştırmanın sonuçları da, İngiliz kadınların sadece beşte birinin kendini çekici bulduğunu, kendini “seksi” diye tarif edenlerin oranınınsa bunun bile altında kaldığını gösterdi.”

Bu yazıya göre, zeki kadın; zekasını gizleyebildiği oranda zekidir.

Kategori: Genel | Yorum (38) | Yazar: admin

Giyotin

Perşembe, 25. Şubat 2010 9:53

Kimya biliminin dehası Lavoisier’nin asıl eğitimi hukuktu ve Paris Barosu’na kayıtlı avukattı. Ancak bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları ile ünü bütün dünyaya yayılmıştı. Kimya bilimini reddeden yobazların kafasını gösterip “Bu kelleler hiçbir şeye yaramaz” dediği için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp ölüme mahkum edildi. Bastille’de ölümü beklerken arkadaşı matematikçi Lagrange’ı hücresine çağırdı.

- “Ben ölüyorum ancak ölümle ilgili merak ettiğim bir konu var, lütfen bana yardımcı ol. Kafam kesilip giyotinden sepete düştüğünde gözlerime bak; eğer gözlerimi iki kere kırpıyorsam bil ki, insan kafası kesildikten sonra bile bir süre daha beyninin düşünmekte olduğunu anlarız .”

Ertesi gün giyotine giden Lavoisier’nin kafası kesildikten sonra sepete düştü ve Legrange hayretler içinde Lavoisier’nin gülerek iki kere göz kırptığına şahit oldu. Daha sonra anılarında Lagrange diyordu ki,

- “Lavoisier’nin son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meselesidir. Ama o yobaz kafalar kokuşmuşluklarıyla asırlarca karanlıkta sürünecekler….

Demek ki; insan öldükten sonra bile bilime katkı sağlayabiliyor.
Üstelik ölümüne sebep olan şeyin bilim aşkı olmasına rağmen.

Kategori: Genel | Yorum (10) | Yazar: admin

Probleme yada Çözüme Odaklanmak…

Cuma, 19. Şubat 2010 14:50

Durum 1: NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti (yerçekimi olmadığı için mürekkep kağıdın üzerine akmıyordu).

Çözüm 1: Bu problemin çözümü NASA’ya ilave 12 milyon dolara mal oldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altında 300 C ‘ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.

Çözüm 2: Peki Ruslar ne yaptı…?? Kurşun kalem kullandılar. (Bize uygun çözüm: Kaleme ne gerek var ki? Kullanmasınlar arkadaş. ehi.)

Durum 2: Japon yönetim sistemindeki en hatırda kalır çalışmalardan bir tanesi Japonya’daki en büyük kozmetik firmalarından birinde yaşanan boş sabun kutusu problemidir. Müşterilerden birisi firmaya, aldığı sabun kutusunun boş olduğu konusunda şikayette bulunmuştur. Yetkililer hemen, üretilip paketlenen sabun kutularını sevkiyat birimine gönderen hattı izole ettiler. Bu sırada bir şekilde bir sabun kutusunun hattan içi boş şekilde geçtiği tespit edildi. Yönetim, mühendislerine problemi çözmesi için talimat verdi..

Çözüm 1: Mühendisler iki kişi tarafından kullanılan yüksek çözünürlükte bir X-ışını cihazı tasarlamak için ciddi uğraş verdiler. Bu sayede hattan geçen bütün sabun kutuları izlenebilecek ve boş olmadıklarından emin olunacaktı.

Çözüm 2: Küçük bir şirketteki sıradan bir isçi aynı problemle karşılaştığında, X-ışını vb karmaşık şeylerle uğraşmadı, onun yerine farklı bir yol buldu. Güçlü endüstriyel bir elektrikli vantilatör alarak hatta doğru yöneltti. Vantilatörü açtığı anda dolu olan kutular hattan geçerken boş olanlar hattın dışına doğru savruldu. (Bu adam kesin Türk ehi.)

 Buradan çıkarılacak dersler

- Her zaman basit çözümler arayın

- Problemleri çözmek için mümkün olan en basit çözümü tasarlayın

- Her zaman çözüme odaklanın.

Evet, bazen en karmaşık problemlerin çok basit bir çözümleri olabiliyor.

Mesele; olaya bakış perspektifimizi değiştirebilmek kanımca. (Amuda kalkar, değişik davranışlar sergiler…)

Kategori: Genel | Yorum (15) | Yazar: admin

Mucize İnsanlar…

Perşembe, 11. Şubat 2010 16:05

Gözü yok ama görüyor.

Ben Underwood isimli bu adamın gözleri üç yaşındayken alınmış. Kanser teşhisi konan genç adam gözleri olmadığı halde aynı yunus balıkları gibi kendi kendine geliştirdiği özel bir yetenekle görmeyi başardı. Sese dayalı görme duyusu geliştiren bu adam en mucizevi insanlar listesinin ilk sırasında yer alıyor.

Soğuğu hissetmiyor

Hollanda’da yaşayan Wim Hof ‘buz adam’ olarak da anılıyor. Buzun altında yüzebiliyor ve buz dolu bir varilin içinde saatlerce kalabiliyor. Mt Blanc dağına bile çok kısa bir sürede tırmanan 48 yaşındaki Wim Hof bu konuda dünya rekorlarına da imza attı.

Beyni ultra hızlı bir güce sahip

Daniel Tammet aslında otistik fakat en zor matematiksel işlemleri ışık hızıyla yapabiliyor. 10 bine kadar olan sayıları özel bir algılama kabiliyetiyle algılayan bu bionik adam ilginç bir işlem yeteneğine sahip. Aynı zamanda dil yetenekleri de bulunan Daniel Tamme çok hızlı bir biçimde ve hiç zorlanmadan lisan öğrenebiliyor.

Unutmayan kadın

Nörobiyoloji uzmanı Jim McGaugh altı yıl önce ilginç bir vakayla karşılaştı. 40 yaşında evli bir kadın ‘yaşadığım hiçbir şeyi unutmuyorum’ iddiasıyla uzmana başvurdu. Yapılan araştırmalar sonunda kadının gerçekten hiçbirşeyi unutmadığı ortaya çıktı. Kadının son 25 yılı üzerinde araştırma yürüten doktorlar kadının en ince detayları bile hatırladığını ortaya çıkardılar. AJ kod adı verilen kadın 25 yıl önce bugün havanın nasıl olduğunu bile hatırlıyor.

Beyin gücüyle eşyaları yerinden oynatıyor

Şimdi kendinizi Matrix filminde gibi hissedbilirsiniz. Çünkü Miroslaw Magola isimli bu adam manyetik bir enerjiye sahip. Her türlü objeyi beyin gücüyle havaya kaldıran ve yerini değiştirebilen bu adam kinetik güçleri gelişmiş bir yaratık.

110 desibel ses gücünde gülüyor

Tayland’da yaşayan 55 yaşındaki Jittarat Wongsomboon bugüne kadar birçok gülme yarışmasına katılmış ve ödül kazanmış.

İnanılmaz ısı enerjisi yayabiliyorlar

Uzmanlar son yirmi yıldır budist rahiplerin özellikleri üzerinde çalışıyor. ÖZel bir meditasyon tekniği kullanan bu rahipler ‘Turn-mo’ adı verilen bir meditasyon tekniğiyle metabolizma hızlarını yüzde 64 oranında düşürebiliyorlar. Aynı zamanda vücut ısılarını da 17 derece kadar arttırma gücüne sahipler.

Acı hissetmeyen adam

Tim Cridland isimli bu adam acı hissetmiyor. Kendini kılıçla kesen ve çivi yatağı üzerinde yatabilen bu adam hiçbir şekilde acı hissetmiyor. Doğuştan böyle bir mutasyona sahip olan Cridland’in beyne giden acı reseptörleri yok.

Helikopter gücüyle el çırpabiliyor

Çinli Zhang Quan sahip olduğu özellikle rekorlar kitabına bile girmeyi başardı. 70 yaşındaki bu adam 107 desibel gücüyle el çırpıyor. Bu seviye de helikopterden çıkan ses gücüne oldukça yakın.

Her şeyi yiyen adam

Cam metal ve toksik maddeleri bile yiyebiliyor. Michel Lotito isimli adamın midesi normalden iki kat daha kalın. Bu nedenle aklınıza gelebilecek herşeyi yiyebiliyor.

Kategori: Genel | Yorum (22) | Yazar: admin

Yeni yılda iki soru…

Çarşamba, 30. Aralık 2009 18:40

Yeni bir yıl geldi.

Geçen bir senenin muhasebesi ve gelecek senenin planını yapmak için kısa bir vakit ayırmanın tam zamanı.

Kendimize iki adet sert soru sormalıyız.

Gelecek hayalim nedir?

Yaşam amacım ve hedeflerim nelerdir? (Bakınız Avucunuzdaki Kelebek/Ahmet Şerif İZGÖREN)

Bu soruların cevapları yoksa durum çok vahim demektir.

Hadi sorun. Daha da önemlisi soruların cevapları olsun.

Aksi takdirde seneler, ömrümüzü tüketmeye çalışan zamanın, kararlı işbirlikçileri olarak yaşamımızla besleneceklerdir.

Herkese bu iki sorunun da cevabı olan güzel yıllar diliyorum.

Gözlerinizi beriltip bakınmayın. Cevap bulun hadi.

Kategori: Ahmet Şerif İZGÖREN, Genel | Yorum (9) | Yazar: admin

Gelecek Öngörüsü…

Pazartesi, 21. Aralık 2009 23:24

*Televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir. İnsanlar her akşam böyle bir kutuya bakmak istemezler. (Daryik F.Zanuck –Twent Century Fox film şirketinin başkanı-1944)

*Bilgisayarlar gelecekte 1,5 ton ağırlığında olacaklar. (Popular Mechanics dergisi-1949)

*Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edibilecek her şey icat edildi. (Charles H. Durll-Amerikan Patent Dairesi Başkanı 1899)

*Uçaklar hoş oyuncaklar. Ama askeri bir değeri yok. (Mareşal Ferdinand foch-Birinci Dünya Savaşı’nda Fransız Orduları Başkomutanı-1911)

*Herkes üç çocuk yapmalı. ( Recep Tayyip Erdoğan-Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı-2009)

Kategori: Genel | Yorum (7) | Yazar: admin

Kifayetsiz muhterisler ve ‘cahil cesareti’ / Anonim

Salı, 1. Aralık 2009 13:25

New York Stern School of Business’te görevli psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan bulguları, yani Dunning-Kruger Etkisi adıyla literatüre geçecek olan teorileri de, Türk sağduyusunun yüzyıllardır “cahil cesareti” dediği şeydir aslında.

Journal of Personality and Social Psychology’nin Aralık-99 sayısında yayımlanan teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der.

Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.Değerlendirme zaafı

İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell Üniversitesi’nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden “testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini” istediler.

En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60′ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70′e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.

En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70′ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü. (Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel de kazandılar.)

İki uzman psikolog bu bilinçsizliği, “kronik kendi kendini değerlendirme (auto-evaluation) yeteneksizliğine” bağlıyorlar. Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu “yetersizlik + haddini bilmeme” kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi.  İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan “yetersiz”, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir “hak” olarak görecektir. “Uyanıklık” bilecektir.

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında “fazla alçakgönüllü” davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince

için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından “ihtiras eksikliği” ile suçlanacaklardır. Üstleri de zaten, genelde “aynı yoldan geçmiş” insanlardır. Buna, insan kaynaklarının, iki benzer CV arasından, “kendine güvenen

ve iyi sonuç alma olasılığı yüksek” adayı tercih edeceği gerçeğini de eklerseniz, Dunning-Kruger Sendromu’nun Peter Prensibi’nin (*) yatağını yaptığı da ortaya çıkar.

 

Sonuçta, “kifayetsiz muhterisler” her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır. Etrafınıza bir bakın, uzmanlara hak vereceksiniz.

 

(*) Peter Prensibi: Her çalışan, iş ortamında yetersiz olduğu noktaya kadar yükselir, der. Bunun doğal sonucu olarak, yüksek makamlar daima yetersiz insanlar tarafından işgal edilir.

 

Kifayetsiz muhterisi nasıl tanırsınız?

1- Gücünü delegasyon bahanesinden alır. Ekibinin orkestra şefi havalarına girer.

2- Çok gürültü patırtı eder, çok şey yapıyormuş havası estirir.3- Koridorlarda hızlı hızlı, düşünceli edayla yürür.4- “Beşer şaşar” diye düşünür. Ama genellikle şaşan beşer başkası değil, kendisidir.

5- Ne olursa olsun, hazırlıklıymış, olacakları önceden biliyormuş gibi davranır.6- Üstlerine karşı son derece kibardır; altındakilere (özellikle de en çok ihtiyaç duyduklarına) kötü muamele eder.

7- İktidar ilişkileri ve göstergeleri onun için çok önemlidir.Astlarına kimin üst olduğunu hatırlatmayı sever.8- İlk denemede başarılı olamazsa, başarısızlığının belgelerini yok etmeyi unutmaz.

9- Talimatlarını post-it ile, e-postayla verir böylece astlarıyla yüzleşmekten kaçar.10- Toplantılarda son sözü mutlaka o söyler, gerekirse başkasının sözünü tekrarlamak pahasına.

*****************************

Tüm bu anlatılanların üstüne Mobbing serpip sıcak servis edelim ehi…

Kategori: Genel | Yorum (1) | Yazar: admin

Hayattan ne öğrendik?

Salı, 1. Aralık 2009 11:54

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.

Işığı gördüm, korktum, ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.

Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…

Ağladım.

Sevmeyi öğrendim.

Sonra güvenmeyi…

Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu…

Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.

Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…

Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Gitmeyi öğrendim.

Sonra dayanamayıp dönmeyi…

Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta…

Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.

Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğini öğrendim.

Düşünmeyi öğrendim.

Sonra kalıplar içinde düşünmeyi…

Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Yaşamayı öğrendim.

Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu…

Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.

Yarıştım onunla…

Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…

İnsanı öğrendim.

Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…

Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.

Kendime yazıyı öğrettim sonra…

Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…

Evreni öğrendim.

Sonra evreni aydınlatmanın yollarını…

Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.

Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini…

Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim…

Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu…

Gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün…

Ve gerçeğin acı olduğunu…

Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,

Ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim…

 - Anonim

Kategori: Genel | Yorum (1) | Yazar: admin

Yeni yılda yeni umutlar olsun. Hep bir son umut olsun…

Pazartesi, 30. Kasım 2009 21:20

Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında, gümbür gümbür oldu yüreği. Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü, neye benzerdi acep gökyüzü?

Bir yandan büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu. Dudağı yarıklar denir, şanslıdır onlar; hani görüpte gökyüzünü ve insanı, oltadan son anda kurtulanlar. Ne çare, balıkçının parmakları acımasızca kavradı onu; küçük istavrit anladı yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği; oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.

İnsanlar gelip geçtiler önünden; bir kedi yalanarak baktı gözünün içine; yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı ve bir de yeşil yosunu.

İşte tam o sırada eğilip aldım onu; yürürken deniz kenarına; bir öpücük kondurdum başına. İki damla göz yaşından ibaret sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öylece bakakaldı; sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederimi söküp atarak teşekkürü de ihmal etmemişti; bir kaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak.

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler; neden yaptın bunu, niye? “Bir gün” dedim, “Bulursam kendimi yeşil bir leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir umudum olsun diye.”

- Anonim

Yeni yılda hep bir son umudumuz ve bu umudu verecek birileri olması dileğiyle…

Kategori: Genel | Yorum (1) | Yazar: admin

Bayram Kutlaması

Pazartesi, 30. Kasım 2009 21:14

Gazetede okuduğum bir haberi akıtıyorum :

Kaymakam Yıldız, 3 çocuk ve 10 torun sahibi olan, 5 nesli gören 102 yaşındaki Hatice Aktaş’ı bayram dolayısıyla ziyaret etti. Yıldız’ın elini öperek, “Bir isteğin var mı, ben kaymakamım, sana yiyecek göndereyim, kömür vereyim” teklifinde bulunduğu yaşlı kadın, “Oğlum, buraya kadar geldin, beni bahtiyar ettin. Allah sana hacıya gitmiş gelmiş sevabı yazsın. Ben hayatta haram yemedim. Çocuklarım bana bakıyor. Sen git yardımını fakir olanlara yap, onların duasını al” dedi.

Tünelin sonundaki ışık bu işte… Can çekişen değerlerimizin boğuk yaşam feryadı bu sözler.

102 yaşındaki bu güzel insanın söyledikleri, tarihten günümüze gelen ve bu coğrafyada hala varlığımızı sürdürebilmemizi sağlayan değerler manzumesinin damıtılmış hali gibi.

O’nun varlığına şükranlarımı sunarken herkesin bayramını kutluyorum.

Kategori: Genel | Yorum (0) | Yazar: admin