Genç Bir İşadamına / Emre YILMAZ – II

*        Aşıkken sakın evlenme. Bekle, iyileş ve kararını ver. Sarhoşların, delilerin ve çocukların yaptıkları mukavelelerin geçerli sayılmaması gibi, aşıkların evlilik sözleşmelerinin de hukuken geçerli olmaması gerekir. Maalesef hukukta  henüz aşk anormal bir durum olarak kabul edilmiyor.

         Gerçek aşklar bitmeyi bilen aşklar olduğuna göre, insanlar ya hep sahte aşklarıyla evleniyorlar ya da evlenerek gerçek olanı öldürüyorlar.

*        Bir orospunun; bir inşaat işcisi, bir avukat veya köşe yazarından ne farkı olabilir? Hepimiz vücudumuzun bir kısmını satarak geçiniyoruz. Kimimiz kollarımızı, kimimiz beynimizi, kimimiz bedenimizi…

           Üstelik ben bir şeyimi satacaksam, bedenimi satmayı bir çoklarının yaptığı gibi beynimi, düşüncelerimi  veya ruhumu satmaya tercih ederim. Orospu; bir insanda bulunan belki en değersiz uzvu satmakla hepimizden daha iyi bir ticaret yapmaktadır.

*        Toplum ve medeniyet denilen belaların neredeyse tek varoluş sebepleri, insanların duygularını ifade ediş biçimlerini kısıtlamaktır.

*        Maskeler kolay takılır, zor çıkartılırlar. On iki ay devamlı taktığın bir maske ise yüzüne yerleşmeye başlar; bir kaç sene sonra ise cildine siner. Eski yüzünü belki bir kaç çocukluk arkadaşın dışında kimse hatırlayamaz. Hele sen asla! İşte bu halin için yeni arkadaşların “ne kadar natürel, ne kadar olduğun gibisin” diyecekler. Yırttın!

*        Yetmiş yaşlarında mutluluğu “gerçek başarı” olarak görecek kadar başarılı olanların hepsi, otuz yaşlarında başarıyı “gerçek mutluluk” olarak görüyorlardı.

*        Birçok açıdan bizlerden 2500 yıl ilerde olan Yunanlılara göre ise, mutlu olup olmamak önemli değildir. Mutluluğa layık olmak önemlidir. Mutlu olmak istiyorum diyen adama önce bir sorarlardı – sen mutlu olmayı hak ettin mi, bakalım? Hak edebilmenin şartı ise erdemli olabilmekti. Erdemsiz insanın serveti, sıhati veya kudreti onu hiç bir zaman mutlu yapmaya yetmezdi. Oysa erdemliler zindanlarda bile mutluydular.

*        Servet, aptalların yegane erdemi,

          Erdem ise akıllıların yegane servetidir.

          Veya,

         “vita non est vivere sed valere”

        Hayat sadece yaşamak, yaşayabilmek değildir, enayiler. Bunu zaten örümcekler, karasinekler ve kertenkeleler bizlerden daha iyi başarıyorlar.

          Hayat, yaşamaya layık olmaktır.

Bilgi Paylaştıkca Çogalır...

20 Cevaplar Kime:“Genç Bir İşadamına / Emre YILMAZ – II”

  1. Hayatını birey olarak istediği gibi yaşayıp doygunluğa ulaştıktan sonra evlenenler daha mı başarılı evlilikte?Hiç sanmıyorum .Bu birazda karşındaki insanla taşları ne kadar yerine oturtabildiğinle alakalı.Hayat mı yaşamaya layık olmaktır?Yaşamak mı hayata layık olmaktır? :gila:

    *****************************

    Kimin daha başarılı olduğunu bilmiyorum. Bildiğim tek şey; evliliğin insan tabiyatına aykırı bir müessese olduğu.
    Toplumun kendi çıkarları uğruna dayattığı bir olgu evlilik.
    Diğer yandan hayat yaşandığı kadar vardır.

  2. Bana göre de evlilik çok da olması gereken bir durum değil.Ama bunu yıllar önce değil şimdi yaşadıklarımdan ve çevremde yaşanılanları gördükten sonra söyleyebiliyorum.Bence insanlar nasıl mutlu ve huzurlu olacaklarsa hayatlarını öyle yaşamalılar.Çünkü dünyaya bir kere geliniyor.

    ****************************

    Bi de yedek parçamız yok.

  3. Evliliği şöyle düşünmek en doğrusu.. “bana verilen yetkiye göre” diyor adam… yani adamın soru sormaya bile yetkisi yok! ve böyle bir yetkisiz şapşal, seni bir adamın koynuna sokmaya cemiyet gözünde yetkili oluyor…
    Ve sen evli ve de namuslu bir kişi olarak yetkisiz bir kişinin izniyle zina yapıp duruyorsun!!!
    İşin daha acı daha traji komik yanı ise, seni hiç görmeyen tanımayan adını bile bilmeyen bir kırmızı cübbelinin (sakalsız olanı) “şiddetli geçimsizlik” yaşadığına hükmedip meşru yapılan zinayı gayrimeşru hale getirmesidir.. artık aynı yatağa giremezsin.. Haa bir de artık aynı soyadını taşıyamazsın!!

    Yeryüzünde saygı duyulmaması gereken tek müessese evlilik olduğu halde,…. neden deli gibi aşklarını bir an önce boğazlayabilmek için bu gayya kuyusuna girerler bu insanlar anlayamam.. Sadece kırsal kesimdeki, medeniyetin kaç dişi kaldığını bilmeyen(!) erkeklerin tek kurtuluşu evliliktir.. hem hizmet görür.. hem de üstüne para vermez!

    Aşk ise, sana sormadan gelir, yakar yıkar tahrip eder… üstelik mutlu eder sarhoş eder.. sonra yine sana sormadan çekip gider!

    Yaaa başkanım işte böyle!

    aynı lisanı mı konuştuk ne????

    ****************************

    Güzel insan,
    Yorumun, düşüncelerimin kelime giymiş hali.

    Yorumunu okuduğumda nedense birden Bekir YILDIZ’ın “Evlilik Şirketi” kitabından bir bölüm aklıma geldi. ( Bu nasıl oldu bilmiyorum? Kitabı okul yıllarımda okumuştum, neyse arayıp buldum o bölümü. oh )


    “Yanlış anlama” dedi adam. “Ayrılamayız demek istiyorum ben. Çünkü senin ne denli güçsüz olduğunu salt ben bilirim. Yıllardan beri savunduğun düzenle, senin aranda siper oldum ben. Yanılıp aranızdan çekilsem, ilk tekmeyi savunduğun düzen atacaktır sana. Bu fırsatı vermem ona. Sen de beni bırakmazsın hem. Çünkü namuslu olmaktan başka, hiç bir özelliğin yok senin. Evlenmekle, namusunun bekçiliğini de bana yaptırıyorsun. Tembel kadın…”
    “Namuzsuz bir kadına düşecektin ki” dedi kadın, ağlamaklı bir sesle. ” Oh olurdu o zaman. Ah Tanrım!”
    “Namuzsuz olmak, tembel olmaktan daha zordur” dedi adam. “Onlar yüzlerce adamla yatarak hayatlarını kazanırlar, oysa sen, tek kişiyle yatarak…”
    “Sen…Terbiyesiz…”
    “Sözümü kesme” dedi adam, aceleyle. ” Seni değil, evliliği yutturdular bana. Vitrinde güzel görünen elbise gibi… Biraz giyince ayağımı vuran ayakkabı gibi… ”

  4. Bu genç işadamı da bitmek bilmedi.
    Mutsuz bir evlilik yapmış olsam belki canım yandığı için yazar dökerim….
    Evlenmemiş olduğum için bana atıp tutması kolay….çünkü bekarım…
    Nikahsız bir birlikteliğim zaten olmadı…
    1-Ciddi anlamda mesut evlilikler de var….
    2-Ciddi anlamda mesut nikahsız birliktelikler de var…
    3-Ciddi anlamda mutsuz,kağıt üstünde yürüyen evlilikler de var.
    Bilemem ben evlilik kurumuna saygı duyuyorum.Nikahsız birlikteliklere de saygı duyuyorum.Kafam karıştı ben en iyisi susim.
    Çünkü yazıyı yazan arkadaş çok dertli yazık ya hay Allah….

    ******************************

    Keşke sorun; dertli ya da dertsiz olabilmek, mutlu ya da mutsuz olabilmek olsa.
    Çünkü sorun bunlar olsaydı, çözüme ulaşmak pek de zor olmayacaktı.
    Sanırım sorun; medeniyet ve toplumun bize sunduğu doğru ve yanlışları sorgulayabilecek cesaretimizin daha küçük yaşlarda elimizden alınmış olması…
    Sorun, toplum dayatmalarının mengenesinde büzüşen akıllarımız…

  5. Kendi yorumumu okurken yukarıda yaptığın yorum gözüme çarptı Yıllar önce okuduğum Bekir Yıldız kitapları aklıma geldi Halkalı Köle de evlilik ve kadın erkek ilişkileri üzerine yazılmış bir romanıdır.Ayrıca Kerbela adlı kitabı da güzelde buradan paylaşmak istedim.

    ****************************

    Bekir YILDIZ’ı seviyorum ben. Okurken dinleniyor bünye.

  6. Tolstoy bir kitabında evlenmeyi birlikte olmak olarak yorumlamıştı. Ancak sevdiğin biriyle paylaşabilirsin duygularini, düşüncelerini ve ancak aşık oldugun biriyle paylasablirsin bedenini….Bir insanın kendine dürüst olması için kaç şahide ihtiyacı vardı?

    ************************

    Sanırım aşk iki iken bir olabilmek.
    Bir insanın kendine dürüst olabilmesi için en güvenlir şahit kendisi kanımca.
    Çünkü başkalarını kandırabiliriz ama kendimizi asla.

  7. miracle says:

    Aşk bir hastalık mı? Asla iyileşmek istemiyorum. Belki de bu bir itiraftır:))

    ********************************

    Zaten tedavisi yok. Belki de insanı mutlu kılan tek hastalık budur.

  8. Asitavandas says:

    MADEMKİ BİR İNSANIM

    Sn Emre Yılmaz çok radikal ve sert söylemleri olan birisi. Baş eğmeyene, göğüs gerene, meydan okuyana her zaman sempati duyar ayırırım onları diğer insanlardan. Ne ki bu kez fazlaca abartılı, gereğinden fazla “kaptırılmış” bir durum var.
    Evlilikten daha çok şu vücudunu satma olayı kurcaladı kafamı. “Satılan en değersiz organ(organımız) oramız”. Önce saptamayı anlamaya çalışıyorum neye denk geliyor? Kadınların (Erkeklerin de olabilir) para veya bir bedel karşılığığında seks yapması olağandır, hatta diğer çalışma biçimlerinden daha ehvendir, çünkü sattığımız şey en değersiz organımızdır demek istiyor.Senin deyiminle hönkkk diyorum nasıl yani! Oramı buramı yokluyorum elime gelen organlarımın değerlerini düşünmeye başlıyorum, değer sırasına sokuyorum, sonra onlara göre felsefe, yaşam biçimi oluşturmaya çalışıyorum olmuyor. İç organlarım aklıma geliyor birden, onları da değer sırasına sokmaya çalışıyorum: Midem önemli bir numara derken aklıma beynim geliyor, hemen sırayı değiştirip bir’e beynimi yazıyorum. Böbrek böbrek o da çok önemli hem satılabiliyor ya kalbim? bak şimdi küt küt atmaya başladı. Ben bu organ değerlendirme işini yapamadım, satışı ise dahada zor…
    Erdemli olmayı önemsiyor Emre bey en başa koyuyor. Doğal olarak benimde aklıma şu soru geliyor: İnsan vücudunu satarak erdemli olabilir mi? “Mutluluğa yakın olabilir mi?”.
    İnsanın kendini değerli hissetmek istemesini, Hegel en temel ve insanca istem olarak buluyor. Aşkın ruhsal temelinide buna dayandırıyor. Orda “istediğini istemek” oyunu vardır. Aşk sürdükçe oynanır bu insanca oyun, siz buna karşılıklı beğenmek, karşılıklı değerlileştirmekte diyebilirsiniz( O sizi beğenip kendinizi değerli hissetmek duygunuzu ulularken, aynı şeyi kendiside beklemektedir). Aşıklar birbirini daha çok anlarlar ve daha çok beğenirler ve bu daha çoğun sınırı yoktur aşk sürdükçe o da sürer. Aşkın sevgiye dönüşmesiyle bu oyunun hızı kesilsede sevginin temel kaynağı varlığını o ilişkide, sürdürdüğü müddetçe karşılıklı değer verme, beğenme, “istediğini isteme” sürecektir. Bu duygu insana has insancadır, onu demek istiyor Hegel…
    Kendisine önem ve değer verilmediğini hisseden insan ister erkek, ister kadın olsun karşısındaki ile sevişse(sevişebilse) ve bundan haz da alsa, kendini aşağılanmış hisseder. Bu durumda insan “mutluluğu hakketiğini” düşünebilir mi? Düşünebilir mi Emre???

    ****************************

    Emre’nin söylemlerinde radikal bir yaklaşım olduğunda hem fikiriz.
    Bir kısmı abartılı ve haddini aşmış ifadeler.
    Fakat bu söylemlerin insanın düşünce perspektifi üzerinde etkisi de o denli radikal oluyor.
    Okuyanın enformasyon süzgecinden geçmediği sürece zarar dahi verebilecek türden yazılar esasında.
    Fakat ben burayı okuyan kişilerin sağlam bilgi ve algı süzgeçleri olduğunu değerlendiriyorum.
    Bu arada en değerli organ konusunda müdür fıkrasını tavsiye ediyorum. :)
    Aşık olunan bir kişiyle yaşanan seks ise Tanrı’nın bir lütfu olsa gerek.
    Çünkü bu durum, organik sistemlerin mekaniksel üreme faaliyetinden çok başka bir şey.
    Aşkın dışarı püskürdüğü bir ritüel adeta.

  9. Mehmet Yücel says:

    İhanet

    İki yüz ihanet, yalan ihanet.
    Vurgunlar ihanet, talan ihanet.
    İnsanı insandan çalan ihanet.
    Haksız yere hüküm salan ihanet.

    İhanet, söz verip sözünü yutmak.
    İhanet, gizlice çelmeler atmak.
    İhanet, değeri değmeze satmak.
    İhanet, beyhude gaflete yatmak.

    İhanet, vatana sahip çıkmayış.
    İhanet, gereksiz, yersiz arayış.
    İhanet, dar günde puşta yarayış.
    İhanet, gür diye bir kel tarayış.

    İhenet, bir dostun boşuna kaybı.
    İhanet, insana insanlık ayıbı.
    İhanet, bozmaktır adil adabı.
    İhanet, yanlış yapmaktır hesabı.

    İhanet, birini hiçe saymaktır.
    İhanet, tuzaktan zevkler duymaktır.
    İhanet, kalleşçe gözler oymaktır
    İhanet, vicdanı elden koymaktır.

    Mehmet Yücel

    ************************

    İhanetin en acısı insanın kendine yaptığı ihanettir…
    Başkalarına yaptığımız ihanetten sıyrılabiliriz belki ama kendimize yaptığımız ölene kadar bizi takip eder…

  10. Belki bazı şeylere vurgu içindi ama orospuluğun çok hafif birşey olmadığını düşünmekle birlikte yazı harikaydı. Beyninin ürettiğini satıp evine gitmek, el emeğiyle çivi çakmak, demir bağlamak gücümüzün marifetimizin ortaya çıkanını satmakla bir kadının bedenini satması çok farklı. Para verip bir bedene sahip olmak..ruhu ve hisleri kenara koyup bedeni satmak, belki bir ayyaşa, belki bir pisliğe veya temize ne farkeder, çok farklı bence.
    Beyninin ayrıcalıklı becerisini satmak, çeşitli boyalardan bir tablo yapıp satmak, ve bedeni satmak….
    Seks gerçekten bir lütuf, ve birçok insanın zaafı, bu zaafı meslek haline getirip para kazanmak…..
    Evlilik severek bir hayatı insan gibi paylaşmak olduğunda anlamlı saygıdeğer, içinde saygı ve sevgi olduğunda saygıdeğer..sırf muhtaç olduğumda yanımda biri olsun diye olduğunda değil tabiki.
    Uzun ve derin bir konu aslında..ama yazı çok güzeldi.

    ***********************************

    Bu konuda sevdiğim bir yazıyı akıtmak istiyorum:

    “Yaptıklarını seven insanlar, bağımlı değillerdir. Sevenlerin, satacak zamanları olmaz. Yalnızca sevmeyen kişiler ücret karşılığında bir işe konulabilirler. Seven bir kişiye paha biçilemez.

    Ücretle çalışanların en büyük yanılgılarından biri, verdiklerinin karşılığını aldıklarını sanmalarıdır. Halbuki, gelir sayılan bu maaş, ücret veya ödeme, aslında bağımlılık durumunun oluşturduğu hasarların ancak çok mütevazı, kısmi bir tazminatıdır.

    Ekonomi çalışma değil mutluluk üzerine kuruludur. Mutluluk ekonomidir.

    İnsan ancak kendisini seçebilir! Aşık olman, hala sorumluluktan bir kaçış yolundur. Sevdiğine inandığın kadın bile, bağımlılığa düşkünlüğünün bir yansımasıdır.

    Dışarıda bir şey olmadığını, evrende tek başlarına bulunduklarını, başlarına gelen her şeyin ve içinde bulundukları durumların tek sorumlusunun kendileri olduğunu ancak kendilerini bilenler keşfeder. (http://www.benoyum.com/?p=342 )”

    -Tanrılar Okulu Düş Öğretisi kitabından / Stefano Elio D’Anna

  11. Anjelika7 says:

    Yazıdan çok, yapılan yorumları ve de senin cevaplarını okumaktan keyif aldım ben, sıradışı bir insansın, gerçekten.
    :thumbup:

    **************************

    Sıraya girmek istiyorum ama ittirip kaktırıyorlar, istemesem de sıradan çıkıyorum o zaman.

  12. Anjelika7 says:

    Hah hah ha! Çok güldürdün beni…
    :genit:

    ********************

    Gülmek ne hoş.
    Kahkahalar atmalı bünye.

  13. bundan yaklaşık 10 sene önce arkadaşları ile otururken aralarında kim daha önce evlenir diye tahminde bulunuyorlar ve o sırada hali hazırda 3 senelik bir ilişkisi olduğu halde en son evlenecek kişi olarak uğuru seçiyorlar:)uğur evlilik kurumuna çoooook karşı.
    aradan üç sene geçiyor uğur evleniyor.(ikinci sırada)
    bugün uğurun 3 kızı var ve eğer bukadar tatlı olacaklarını bilseydim seninle ilk tanıştığımızda evlenir ve hemen çocuk yapardım diyor.

    *******************************

    Devlet büyüklerinin öğüdüne uymuş olmanın mutluluğu da cabası. ehi.
    Bi de tatlı insanların tatlı çocukları olur.

  14. yaşarken ölmeyede layık olmalı mı insan?

    ************************

    Herkes layık olduğu hayatı kendi belirler.
    Nasıl ölürken yaşayamazsak, yaşarken de ölemeyiz.
    Ancak şu bir gerçek ki ölürken cidden ölürüz. ehi.
    Bi de sadece bir defa ölürüz…

  15. Zor yerden gelmiş bu yazı, hiç çalışmadığımız yerden sorular çıkarmış… Evlilik yaşlılığa yapılan bir yatırımmış, gençliğe uygun değilmiş esasen. Öyle derler. Ama nesil nasıl çoğalacak bu kanunlar altında onu bilemem. Medeniyete davet eden ama medeni olmayan sonuçlar doğuran kanunların olmadığı bir yerde insan topluluklarının olması, mutlu mesut, bol eşli, bol çocuklu, aşk çocuklu, e tabi mülkiyetin de olmadığı bir yer ayrıca hayalim ama ne yapalım şimdi burdayız. :)
    Sonuç: Hayat boş eğlen coş :)
    Buyrun bu da bununla ilgili üstadın bir yazısı;
    http://ekonomi.milliyet.com.tr/kolay-yasa-sakin-ol/ekonomi/ekonomiyazardetay/12.05.2012/1539389/default.htm
    Sevgiler…

    *********************************************

    Emre YILMAZ’ın tarzını seviyorum. Çünkü sadece çalışmadığımız yerlerden soru sormakla kalmıyor, bazen kortekse usturuplu bir tokat da atıyor. :)
    Bu arada bence hayat deneyimlendiği kadar vardır. Hangi yolu seçtiğimiz kadar yolda neler deneyimleyip neler hissettiğimiz de çok önemli.
    Sonuçta hayatın çok net bir gerçeği var: Ölüm.
    İşte bu gerçektir ki hayatı hem çok boş, hem de çok yaşanası yapan.

  16. Çok kısa süre önce o ölüm denen gerçekle burun buruna gelmiş biri olarak, kesinlikle haklısın diyorum… Şakası yok, emin olun…

    *************************

    Hı hı. Biliyorum.

  17. imagine says:

    yine ben yine 2 yıl sonraki yerdeyim… hayalini kurduğum komün de kurulmadı hala… ve erdem nedir diye takıldım bu kez okuduklarıma, o gün taklımamışım şimdi okudum da yorumumu… ilginç!

  18. Hayat ilginçlikler ve sürprizlerle dolu. Ne hoş. :)

  19. öz hakiki misafir says:

    “Hayat, yaşamaya layık olmaktır” tartışmaya açık bir ifade.

  20. Yaşamaya layık edemediğimiz bir hayatın ne kadar anlamı olabilir?

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[+] kaskus emoticons nartzco

İfade eklemek için tıklayınız.

SmileBig SmileGrinLaughFrownBig FrownCryNeutralWinkKissRazzChicCoolAngryReally AngryConfusedQuestionThinkingPainShockYesNoLOLSillyBeautyLashesCuteShyBlushKissedIn LoveDroolGiggleSnickerHeh!SmirkWiltWeepIDKStruggleSide FrownDazedHypnotizedSweatEek!Roll EyesSarcasmDisdainSmugMoney MouthFoot in MouthShut MouthQuietShameBeat UpMeanEvil GrinGrit TeethShoutPissed OffReally PissedMad RazzDrunken RazzSickYawnSleepyDanceClapJumpHandshakeHigh FiveHug LeftHug RightKiss BlowKissingByeGo AwayCall MeOn the PhoneSecretMeetingWavingStopTime OutTalk to the HandLoserLyingDOH!Fingers CrossedWaitingSuspenseTremblePrayWorshipStarvingEatVictoryCurseAlienAngelClownCowboyCyclopsDevilDoctorFemale FighterMale FighterMohawkMusicNerdPartyPirateSkywalkerSnowmanSoldierVampireZombie KillerGhostSkeletonBunnyCatCat 2ChickChickenChicken 2CowCow 2DogDog 2DuckGoatHippoKoalaLionMonkeyMonkey 2MousePandaPigPig 2SheepSheep 2ReindeerSnailTigerTurtleBeerDrinkLiquorCoffeeCakePizzaWatermelonBowlPlateCanFemaleMaleHeartBroken HeartRoseDead RosePeaceYin YangUS FlagMoonStarSunCloudyRainThunderUmbrellaRainbowMusic NoteAirplaneCarIslandAnnouncebrbMailCellPhoneCameraFilmTVClockLampSearchCoinsComputerConsolePresentSoccerCloverPumpkinBombHammerKnifeHandcuffsPillPoopCigarette